 |
Ahmet Selçuk |
|
- Cep telefonlarını bırakın, normal
telefonu olan evlerin sayılı olduğu günlerde insanların
birbirleriyle iletişim kurması çok zor olurdu. Büyük kentlerde
bile, bilhassa gecekonduların yoğun olduğu mahallelerde, o dönemlere
göre biraz pahalı olup ancak paralı kişilerin evlerine –o da
aylarca, hatta yıllarca bekledikten sonra- alabildiği telefon,
sadece o evin değil, çevredeki diğer komşu evlerin de iletişim
ihtiyacını giderirdi. Komşuya bir telefon geldiğinde evin annesi
ya da babası genellikle evin en küçük çocuğunu gönderir komşusunu
çağırırdı. Telefonun kimden geldiğine ve uzaklık ölçüsüne
göre de o komşunun memnuniyeti ve müteşekkirliği artardı..
-
- O
dönemlerin telefon iletişiminin bir özelliği de şehirlerarası
görüşmelerde telefon başında saatlerce beklenmesiydi. Şehirlerarası
telefon görüşmesi yapabilmek için ilgili servisi arıyor, karşı
tarafın ve kendinizin numarasını veriyor, bağlanma hızını
normal, acele ya da yıldırım olarak belirliyor ve sonra da
telefonu kapatıp saatleri süren bir bekleyiş içine giriyordunuz.
Eğer hatlarda problem yoksa ve aradığınız telefonda da arıza
bulunmuyorsa, yani şansınız oldukça yaverse telefonla görüşme
mutluluğuna erişiyordunuz.
-
- Parası
ve sabrı olanların telefon sahibi olduğu ve bu telefonla da sağlıklı
görüşme yaptığı zaman kendini şanslı ve mutlu hissettiği dönemlerde
insanların birbirleriyle haberleşmeleri kolay olmazdı. Şimdi
ortaokul öğrencilerinin bile cebinde oyuncak gibi taşıdığı
cep telefonlarının, bırakın kendisini, hayalinin bile mevcut
olmadığı dönemlerde çocuklar ve gençler, kendi aralarındaki
iletişimi “ıslık”la yaparlardı... Islık deyip geçmeyin.
Islığı küçümsemeyin. Islık, insanların ve kentlerin henüz
teknolojinin ve konformizmin dijital ve soğuk işgaline maruz
kalmadığı dönemlerde başlıca iletişim araçlarından
biriydi..
-
- Her
çocuk ilk fırsatta ıslık çalmayı öğrenirdi. Kimisi kolay öğrenirdi
ve ıslık çalmayı öğrendiği andan itibaren de bu başarısını
herkese göstermeye çalışırdı. Büyüklerinden alabildiği sayılı
“aferin”lerden biri de işte bu ıslık çalmayı öğrendiği içindir.
Ta ki, “yeter artık kafamızı şişirme” uyarısına kadar, bu
ilk öğrenişin heyecanı sürer giderdi... Bazı çocuklar içinse
ıslık çalmayı öğrenme işi biraz uzardı.. “Dilini geriye kıvır,
parmaklarını üstüne koy, hızla üfle...” türünden
tavsiyeler ve yol göstermeler bile bazen bu çocuklara yeterli
gelmezdi.. Bazıları iki parmağını, bazıları dört parmağını
dilinin üzerine kor, üfler ama başarılı olamazdı..
-
- Islık,
çocuklar ve gençler arasında bir iletişim aracıydı aynı
zamanda.. Her çocuğun ya da gencin kendine özgü bir ıslığı
vardı ve mahalledeki herkes de uzaktan bir ıslık duyduğunda onu
çalanın kim olduğunu bilirdi. Birbirlerini bulmak isteyen arkadaşlar
kendi konumlarını ya da sokağa çıktıkları haberini
birbirlerine ıslıkla belirtirlerdi. İki-üç sokak ötesinde bile
olsa o ıslık hedefini bulur ve mesaj yerine ulaşmış olurdu. Islık,
o dönemlerde daha başka olan çocukluk ve gençlik aşkları için
de önem taşırdı. Mahallenin genç delikanlısı, yine
mahalledeki sevdiği kıza duygularını ve geliş haberini ıslıkla
belirtirdi. Gece ya da gündüz, çalınan bir ıslık sonrası
hafifçe aralanan perdeler olurdu o dönemlerde.. Hedefini bulan bir
ıslık kadar, bir genci mutlu eden çok fazla unsur yoktu o dönemlerde..
-
- Bağırmayla
sesimizi duyuramadığımız epeyce uzaktaki tanıdığımıza ya da
önümüzden hızla geçip giden bir taksiye de ıslık çalardık.
Islık, bizi mutlaka birilerine ulaştırır; meramımızı anlatmamıza
yardımcı olur; derdimize derman olurdu..
Sevincimizi de, öfkemizi de, uyarımızı da, çağrımızı
da ıslıkla yapardık.
-
- Islık
deyip geçmeyin. Islığı küçümsemeyin. Islık, hazırkartlı
cep telefonlarından çok daha sıcak, çok daha samimi bir iletişim
aracıydı. Islık, henüz sanallığın, teknolojinin insanları
duyarsızlaştırmadığı dönemlerde arkadaşlığın ve bağlılığın
biricik iletişim aracıydı..
-
- Şimdi
çocuklar ve gençler birbirleriyle haberleşmek için başka araçlar
kullanıyorlar.. Şimdi artık gündüzleri ya da akşamları havayı
yarıp geçen keskin ıslıklar duyulmuyor kentlerde. Ve artık
mahallelerde kimin kime çaldığı herkesçe bilinen ıslıklar
duyulmuyor ve o ıslığın ardından perdeler aralanmıyor;
kalplerin daha hızla atmasına yol açan sevdalı göz göze
gelmeler de artık olmuyor..
-
- Islık,
arkadaşlığın ve bağlılığın biricik iletişim aracıydı ama
artık ıslık yok.. Çünkü, artık o dönemlerdeki gibi arkadaşlık
da yok bağlılık da.. Islıklar artık hatıralarımızda birer hoş
sada olmaktan öte bir anlam taşımıyorlar..
-
-
- Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: "Güllerinizi
budadınız mı?"
- Ahmet Selçuk'un diğer yazıları:
Ölümün ve gülmenin yüzü
- Ahmet Selçuk'un diğer yazıları:
Mevsimlere ihanet ettik
- Ahmet Selçuk'un diğer yazıları:
Medyanın çuvaldızı
- Ahmet Selçuk'un diğer yazıları:
50 saniyelik şamar
- Ahmet Selçuk'un diğer yazıları:
"Heyhat..."
- Ahmet Selçuk'un diğer yazıları:
Karanlıktan aydınlığa geçişler
- Ahmet Selçuk'un diğer yazıları:
"Deli"
|

|