|
Güzel bir söz var:
“Hapishanenin penceresinden iki adam bakıyordu. Biri
gökyüzündeki yıldızları görüyordu; diğeri, yerdeki çamuru..”
Siz bu iki adamdan hangisi
olurdunuz? Nereye bakardınız; gökyüzüne mi, yere mi?
Hangisini görürdünüz; yıldızları mı, çamurları mı?
Hapishane gibi, bir insanın
girmek isteyebileceği en son ve en zor mekandayken bile, eğer
isterse insan hayatı dolu dolu yaşayabiliyor. Belki de uzun
yıllar kalacağı o mekanın gerçek anlamda kendisini
“hapsetmesine” izin vermeyen; aksine kendi varlığıyla, kendi
iradesiyle o mekanı şekillendiren insanlar var.. Ve, bunu
başarabilen insanlar, böylece kendi iç benliğinde, ruhunda ve
yüreğinde de “hürriyete” kavuşabiliyor..
Oysa, dışarıda, yani “hür”
olup da hayatını dolu dolu yaşamayan, ruhunda, yüreğinde ve
benliğinde prangalar taşıyan insanlar var..
Hayatının akışını ve gayesini
tek bir unsura endeksleyen ve böylece, hiçbir makası olmayan
demiryoluna girmiş ve üstelik pencereleri de perdeyle örtülü
trenler gibi, tekdüze bir yolda giden insanlar var..
O unsurlar farklılık
arzedebilir; kimisi için o unsur “para”, kimisi için
“politika”, kimisi için “meslek”, kimisi için “din” veya
“ideoloji” olabilir. Belirli bir yaştan sonra hayatının
akışını sadece bunlardan birine endeksleyip, başka bir şeyle
uğraşmayan insanlar var etrafımızda.. Böyle kişilerin de
hayatlarının belki de tek “anlamlı” bölümü, çocukluk ya da
gençlik dönemleri oluyor..
Dünyaya, insanlara ve hayata
bakış açısı sadece tek bir unsura endeksli insanlar, hayatla,
insanlarla, toplumla ilgili diğer her şeyi de bu unsurun
merceğinden görürler. Mesela, hayatının amacı sadece para
kazanmak olan, neredeyse paraya tapan insanlar için, diğer
bütün yaşantılar “para” süzgecinden geçirilmelidir.
Aynı şeyi, hayata diğer “tek”
unsurlardan bakan insanlar için de söyleyebiliriz. Kimisi,
çevresinde olup biten her şeyi politika, ideoloji, din ya da
mesleki açılardan değerlendirirler. Mesela, kendini politikaya
“vakfetmiş” birine çiçeklerden bahsettiğinizde, o çiçeği bir
şekilde siyasi sembol haline getirir ve rakip partilerle bir
şekilde ilişkilendirirse, buna şaşırmayın..
Paranın,
siyasetin, mesleğin, dinin, ideolojinin ya da diğer herhangi
bir unsurun, insan hayatı içinde sadece “bir” unsur olduğunu,
dolayısıyla hayatın çok daha zengin ve farklı görünümlere
sahip olduğunu bilmeyen ve idrak edemeyen insanlar, aynı
zamanda bu yönleriyle tutucudurlar da..
Siz aksi bir görüşle
karşısına çıktığınızda, kendini savunmakla kalmaz, bir şekilde
sizi kınar ve suçlar da.. (Böyle bir komşumuz vardı; odamdaki
kitapları gördüğünde, hem kitapların odayı işgal ettiğini, hem
o kitaplara dünyanın parasının gittiğini ve paraya yazık
olduğunu, hem de o kitapları satarsam ne kadar para
kazanacağımı söyler dururdu).
Hayatı zenginleştirmek varken
tekdüzeliğe ve tek bir gayeye hasreden insanlar, hayata “ya
siyah, ya da beyaz” mantığıyla bakarlar. Onların yaşantısında
“gri” ya da diğer renkler yoktur. Farklı bakış açıları
geliştiremedikleri için de başka alternatiflerin olabileceğini
düşünemezler; düşünseler de o alternatifi değerlendirme
cesaretleri yoktur.. Tıpkı hapishanenin penceresinden bakıp da
sadece yerdeki çamurları gören insanlar gibi..
|