Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 

 

sinyal1.gif (2171 bytes) Ahmet Selçuk

ISLIK


Cep telefonlarını bırakın, normal telefonu olan evlerin sayılı olduğu günlerde insanların birbirleriyle iletişim kurması çok zor olurdu. Büyük kentlerde bile, bilhassa gecekonduların yoğun olduğu mahallelerde, o dönemlere göre biraz pahalı olup ancak paralı kişilerin evlerine –o da aylarca, hatta yıllarca bekledikten sonra- alabildiği telefon, sadece o evin değil, çevredeki diğer komşu evlerin de iletişim ihtiyacını giderirdi. Komşuya bir telefon geldiğinde evin annesi ya da babası genellikle evin en küçük çocuğunu gönderir komşusunu çağırırdı. Telefonun kimden geldiğine ve uzaklık ölçüsüne göre de o komşunun memnuniyeti ve müteşekkirliği artardı..
 
O dönemlerin telefon iletişiminin bir özelliği de şehirlerarası görüşmelerde telefon başında saatlerce beklenmesiydi. Şehirlerarası telefon görüşmesi yapabilmek için ilgili servisi arıyor, karşı tarafın ve kendinizin numarasını veriyor, bağlanma hızını normal, acele ya da yıldırım olarak belirliyor ve sonra da telefonu kapatıp saatleri süren bir bekleyiş içine giriyordunuz. Eğer hatlarda problem yoksa ve aradığınız telefonda da arıza bulunmuyorsa, yani şansınız oldukça yaverse telefonla görüşme mutluluğuna erişiyordunuz.
 
Parası ve sabrı olanların telefon sahibi olduğu ve bu telefonla da sağlıklı görüşme yaptığı zaman kendini şanslı ve mutlu hissettiği dönemlerde insanların birbirleriyle haberleşmeleri kolay olmazdı. Şimdi ortaokul öğrencilerinin bile cebinde oyuncak gibi taşıdığı cep telefonlarının, bırakın kendisini, hayalinin bile mevcut olmadığı dönemlerde çocuklar ve gençler, kendi aralarındaki iletişimi “ıslık”la yaparlardı... Islık deyip geçmeyin. Islığı küçümsemeyin. Islık, insanların ve kentlerin henüz teknolojinin ve konformizmin dijital ve soğuk işgaline maruz kalmadığı dönemlerde başlıca iletişim araçlarından biriydi..
 
Her çocuk ilk fırsatta ıslık çalmayı öğrenirdi. Kimisi kolay öğrenirdi ve ıslık çalmayı öğrendiği andan itibaren de bu başarısını herkese göstermeye çalışırdı. Büyüklerinden alabildiği sayılı “aferin”lerden biri de işte bu ıslık çalmayı öğrendiği içindir. Ta ki, “yeter artık kafamızı şişirme” uyarısına kadar, bu ilk öğrenişin heyecanı sürer giderdi... Bazı çocuklar içinse ıslık çalmayı öğrenme işi biraz uzardı.. “Dilini geriye kıvır, parmaklarını üstüne koy, hızla üfle...” türünden tavsiyeler ve yol göstermeler bile bazen bu çocuklara yeterli gelmezdi.. Bazıları iki parmağını, bazıları dört parmağını dilinin üzerine kor, üfler ama başarılı olamazdı..
 
Islık, çocuklar ve gençler arasında bir iletişim aracıydı aynı zamanda.. Her çocuğun ya da gencin kendine özgü bir ıslığı vardı ve mahalledeki herkes de uzaktan bir ıslık duyduğunda onu çalanın kim olduğunu bilirdi. Birbirlerini bulmak isteyen arkadaşlar kendi konumlarını ya da sokağa çıktıkları haberini birbirlerine ıslıkla belirtirlerdi. İki-üç sokak ötesinde bile olsa o ıslık hedefini bulur ve mesaj yerine ulaşmış olurdu. Islık, o dönemlerde daha başka olan çocukluk ve gençlik aşkları için de önem taşırdı. Mahallenin genç delikanlısı, yine mahalledeki sevdiği kıza duygularını ve geliş haberini ıslıkla belirtirdi. Gece ya da gündüz, çalınan bir ıslık sonrası hafifçe aralanan perdeler olurdu o dönemlerde.. Hedefini bulan bir ıslık kadar, bir genci mutlu eden çok fazla unsur yoktu o dönemlerde..
 
Bağırmayla sesimizi duyuramadığımız epeyce uzaktaki tanıdığımıza ya da önümüzden hızla geçip giden bir taksiye de ıslık çalardık. Islık, bizi mutlaka birilerine ulaştırır; meramımızı anlatmamıza yardımcı olur; derdimize derman olurdu..  Sevincimizi de, öfkemizi de, uyarımızı da, çağrımızı da ıslıkla yapardık.
 
Islık deyip geçmeyin. Islığı küçümsemeyin. Islık, hazırkartlı cep telefonlarından çok daha sıcak, çok daha samimi bir iletişim aracıydı. Islık, henüz sanallığın, teknolojinin insanları duyarsızlaştırmadığı dönemlerde arkadaşlığın ve bağlılığın biricik iletişim aracıydı..
 
Şimdi çocuklar ve gençler birbirleriyle haberleşmek için başka araçlar kullanıyorlar.. Şimdi artık gündüzleri ya da akşamları havayı yarıp geçen keskin ıslıklar duyulmuyor kentlerde. Ve artık mahallelerde kimin kime çaldığı herkesçe bilinen ıslıklar duyulmuyor ve o ıslığın ardından perdeler aralanmıyor; kalplerin daha hızla atmasına yol açan sevdalı göz göze gelmeler de artık olmuyor..
 
Islık, arkadaşlığın ve bağlılığın biricik iletişim aracıydı ama artık ıslık yok.. Çünkü, artık o dönemlerdeki gibi arkadaşlık da yok bağlılık da.. Islıklar artık hatıralarımızda birer hoş sada olmaktan öte bir anlam taşımıyorlar..

 

 
 
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: "Güllerinizi budadınız mı?"
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: Ölümün ve gülmenin yüzü
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: Mevsimlere ihanet ettik
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: Medyanın çuvaldızı
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: 50 saniyelik şamar
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: "Heyhat..."
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: Karanlıktan aydınlığa geçişler
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: "Deli"

KAPAK