Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 

 

sinyal1.gif (2171 bytes) Ahmet Selçuk

Karanlıktan aydınlığa geçişler...


  Oğlunun mezarının başına gelen gözü yaşlı kadın önce oturuyor ellerini açıyor, uzun uzun dua ediyor, sonra yine uzun uzun oğlunun üzerindeki toprağa bakıyor. Buraya her geldiğinde olduğu gibi yine ağlıyor; yaşlar gözlerinden aşağıya süzülüyor; oğlunun toprağına düşüyor..
 
Bir kahpe kurşunla şehit düşen oğlunun, şehitlikteki mezarı başında yüreği yanan kadın yanında getirdiği küçük bidondaki suyla mezarın mermerlerini yıkıyor; kuşların içmesi için ayakucundaki mermer kaseye su dolduruyor; sürekli ziyaret edip temizlemiş olmasına rağmen yine de toprağın üzerinde biten birkaç yabani ayrık otu temizliyor..
 
Yine her zaman yapageldiği gibi, oğluyla konuşuyor uzun uzun... Evini anlatıyor, kardeşlerinin okulunu anlatıyor, komşularını anlatıyor; mahallede olup bitenleri anlatıyor.. Anlatacakları bitiyor elbette.. Bittiğinde de, hep sorduğu soruyu bir kere soruyor boş gözlerle: Niçin?.. “Gencecik, fidan gibi oğlum, birtanem, canım, yüreğim.. sen niye burada yatıyorsun? Niye.. niye.. niye?
 
Üzerinde iki gül fidanı da bulunan yeşille örtülü topraktan cevap gelmiyor elbette ama cevabı biliyor gözü yaşlı kadın: “Oğlum, kahpelere, hainlere karşı savaşırken şehit düştü”.. Ölüm kötü, genç yaşta ölüm daha kötü, bir anne için gencecik evladın ölümü hepsinden kötü.. Ama diyor gözü yaşlı kadın “oğlum, şehit oldu, bu topraklar için şehit oldu”...
 
Gencecik oğlunun kahpe bir kurşunla yüreğinden koparılmasının derin üzüntüsü, onun şehit olmasının gururuyla bir nebze hafifliyor.. Saatlerce süren mutat ziyaret, gözü yaşlı kadının oğluyla uzun vedalaşması ve yavaşça kalkıp uzaklaşmasıyla sona eriyor.. Yüreğini, ruhunu, canını geride bırakıyor yine; arkaya bakmaya cesaret edemiyor her zaman olduğu gibi... Bakarsa, bir daha oradan uzaklaşamayacağını hissediyor.
 
Akşam olduğunda, beyi işten eve geldiğinde ona her zaman olduğu gibi bu mezar ziyaretini anlatacak, oğluyla konuştuklarını anlatacak; ağlatırken de ağlayacak... Davul-zurnayla askere gönderdiği oğlunun bayrağa sarılı tabut içinde eve gelmesinin yürekleri kor eden acısını hala unutamayan ve asla da unutamayacak olan baba da ağlayacak, belki de gözlerinden akıtmamak için çok çabaladığı gözyaşlarını içine, ta ruhunun derinliklerine akıtacak..
 
Anne ile baba sonra belki de oğlunun askerden gönderdiği mektupları okuyacaklar, resimlere bakacaklar, üzüntüleri, kahroluşları katmerleşecek.. Ama yine “oğlumuz şehit oldu” diyecekler; buruk bir gurur duyacaklar; birbirlerini teselli edecekler.. Ve, hayat devam edecek.
 
Hayat devam ediyor.. Baba, bu değişmez kuralı biliyor. Oğlunun geri gelmeyeceğini, acısını hep yüreğinde taşıyacağını ama her şeye rağmen hayatın devam ettiğini ve edeceğini biliyor.. Birkaç yıl sonra emekli olacağı öğretmenlik mesleği hayatında da öğrencilerine hep bunu öğretmedi mi, telkin etmedi mi?
 
Baba, öğretmen.. Binlerce öğrenci yetirmiş, mesleğini ve çocukları çok seven bir öğretmen.. İşte yine erkenden kalkıyor ve okula gidiyor.. Mutat cenaze ziyaretinin akşamdan arta kalan tortusu yüreğinde olduğu halde, onu bekleyen çocuklarına ve sınıfına gidiyor..
 
Yoklama yapmıyor; çünkü gerek duymuyor.. O, sınıfa girip de bir göz attığında hangi çocuğunun geldiğini, hangisinin gelmediğini hemen anlar.. O sabah sınıfa girip de göz attığında bir farklılık olduğunu hemen anlıyor.. Yüreği çarpıyor, heyecanlanıyor, ağlamak istiyor ama yumruk gibi bir şey boğazına takılıyor.. Bir süre konuşamıyor; gördüğünün hayal olmadığını anlaması için kendine biraz daha zaman tanıyor..
 
Gördüğü, haftalardır okula gelmeyen, gelemeyen bir öğrencisidir.. Doktorların “çok tehlikeli, ciddi, hatta ölümcül bir hastalığa yakalanmış” dediği öğrencisi, işte her zamanki gibi sırasında oturmaktadır. Öğretmenini uzun zaman sonra görmesinin birazcık mahcubiyeti ama çokça da heyecanı ve sevinci içinde sırada oturmaktadır ve ışıl ışıl gözlerle ona bakmaktadır..
 
Koşar sarılır öğrencisine; iyileşmiş işte.. tekrar gelmiş.. tekrar hayata dönmüş.. tekrar hayata sarılmış..
 
Sarılırken ağlar öğretmen.. Doya doya ağlar.. Oğlunu şehit vermiş öğretmen baba, ölümcül hastalığın üstesinden gelmiş öğrencisine, çocuğuna sarılır ve ağlar.. Çünkü bilir ki .bütün çocuklar onun çocuklarıdır.. O bütün çocukların babasıdır. Çünkü yine o bilir ki; hayat devam ediyor.. Hayat hep devam edecek.. Hayatımız hep karanlıkların mutlaka aydınlığa gebe olduğunu öğretmez mi bize?

 

 
 
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: "Güllerinizi budadınız mı?"
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: Ölümün ve gülmenin yüzü
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: Mevsimlere ihanet ettik
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: Medyanın çuvaldızı
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: 50 saniyelik şamar
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: "Heyhat..."

KAPAK