 |
Yılmaz Yıldırım |
|
|
"Vurun Kahpeye" ve "Kahpe
Kader"
|
Yıl 1975. Ağustos ayının
bilmem kaçı... Anacığımın her seneki aceleciliği
yüzünden tüm aile kışlık odun kırmakla meşgulüz ( Gözünü sevdiğimin
doğal gazı).
Abimle birlikte o sene, abim ikinci ben ilk olmak üzere üniversite
sınavına
girdik, o aralar sonuçları da bekleşiyoruz. Şimdiki gibi internete
zıpla,
şıppadanak ( anında ) sonuçları öğrenemezdiniz. İllaki postacı sonucu
getirecek,
önce kazananlarınki gelir. İlk fasılda gelmedi ise yandınız yine
şıppadanak
kazanamadığınız belli olur, puanınız sonra gelir biraz yüksekse ön
kayıtla bir
yerlere girebilirdiniz.
İşte o gün odunun meşguliyetinden burnumuzun dibine kadar gelen
postacıyı
görmemişiz. Onun “Yılmaz Yıldırım siz misiniz?” Sorusu ile hepimiz ona
döndük.
Sarı büyükçe zarf elinde “ hadi hayırlı olsun” deyip, bir elinde zarf
öbür
eliyle bahşiş bekler mevlevi pozunu takındı. Annemin tamam okeylemesi
ile zarf
elime geçmiş bir saniyede açıp “ H.Ü Fizik Mühendisliği Fakültesini 500
bilmem
kaç puanla tutturduğumu öğrenmiştim.
O anda odun kırma işlemi bitmiş, koşturarak eve çıkmıştım....
Nerden bilecektim ki beni nelerin beklediğini, neler yaşayacağımı..
Neyse, biz o sevinçle abimin kazanamadığını bile birkaç saat sonra
farkedip, o
ana kadar sevine bilmiştik. O’ nun ikinci senesiydi o kazansa daha çok
sevinebilir, ikimiz birden kazanabilseydik herhalde fıttırırdık. ( Aç
Parantez o
sene, abimde ön kayıtla sevdiği bir bölüme girmişti.). Neyse biz bize
gelelim
saadet mi ? sadet mi? ona.. Sizlerin yine sizler kadar değerli
vakitlerini
almayıp, Eylül 1975- Eylül 1980 tarihleri arasında o anarşinin en
şiddetli
yıllarında geçen H.Ü. Beytepe Kampüsü anılarımı başka bir yazıda
anlatacağım.
Albert abimin teorisini ( bilmeyenler için –izafiyet miydi neydi ?)
gerçekleştirip biz, birden 5 yıllık üniversite hayatının sonuna Mayıs
1980
yılına gelelim. O beş yıl içerisinde biz apartmanlı olup, kuzenlerle
altlı üstlü
dairelerde oturuyorduk. Sınav dönemiydi.. Benim anamın ağladığı bu
dönemde bir
derse, en az 4-5 kitaptan çalışman gerekir, masanın üstü ana- baba
gününe
dönerdi. İşte böyle günlerden bir gün, okuldan eve gelirken, kuzenin
rahmetli
annesi ( Dünya tatlısı biri benim danışmanım, yol göstericim,
uykularımın
katili) her günkü gibi camdan çay bardağını bana göstererek yukarı
çıkmadan
onlara uğrayıp çay içmemi işaret etmişti. Nasıl reddederdi benim gibi
bir
çaykolik bu teklifi, hemen zıpladık...
Evde, Kuzen çay içiyor koltuğa yayılmış, elinde bir kitap okuyor. Hoş
beş faslı
bitip çayları yudumlarken farkettim ki “Vurun Kahpeye” adlı romanı
okuyor....
Hemen 2 yaş büyüklüğün havasını kullanmak tecrübeli Student of Hacettepe
Unuversity öğrencisi olduğumu belli etmek için başladım fırça atmaya
“oğlum
sınav dönemi ,şimdi bu kitabı okumanın sırası mı ? dedim.(Çünkü o daha
1. sınıf
çömez üniversiteliydi.) işte vurun kahpeye ve kahpe kader onun verdiği
cevapla
başlamıştı. Dedi ki “ oğlum (terbiye yok ki herifte 2 yaş büyüğüne, o da
aynı
tarzda seslenir huyudur!) vallahi ders çalışıyorum özeti çıkacak,
sınavda
sorulacak. Kendime Hacettepeye lanetlere başladım şöyle bir dersimiz yok
diye...
Neymiş efendim, F = ma , yok R = V/I ezberle dur...(Bunlardan başkası
da
aklımda kalmadı ya)
Yine biz saadet hanıma gelecek olursak , o sene bir arkadaşla iddia
uğruna
tekrar girdiğim Üniversite sınavında Kuzenin okuduğu fakülteyi kazanmış
kakır
kakır hatta biraz daha fazla gülmüştük.. kader artık yeşilçamvari ağını
örmeye
başladı, biz Hacettepeye ne kadar lanet okuduk ise onlarda bize okudu.
Tamamen
hoca kazığı, biz ayrılmak zorunda kaldık.. Kayıtların 1 gün uzatılması
ve o
günün mesai bitimine 10 dakika kala yaptırılan kayıt, aynı dönemin
mayısında
elimde “ VURUN KAHPEYE “ kitabı bana özet çıkartma görevini vermişti...
Hala
hayıflanırım ki o zamanlar keşke “ KAHPE KADER “ şarkısı da olsaydı ne
uyardı
ama.... :)))))))
- Yılmaz Yıldırım'ın diğer yazıları: Ben köyümü özledim
- Yılmaz Yıldırım'ın diğer şiirleri:
Gülüm
- Hatırlar mısın?
- Yılmaz Yıldırım'ın diğer şiirleri:
Gece
Feneri
- Yılmaz Yıldırım'ın diğer şiirleri:
Geceler
Karanlık (idi)
|
 |