 |
Serhan Altıparmak |
|
Bugün kime inanıyorsunuz?
|
- Bir
elma vardır çocuğun kafasının tam üstünde... Babasının elinde bir ok ve yay.
Çocuğun adını bilmiyorum ama babasının adı Giyom Tell.
Okun ucu hedefin tam ortasını bulur ve havada bir ıslık sesi duyulur.
- Kevin
Costner'ın
Robin Hood'undaki
gibi değil hem de... Esastan. Gider, gider, gider ve elmayı tam ortadan ikiye böler.
Babanın inandığı, çocuğun güvendiği, kimsenin ihtimal vermediği gibi üstelik. Tell, sonradan Cüneyt
Arkın'ın
filmlerinde tebessüm ettiği gibi tebessüm eder, üstdudağının sol kenarıyla. Her
çocuk gibi o adını bilmediğim çocuğun da babası kahramandır işte bir kez daha.
Zaten hiç korkmamıştır ki çocuk. O hep güvenirdi zaten babasına. Babası da
inanırdı oğlunun güvenine. Yoksa, o güven olmasa konmazdı ki o elma, o kafanın
üstüne ve olmasaydı o inanç atılmazdı ki o ok, o elmaya...
- Sizin
kafanızın üzerindeki elma ne renk? Bırakın Gyom Tell'i
ve oğlunu bir tarafa, siz inançlarınızı nerede saklıyorsunuz? İhanetler tarihinin
size ait fasikülü kaç forma? Mutsuzluklarınızı kime sattınız yok pahasına?..
- Önce
inançlar kirlendi. Ekmekler ondan sonra bozuldu zaten. Artık hiçbir çocuk öcüden
korkmuyor. Periler zaten çoktan kalktı tedavülden. Artık olmayan veya zaten hiç olmamış
olan şeyleri sadece iki şey vareder: Hatırlamak ve inanmak. Birileri bizi
hatırladığı müddetçe varolacağız. Sanatçıların kendisini parçalaması bundan.
- Eskiden
kahramanlar vardı. O zamanlar başka güçlere mi ihtiyacımız vardı, yoksa kendimizden
başka şeylere de inanabilme kontenjanımız mı açıktı pek kestiremiyorum. Şimdi
hangi çocuk yutar Cindirella
dolmalarını? Bugünün prensleri beyaz atlarla değil kırmızı spor arabalarla
dolaşıyorlar özel bir kadının peşinde!.. Pamuk Prenses'e
rüyalananlar ise pamuk ve prenses değil, bildiğimiz sekreterler, manikürcü ve benzeri
meslek sahipleri. Kim ipler prensin, uykudan uyandıran masuk öpücüğünü ve
şatosunu, deniz kenarında dayalı döşeli katı olan yedek parçacılar varken hayatta?
Ya da kim takar Cindirella'yı
daha ucuz ve daha az masum küçük mutluluklar varken?..
- İhanet
çok tatlı bir meyvanın adıdır. Üstelik son derece de moda bir meyva. Tarihteki kadar
büyük aşklar yaşanmıyor artık. Kerem ile Aslı, Romeo ve Juliyet, Antonius
ve Cleopatra
aşkları yok. Büyük aşkların yerini küçük ihanetler aldı. Yalanlarımıza bile
ihanet ediyoruz. Değil ki aşklarımıza... Eskiden seçim şansı pek yokmuş
insanların. Yoksa aşkın kanununu daha iyi yazdıklarından değil mühim aşklar.
Şimdi herşeyden bol bol var ortada. Seçim denilen kelimenin sözlük karşılığı ise
"hepsi birden"...
Hiçbir şeyden vazgeçmeden yaşıyoruz. Hiçbir şeyi başkasının yerine koymadan.
Hepsini beraber. Aynı anda. Çoktan seçmeli soruların cevabı çok net: "Tamamı"...
Tek bir aşka örgütlenmek yerine bütün aşklara eyalet kuruyoruz. Biraz siyaset, az
sanat, bir tutam aşk, üstüne aldığı kadar ticaret... Hepsi kendi başına temel aşk
mevzuu olan bu maddelerin hepsi birden birbirine ihanet ederek yaşıyor hayatımızda,
daha doğrusu hayatımızı...
- Unutuş
en büyük ihanettir kimi zaman. Ama ben ondan bahsetmiyorum. Elimizde olmadan unuttuklarımız
hani... Gühanı olmayan unutuşlar... Sadece acıtan ve kanatan.... İstemeden ama...
İhanet olsun diye değil... Tam sizin özel tarihinizde de yazılı olanlar gibi
unutuşlar... Ama ihanet... Cezası hep geciken kadrolu günahımız. Bir de kendi
hayatlarına dair bize ihanet edenler mesela... Neyse... O başka bir romanın konusu...
- Kendi
kafamızın üzerinde kendi elmamızı taşıyabiliriz bir tek. Ahh önüne gelenin ihanet
ve unutuş oklarını fırlattığı bizim sevgili, güzel kırmızı elmamız!.. Tamam
biz de ıskaladık çok elmaları. Ama ya bizim kafamıza saplanıp duran oklar? Eski
sevgilerimiz mesela, bizden ne kaldı onlara? Uzun yol yeminleri eden arkadaşlarımız
neredeler acaba şimdi? Nerede unutturdular bize çocukluğumuzun son kahkahasını?..
İnancımızla oluşturduğumuz sevgilerimizin bir bir yokolduğunu neden gösterdiler
bize?.. Neden hep biz yokken söylediler bize en güzel sevgi sözcüklerini? Neden
ıskaladılar bizi, en ihtiyacımız olduğu zamanlarda? Yeterince inanmadık mı yoksa?
İnançlarımız bitti mi artık? Ama iki kere ikinin dört etmediğini bile ispat etmiş
matematikçiler!.. Öyle dediler bana... Kalmış mıdır acaba kıyıda köşede
inanılır bir kaç sevgi?..
- Bugün
kime inanıyorsunuz? Öcüye mi, babanıza veya annenize mi? Süpermen'e mi, Amerikan
Doları'na mı, kime?.. Peki ihanetlerinizden ne haber? En çok neye ihanet ediyorsonuz bu
aralar? Kültürünüze mi, vatanınıza mı, siyasi görüşünüze mi, sevginize mi,
kendinize mi?
- Neye?..
-
- Serhan
Altıparmak'ın diger yazıları: Saat hep aynı noktada
- Serhan
Altıparmak'ın diger yazıları: Joseph K'yim işte
- http://huzun.virtualave.net
- serhanaltiparmak@usa.net
|

|