portakal
ağacının olduğu o parkta sesimi içimde gizli tutarken günü
karanlıkla tanıştırdım. güneşin zaman zaman başını bulutların
arkasından çıkararak havayı ısıtmasının rüzgarın hiç hoşuna
gitmediğini düşünüyorum. o parkta seçtiğim masaya garson bir fincan
çay getirdi. yalnızlığıma dokunur gibi 'afiyet olsun' derken
gözlerimdeki endişe gözlerine düştü. Üşüsem de bu saati
tüketmeliydim. belki çıkıp gelirdin, elinde siyah bir defterle.
eskisinde çok üflerdin acıyan yanlarıma.
'kim
kıyabilir ki sevdasını unutmaya?' yoldan geçen kırmızı minibüs
yağmur birikintisindeki suyu küçük bir çocuğun üzerine sıçrattı. su
kabı, beslenme çantası, mavi önlüğü ve kocaman kara gözleriyle baka
kaldı arkasından. çoğu zaman yan yana dururken sustuk bizde.
elimizdeki sevdayı unutmaya kıyamazken, derin sessizlikler
içimizdeki uğultularla bozuldu. hangi cümleler kapı aralığından
bakan kara gözlerini anlatabilir?
artık ne
söyleyeceğimi bilmiyorum. yağmur böyle ansızın iniverdi bir
patikadan yoluma. saçlarım, yüzüm uzun kuru bir iklimi yaşamaktan
öyle çok yorulmuş ki oturup, ağladım. otobüs durağında geride
bıraktın beni. peşin sıra her zamanki kuşlar göğe yükseldi. bulutlar
taze sevinçler edindiler yeryüzünden. terk etmelerinden kalan
çığlığını yutkundum. boynumda asılı duran hiçbir yere ait anahtarı
çıkarıp yağmur birikintisine attım. beni üzdün, saçlarımı ellerinden
yoksun bırakarak.
kapı
gıcırtısı, sallanan kavak ağacı, koşuşturan bir yığın insan. hayat
devam ediyor. dallarından birine serçe konuyor dut ağacının.
iskemlede oturmuş kahvesini yudumluyor bir ihtiyar. postacı yine
başı önde geçip gidiyor evimin önünden. balkon penceresinden her yer
öyle yabancı geliyor ki, içimde sıkışıyor hayalin. seni her hatırıma
getirmemde bir mumu yeniden yakıyorum. öyle bir gölgelendiriyor
içimde seni. büyüyor gölgen. gece desem değil, sesime
'mutlumu-yum?'diye soracak olsa biri, adına ait cümlelere izin
veriyorum.
kır
çiçeği, papatya, bir avuç nergis kurusu, kokusunu özlediğim gelsin
beklerken, yokluğunda vazomda birikti durdu. yağmur olsa yalın ayak
değecek yüzüme adımları. kalkıp içimdeki pencereden baksam, hiç bir
otobüs durmayacak evin önünde. şimdi gece, keman sesine tiz bir
kadın çığlığı ayak uydurdu.
sıkışıyor
bir çekmece içine hayata ait iz düşümleri. bir kaç kağıt parçasına
karalanmış sitem dolu mektuplar. hiç bir resmi olmadığı için hayal
meyal çizilen siluet. acı veren ne olursa olsun bahar kendini
dışarıda iyice hissettiriyor. erik ağaçlarına düşen beyazlık, elini
ceblerime üşüdüğün için soktuğun zamanlara döndürüyor. seni nerelere
koymuşum içimde görmemek için? durmuyor sancısı yokluğunun, öyle bir
yarasın ki bunca zaman sonra çıkıyorsun gün yüzüne. sesini, yüzünü
yanımda oluşunu özlemekle yetiniyorum.
ne önemi
var ki bütün resimler solarken, üşümüş bir tomurcuk olsun bu sabah
açmaya içerlenen. bu nisan, bir yanımın noksanlığını eskittim
yalnız. kısır şimdi sensiz geçen günler. uzun bir yağmur başlarsa,
inanma. dinmemiş sızısı içimin ağrılarının. sandalyemin yalnızlığını
bitir, dön.
- Serkan Türk'ün diğer yazıları: Susma
- Serkan Türk'ün diğer yazıları:
Üfleyince geçsin canımın acısı
- Serkan Türk'ün diğer yazıları:
Çizgili Ölüm
-
Serkan Türk'ün diğer yazıları:
Tire
-
Serkan Türk'ün diğer yazıları:
Anneyle Sınanan