Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 

 

sinyal1.gif (2171 bytes) Ahmet Selçuk

Unutmamalı


Havanın berrak olduğu bir gece gökyüzüne baktığınızda binlerce yıldız görürsünüz. O binlerce yıldızlardan bazıları hemen dikkatinizi çeker; onlar daha parlaktırlar; ışıl ışıldırlar.. Diğerlerinin içinde hemen kendilerini belli ederler. Gözünüz, o diğerlerinden daha şiddetli ışık saçan, ışıl ışıl parlayan yıldızları hemen farkeder. Bilirsiniz ki, o yıldızlar, diğerlerinden farklıdır.. Binlerce yıldızın içinde onların yeri farklıdır, başkadır... Ve, o binlerce yıldızın içinde böyle yıldızların sayısı da çok değildir..

Bazı insanlar da öyledir bizler için.. Çocukluğumuzdan yaşadığımız şu ana kadar uzanan hayat çizgisi içinde belki onlarca, yüzlerce insan tanımışızdır. Kimileriyle arkadaş, kimileriyle dost olmuşuzdur. Kimileriyle böyle bir dost-arkadaş ilişki olmaksızın tanışıklık ilişkisi sürdürmüşüzdür. İşte o hayat çizgimiz içinde tanıdığımız bazı insanlar vardır ki, tıpkı gökyüzündeki parlak yıldızlar gibi, diğerlerinden farklı, başka bir yerleri vardır bizim için..

Gökyüzüne bakarken, gözünüze takılan o parlak yıldızlardan biri kaydığında neler hissedersiniz? Gökyüzüne asılı o ışıl ışıl avizeden en değerli kristal prizma yere düşüp parçalandığında neler hissedersiniz? Tanıdığınız, bildiğiniz bir insanın “ölüm” haberini aldığınızda neler hissedersiniz?

***

İnsan, topluluk içinde yaşayan bir canlı. Doğduğu andan itibaren bir “çevre” içinde kendini buluyor. Ölümüne kadar farklı farklı da olsa devamlı “çevre”ler içinde yaşıyor. Başka insanlarla birlikte hayat sürüyor. Geçmiş asırlarda inzivaya çekilen dervişler ya da masal kahramanı Robinson Cruose’ler yok çağımızda..  Suçluları, kimseyle temasın mümkün olmadığı hücrelere tıkmanın, idam da ağır bir ceza telakki addedildiği günümüzde, çevresinden-toplumundan soyutlanmış bir insan tasavvur edilemiyor..

Bir toplum içinde yaşayan insan için, o toplumdaki oluşumlardan ve yaşantılardan kaçınmak da mümkün değil; siyasi temayüller, tercihler gibi...Mesela, bir şekilde, siz ideolojik bir teşekkülün sempatizanı, savunucusu, üyesi, militanı, sözcüsü ya da fedaisi olabilirsiniz. Kişiliğinize ve şartlara göre bu “misyon”lardan birinde kendinize yer bulabilirsiniz. Herhangi bir partiye gönül verebilir, bu partinin aktif çalışanı olabilir ya da seçimden seçime gidip bu parti için oyunuzu kullanabilirsiniz..

Bunu biraz daha daraltalım ve diyelim ki, hedeflerine, amaçlarına, ilkelerine ve izlediği yola bakarak bir ideolojinin gönüllüsü oluyorsunuz ve diyelim ki, böyle olduğu için de içine girdiğiniz bu çevre içinde çok sayıda insan tanıyorsunuz. Kişilikleriyle, davranışlarıyla farklı farklı insanlar görüyor; bunların bazılarıyla arkadaş, dost oluyorsunuz; bazılarıyla da sadece o çevrede bulunmanın kaçınılmaz sonucu olarak bir tanışıklığınız söz konusu oluyor..

Bir ideolojiye gönül vermişseniz ve ömrünüzün önemli bir bölümü, o ideolojiye gönül vermiş diğer insanlarla aynı çevre içinde geçiriyorsanız, yakından ya da uzaktan tanıdığınız insanların ister istemez o gönül verdiğiniz ideolojiye yaptıkları katkıları da göz önüne almaya başlıyorsunuz.. Öyle ki, bir süre sonra, o çevre içindeki bazı insanların, diğer insanlardan “farklı” olduklarını görüyor ve anlıyorsunuz.. Tıpkı, gökyüzündeki diğerlerinden farklı yıldızlar gibi, parlıyorlar ve daha yoğun ışık saçıyorlar..

***

Her şeyin öznesi insandır. Davaların ve ideolojilerin öznesi de insandır. Gönül verdiğiniz, inandığınız, başarılı olması için mücadele verdiğiniz bir davanız, ideolojiniz varsa, bilinmeli ki, o davayı anlamlı, güzel, sağlam, sağlıklı, tutarlı ve gerçekçi kılan argümanlar ve bu argümanları ortaya koyan insanlar vardır. Sözleriyle, fikirleriyle, davranışlarıyla ve her şeyden önce kişilikleriyle o davanın ve fikri yapının temel taşları olmuştur bu insanlar..

Ve bu insanlar, gökyüzünden kayan parlak yıldızlar gibi, -ve her ölüm gibi- zamansızca aramızdan ayrıldıklarında yüreğimizde ve ruhumuzda fırtınalar eser. Kendisiyle birlikte içinde yaşadığımız dünyayı da beraberinde götürdüğü hissi çöreklenir içimize. Bir kahpe kurşuna şehit düşmüş bir Anadolu çocuğudur; muhteşem eserlerle yolumuzu aydınlatan bir Profesördür; bir trafik kazasına yenik düşen yiğit delikanlıdır.. farketmez; davayı kişiliğiyle, omuzlarıyla, fikirleriyle yükseklere taşıyandır o.. Ve biz, kaybettiğimizde onu, tıpkı kayan parlak yıldızın geride bıraktığı karanlıklarda kalmış gibi hissederiz kendimizi...

Geride kalan bizlerin yapabileceği, yapması gereken ama çoğunlukla da yapamadığı şey, bu yıldızları unutmamak, hatırlamak, yadetmektir.. Değerleri hatırlamak, onların davaya yaptıkları katkının büyüklüğü oranında çok zor olmasa gerek.. Niçin yapmıyoruz?

 
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: "Güllerinizi budadınız mı?"
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: Ölümün ve gülmenin yüzü
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: Mevsimlere ihanet ettik
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: Medyanın çuvaldızı
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: 50 saniyelik şamar
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: "Heyhat..."
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: Karanlıktan aydınlığa geçişler
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: "Deli"
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: Islık
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: Bak Postacı Gelmiyor!
Ahmet Selçuk'un diğer yazıları: Kızılelma'nız var mı?

 

KAPAK