Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 

 

sinyal1.gif (2171 bytes) Ahmet Selçuk

Hayatınızın anlamı ne?


Irwin Yalom son yıllarda hem dünyada hem de ülkemizde kitapları çok okunan ve sevilen psikiyatristlerden biri. Mesleki-teknik olduğu gibi, roman dalında da birçok kitabı var Yalom’un.. Romanları (Divan, Nietszche Ağladığında) da zaten psikiyatri konulu ve Yalom aynı zamanda bu romanlarında mesleki bilgileri de her düzeyden kişinin anlayabileceği şekilde dramatize ediyor. Son kitabı “Annem ve Hayatın Anlamı”nda kendi mesleki yaşantı ve tecrübelerini biraz da hikayeleştirerek “psikoterapi öyküleri” adı altında okuyucuya aktarıyor.

Bu psikoterapi hikayelerinden biri, Yalom’un kurtulma ümidi olmayan kanser hastalarına yönelik başlattığı bir proje üzerine kurulu. Ölüme mahkum hastaları grup terapiye alarak, geride kalan ömürlerini “daha anlamlı” kılmaya yönelik bu proje ilk başlarda birkaç hasta tarafından ilgi görür ama daha sonraları rağbet öylesine artar ki, bir grupla başlayan terapi daha sonra çok sayıdaki grubun teşekkülünü zorunlu kılar...

Bu gruplardan ilkine gelen ve başlarda ilgisiz ve tepkisiz olan –ve hastalığı sebebiyle vücudunun baştan aşağı kısmı sürekli alçı içinde olan- bir erkek hasta vardır. Daha sonra terapinin de etkisiyle bu şahıs, kaçınılmaz sonunu kabullenmiş, ama geride kalan hayatını daha anlamlı kılma sorumluluğuna kavuşmuş biçimde, çevre okullara giderek uyuşturucu ve sigara alışkanlığı konusunda gençlere konferanslar vermeye başlar. Bütün vücudu alçı içinde, gençlere yönelik yaptığı konferanslarından birinde gençlere şöyle bağırır: “Siz gençler, sigara ve uyuşturucu ile bedenlerinizi heba eden gençler; eğer bedeninizden memnun değilseniz, onu heba edecek kadar bedeninize karşı sorumsuzsanız, verin o bedeninizi bana... Verin ki, yürüyebileyim, koşabileyim, hareket edebileyim..”

Konuşmasıyla gençlerin tüylerini diken diken eden bu kanserli adam, durumunun ne kadar vahim olduğunun bilincinde olmasına rağmen, hem bu durumunu gençlere örnek göstererek uyarıcılık görevini yapmakta, hem de bu görevi üstlenerek geride kalan kısa ömrünü anlamlı kılmaktadır. Evet, fazla ömrü kalmamıştır; evet hastalığı sebebiyle çok acı çekmektedir, ama bütün bunlara rağmen geride kalan ömrünün her gününü dolu dolu ve anlamlı yaşamaya çalışmaktadır.

Mark Twain’in çok sevdiğim sözünü burada hatırlatayım: “Yarın, geride kalan ömrümüzün ilk günüdür!”

Marifet, bedensel ve ruhsal durumu ne olursa olsun, bir insanın, geride kalan ömrünü, tıpkı yeni başlıyormuşçasına, özümseyerek yaşamaktır. Ne var ki, bu çok zor –ama imkansız olmayan- çabayı çoğu insan göstermemekte; zamanı doldurmaya veya tüketmeye çalışmakta ve anlamsız-gayesiz bir yaşantının sonunu beklemekte..

Oysa her ne şekilde olursa olsun yaşantımıza bir “anlam” vermek; yaşantımızda bir “anlam” bulmak zorunda olmalıyız. Fiziksel ya da ruhsal sıkıntıları olanlar için belki bu biraz daha zordur; ama böyle sıkıntıları olmayan ve fakat anlamsız bir hayat süren insanlar da çok çevremizde..

Teşhis ve tedavi yöntemi olarak “logoterapi”yi kuran ve “anlam”ı temel baz olarak alan Avusturyalı Victor E.Frankl şöyle diyor: “Umutsuz bir durumla karşılaştığımız, değiştirilemeyecek bir kaderle yüz yüze geldiğimiz zaman bile yaşamda bir anlam bulabileceğimizi asla unutmayalım. Çünkü o zaman önemli olan şey, kişisel bir trajediyi bir zafere dönüştürmek, kendi zor durumunu bir insan başarısına dönüştürmek olan ve sadece insana özgü eşsiz insan potansiyelini olabildiğince göğüslemektir. Artık bir durumu değiştiremeyecek bir noktaya geldiğimiz –örneğin tedavisi imkansız bir kanser gibi iyileşme şansı olmayan bir hastalığı düşünün- zaman kendimizi değiştirme yoluna gideriz”.

Hadi şimdi, bugüne kadar belki de hiç yapmadığımız bir şeyi yapalım ve hayatın anlamı üzerine beş-on dakika düşünelim. Bizim bu hayata ne anlam yüklediğimizi; bu anlam için neler yaptığımızı düşünelim..

Sahi, hayatınızın anlamı ne sizce?

 

Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: "Güllerinizi budadınız mı?"
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: Ölümün ve gülmenin yüzü
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: Mevsimlere ihanet ettik
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: Medyanın çuvaldızı
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: 50 saniyelik şamar
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: "Heyhat..."
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: Karanlıktan aydınlığa geçişler
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: "Deli"
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: Islık
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: Bak Postacı Gelmiyor!
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: Kızılelma'nız var mı?
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: Unutmamalı
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: Misafir Ne Demek Baba?
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: Arkadaşınız var mı?

 

KAPAK