Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 

 

sinyal1.gif (2171 bytes) Ahmet Selçuk

"Mantar"ın Teki...


Exupery’nin Küçük Prens’i, hayatında hiç çiçek görmemiş; bir gülü koklamamış bir “adam” için “ben ona adam mı, derim mantarın teki o” der... 
Mantarın teki... Hayatı boyunca tekdüze yaşamış; yaşama gayesini tek bir uğraşa endekslemiş insanlar yok mudur çevremizde?.. 
Hayat rotası tek, düz ve ara istasyonları bile olmayan bir tren yolu için çizilmiş insanlar görmez miyiz etrafımızda?
Yemek, uyumak ve varsa yaptığı iş üçgeninin içinde dönüp duran; bu kısır döngüden kurtulmak için de çabalamayan; hatta bu kısır döngüden çıkılabileceğinin bile farkında, bilincinde olmayan insanlar yok mudur?
Ki, bu insanlar için yemek ya da uyumak, biyolojik bir ihtiyacın giderilmesi; yaptığı iş de “nafaka”sını sağlayan bir “can simidi”nden öte bir şey değil midir? Saati geldiğinde önüne konan yemeği yer; vakti gelince uyur; mesai saatleri içinde de işini yapar... Ve bu insan böylece “yaşadığını” sanır; sorarsanız “ işte yaşıyorum ya” der...-
Eğer bu “mantar”ın çocukları varsa bilin ki onlar “olması gerektiği” için olmuştur; kendi kendilerine büyürler; karınlarını doydu mu, üstlerine ciciler alındı mı mesele yoktur.. Onları sevmenin, okşamanın, öpmenin, elinden tutup gezdirmenin, onlarla birlikte gülüp eğlenmenin, onlarla oynamanın gereği yoktur onun için... Hele hele çocuklarına onları sevdiğini söylemenin hiç anlamı ve yeri yoktur onun için...
Eğer bu “mantar”ın  varsa eşi, bilin ki o da “olması gerektiği” için vardır... Önüne yemeğini getiren, çamaşırını yıkayan, çocuklarına bakan, evininin temizliğini yapan bir canlı “varlık”tan öte bir şey değildir karısı o mantar için... Eşine “seni seviyorum” demek mi? En son yapacağı ve belki de hiç yapmayacağı bir şeydir bu onun için... 
Kitap okumaz; mantarlığı belki de bu yüzden kroniktir... Kitap okuyanları anlamaz, hor görür, hatta dalga geçer.. Kitaba verilen paraya acır; kitap okumaya ayrılan zamanı kayıp  sayar.. Eğer eline bir gazete geçerse, üçüncü sayfa haberleri onun için vazgeçilmezdir... Okumayı külfet olarak görür; okuyanları kınar... Okumadığı için de ufku hep iki paralel çizgide takılır kalır... Yeni dünyalar, yeni insanlar, yeni bakış açıları yakalayamaz; yargıları ve değerlendirmeleri de bu yüzden hep yekparedir...
Sinemaya gitmez; film seyretmez.. mantarlığı bu yüzden de kroniktir.. Sinemaya verilen paraya; sinemada harcanan zamana da çok hayıflanır. Kendisi gitmediği gibi çocuklarının da gitmesini istemez. Akşam yemekten sonra eğer oturursa televizyonun karşısına orada da film seyretmez... Onun için daha anlamlı olan yarışmaları, eğlence programlarını izler.. 
Komşuluk da onun için yabancı bir kelimedir. Komşuluğa gitmez; evine komşunun gelmesini de istemez.
Maça gitmez; bir futbol takımını tutsa bile, televizyonda ya da stadyumda tuttuğu takımın maçını seyretmez. Heyecanlanmayı; takımı yenildiği zaman üzülmeyi, sinirlenmeyi, yendiği zaman da sevinmeyi, için için gururlanmayı bilmez..
Hesaba kitaba düşkündür.. Rakamlara, sayılara bayılır... Kazandığı az da olsa, çok da olsa her kuruşunun hesabını, muhasebesini yapar... Eşinin ev için kendisinden habersiz harcadığı para ya da çocukların kendisinden istediği harçlık onda sinir bozucu etkiler yaratır... “Çocukların geleceği” diyerek tasarruf yaparken çocuklarına bugünü zehir eder...
Gezmeyi, tozmayı sevmez... Tabiat güzellikleri onun için bir anlam ifade etmez.. Çiçeği, ağacı, hayvanları, dağları, tepeleri, denizi, güneşi sevmez.. Bunların insan ruhunda oluşturduğu duyguları hissetmez, bilmez... Yeşil çimlerde uzanıp gökyüzünü seyretmeyi, kuşların cıvıltılarını dinlemeyi de bilmez...
Bir hedefi, gayesi, ülküsü yoktur mantarın... Kendisi için, çocukları için, ailesi için ülküsü olmayanların, başka diğer şeyler için ülküsü olabilir mi? Hedef  ve ülküsü olmadığı için de sadece günü kurtarmaya bakar.. Siyaset de onun için sadece “oy kullanmak”tan öte bir şey değildir.. Bir partiye gönül vermiştir ama niye gönül verdiğinin farkında olmaksızın o partinin savunuculuğunu yapar...
***
Yaşamayı sadece biyolojik ihtiyaçların giderilmesinden ibaret gören insanlardan hiç hoşlanmadım... Bakış açıları ve değerlendirmeleri tek bir hüzmeden çıkan insanları hiç sevmedim.. 
Hayatın her anının ayrı tatlar içerdiğini ve bu tatların farkında olunarak doyasıya yaşanması gerektiğine inanıyorum. 
İnsanları, tabiatı, hayvanları sevmenin ve bu sevgiyle birlikte hayatı güzelleştirmenin gerektiğine inanıyorum...
İnsanların küçücük şeylerden bile mutluluk çıkarmaları gerektiğine inanıyorum...
Belki hepimiz zaman zaman “mantar”lık yapıyoruz; yukarıdaki mantarlar gibi davranıyoruz.. Ama önemli olan bu mantarlığın farkına varıp, bu kronik hastalıktan kurtulmak değil midir?
 
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: "Güllerinizi budadınız mı?"
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: Ölümün ve gülmenin yüzü
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: Mevsimlere ihanet ettik
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: Medyanın çuvaldızı
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: 50 saniyelik şamar
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: "Heyhat..."
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: Karanlıktan aydınlığa geçişler
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: "Deli"
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: Islık
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: Bak Postacı Gelmiyor!
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: Kızılelma'nız var mı?
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: Unutmamalı
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: Misafir Ne Demek Baba?
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: Arkadaşınız var mı?
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: Hayatınızın Anlamı Ne?
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: Yıldız ve Çamur

 

KAPAK