Exupery’nin Küçük
Prens’i, hayatında hiç çiçek görmemiş; bir gülü koklamamış bir
“adam” için “ben ona adam mı, derim mantarın teki o” der...
Mantarın teki... Hayatı boyunca tekdüze yaşamış; yaşama
gayesini tek bir uğraşa endekslemiş insanlar yok mudur
çevremizde?..
Hayat rotası tek, düz ve ara istasyonları bile olmayan bir
tren yolu için çizilmiş insanlar görmez miyiz etrafımızda?
Yemek, uyumak ve varsa yaptığı iş üçgeninin içinde dönüp
duran; bu kısır döngüden kurtulmak için de çabalamayan; hatta
bu kısır döngüden çıkılabileceğinin bile farkında, bilincinde
olmayan insanlar yok mudur?
Ki, bu insanlar için yemek ya da uyumak, biyolojik bir
ihtiyacın giderilmesi; yaptığı iş de “nafaka”sını sağlayan bir
“can simidi”nden öte bir şey değil midir? Saati geldiğinde
önüne konan yemeği yer; vakti gelince uyur; mesai saatleri
içinde de işini yapar... Ve bu insan böylece “yaşadığını”
sanır; sorarsanız “ işte yaşıyorum ya” der...-
Eğer bu “mantar”ın çocukları varsa bilin ki onlar “olması
gerektiği” için olmuştur; kendi kendilerine büyürler;
karınlarını doydu mu, üstlerine ciciler alındı mı mesele
yoktur.. Onları sevmenin, okşamanın, öpmenin, elinden tutup
gezdirmenin, onlarla birlikte gülüp eğlenmenin, onlarla
oynamanın gereği yoktur onun için... Hele hele çocuklarına
onları sevdiğini söylemenin hiç anlamı ve yeri yoktur onun
için...
Eğer bu “mantar”ın varsa eşi, bilin ki o da “olması
gerektiği” için vardır... Önüne yemeğini getiren, çamaşırını
yıkayan, çocuklarına bakan, evininin temizliğini yapan bir
canlı “varlık”tan öte bir şey değildir karısı o mantar için...
Eşine “seni seviyorum” demek mi? En son yapacağı ve belki de
hiç yapmayacağı bir şeydir bu onun için...
Kitap okumaz; mantarlığı belki de bu yüzden kroniktir... Kitap
okuyanları anlamaz, hor görür, hatta dalga geçer.. Kitaba
verilen paraya acır; kitap okumaya ayrılan zamanı kayıp
sayar.. Eğer eline bir gazete geçerse, üçüncü sayfa haberleri
onun için vazgeçilmezdir... Okumayı külfet olarak görür;
okuyanları kınar... Okumadığı için de ufku hep iki paralel
çizgide takılır kalır... Yeni dünyalar, yeni insanlar, yeni
bakış açıları yakalayamaz; yargıları ve değerlendirmeleri de
bu yüzden hep yekparedir...
Sinemaya gitmez; film seyretmez.. mantarlığı bu yüzden de
kroniktir.. Sinemaya verilen paraya; sinemada harcanan zamana
da çok hayıflanır. Kendisi gitmediği gibi çocuklarının da
gitmesini istemez. Akşam yemekten sonra eğer oturursa
televizyonun karşısına orada da film seyretmez... Onun için
daha anlamlı olan yarışmaları, eğlence programlarını izler..
Komşuluk da onun için yabancı bir kelimedir. Komşuluğa gitmez;
evine komşunun gelmesini de istemez.
Maça gitmez; bir futbol takımını tutsa bile, televizyonda ya
da stadyumda tuttuğu takımın maçını seyretmez. Heyecanlanmayı;
takımı yenildiği zaman üzülmeyi, sinirlenmeyi, yendiği zaman
da sevinmeyi, için için gururlanmayı bilmez..
Hesaba kitaba düşkündür.. Rakamlara, sayılara bayılır...
Kazandığı az da olsa, çok da olsa her kuruşunun hesabını,
muhasebesini yapar... Eşinin ev için kendisinden habersiz
harcadığı para ya da çocukların kendisinden istediği harçlık
onda sinir bozucu etkiler yaratır... “Çocukların geleceği”
diyerek tasarruf yaparken çocuklarına bugünü zehir eder...
Gezmeyi, tozmayı sevmez... Tabiat güzellikleri onun için bir
anlam ifade etmez.. Çiçeği, ağacı, hayvanları, dağları,
tepeleri, denizi, güneşi sevmez.. Bunların insan ruhunda
oluşturduğu duyguları hissetmez, bilmez... Yeşil çimlerde
uzanıp gökyüzünü seyretmeyi, kuşların cıvıltılarını dinlemeyi
de bilmez...
Bir hedefi, gayesi, ülküsü yoktur mantarın... Kendisi için,
çocukları için, ailesi için ülküsü olmayanların, başka diğer
şeyler için ülküsü olabilir mi? Hedef ve ülküsü olmadığı için
de sadece günü kurtarmaya bakar.. Siyaset de onun için sadece
“oy kullanmak”tan öte bir şey değildir.. Bir partiye gönül
vermiştir ama niye gönül verdiğinin farkında olmaksızın o
partinin savunuculuğunu yapar...
***
Yaşamayı sadece biyolojik ihtiyaçların giderilmesinden ibaret
gören insanlardan hiç hoşlanmadım... Bakış açıları ve
değerlendirmeleri tek bir hüzmeden çıkan insanları hiç
sevmedim..
Hayatın her anının ayrı tatlar içerdiğini ve bu tatların
farkında olunarak doyasıya yaşanması gerektiğine inanıyorum.
İnsanları, tabiatı, hayvanları sevmenin ve bu sevgiyle
birlikte hayatı güzelleştirmenin gerektiğine inanıyorum...
İnsanların küçücük şeylerden bile mutluluk çıkarmaları
gerektiğine inanıyorum...
Belki hepimiz zaman zaman “mantar”lık yapıyoruz; yukarıdaki
mantarlar gibi davranıyoruz.. Ama önemli olan bu mantarlığın
farkına varıp, bu kronik hastalıktan kurtulmak değil midir?
|