Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 

sinyal1.gif (2171 bytes)

Orkun Atila

ÇEKİRGE KARDEŞLİĞİ


Sonunda bugünleri de gördük Allah’a şükür. Ah
Arafat..Sen kalk bir ömrünü bu dava için ada, hiçbir
gelişme kaydedemeden toprağa karış, ölümünden 2 hafta
geçmeden İsrail – Filistin ortak zeminde buluşsun.
Duysa maazallah ters döner yattığı yerde. Çekirgeler,
Mısır’ı aşıp İsrail’e gelince 1959 ‘daki çekirge
kıyımını belleğinden çıkaramayan İsrail bu sefer işi
sıkı tutmaya karar vermiş olsa gerek ki Filistin’e
işbirliği teklifinde bulunmuş. 
 
Benim kuş kadar aklım bu savaşı bir türlü anlamıyor
zaten. Merhum Arafat’ı istedikleri zaman öldürebilecek
güce sahip olan İsrail nedense bunu bir türlü yapmadı.
Sonra takdir-i ilahi tecelli etti ve Ecevit kadar
inatçı Arafat sağlık sebepleriyle payitahtından indi.
Şimdi de Çekirge Kardeşliği’ni ilan ettiler. Ya bu ne
yüzsüzlüktür. Bu nasıl savaştır anlamadım gitti. Gerçi
hangi savaşın haklı sebebi olur ki? Mesajımızı da
verdikten sonra bu yazıyı yazmamdaki ikinci sebebi
açıklamak istiyorum. 
 
Büyükbabam!
 
Sabahtan beri başımın etini yedi. Neymiş efendim çok
gizli kayıtlarmış, yok efendim bu kayıtlar Gelinim
Olur Musun? daki zatı muhteremlerin izlenme
oranlarından daha çok ilgi ve alaka görecekmiş. Ben,
“Ya dedeciğim, bunlar fındık fıstık. Gündemi yoğun
olan Türkiyemi olur olmaz şeylerle meşgul etmeyelim,
bunları okuyana kadar benim naciz halkım gider Ünlüler
Çiftliği’nden feyz alır..” dediysem de dinletemedim.
Biraz daha direnecek gibi oldum, cevizden yapma
bastonunu havada görünce klavyenin başına atladım.
 
İşte sevgili halkım, büyükbabamın haftalar boyunca
bilimum gizli servislerle yaptığı pazarlıklar sonucu
elde ettiği bu işbirliği konuşmasının telefon
kayıtları:
 
-       Alo ben İsrail Tarım Bakanı Y.V. Filistin Tarım
Bakanı Sayın A.İ. el C.Z.R’e ibn-ül Muttalip ile mi
görüşüyorum?
-       Yok kendisi şu anda sığınakta, az önce başlayan
bombardımandan kıymetli başını korumakla meşgul.
-       Ne bombardımanı? Az önce yan odadaki savunma
bakanımız ile görüştüm. 10 dakikalığına bombardımanı
durduracaktı…
-       Wallahi el - Kerim bilmem ben. Belki unutmuştur, bir
baksanız size zahmet. Nöbetimin bitmesine 20 dakika
kala unutkanlığın uğruna güme gitmeyelim.
-       Dur bakayım… (yan odaya seslenir) Hey, Z.K.R, yahu
bir ara ver Mason aşkına, rahat rahat bir telefon
görüşmesi yapamıyoruz şunun şurasında… (ahizeye) Alo?
-       He gurban?
-       Kusura bakma asker…Bizim Savunma Bakanı dalgın bu
aralar.
-       Olur böyle şeyler..Sıkma canını.
 
  (27 saniye sonra)
 
-       Bitti mi asker saldırı?
-       Bitti, Allah razı olsun. Nasıl yardımcı olabilirim?
-       Hah..Bakanı çağırsana telefona.
-       Bir saniye lütfen.
-       . . .
-       Alo…Sayın Bakanım yok efendim…!!
-       Nasıl yok ? Sığınakta değil miydi? 
-       Öyle..?
-       Ee! Hani yoktu?
-       Yook!
-       Yahu çıldırtma adamı! Ver bana şu bakanını!
-       Anlamıyorsunuz sayın düşman bakan… Bakan sığına indi
ama şimdi orada değil. Ben de şaştım bu işe. Şimdi
görev başında bakanı kaybettim diye yazıcı kilitler
bana bir nöbet daha…
-       Ya iyice baktın mı… Belki diplerdedir!
-       Zaten ben de diplere baktım. Sağolsun biraz ürkek
yaradılışlıdır da hazretleri…
-       Yahu çekirgeler kapımızda biz muhatap bulamıyoruz!
-       Tuhaf!?
-       Tuhaf olan ne?
-       Benden duymuş olmayın ama bu işte bir bit yeniği
var.
-       Niye ki o?
-       Bu sığınağın tek girişi vardı. E doğal olarak da tek
çıkışı…
-       Eeee?
-       Şimdi arkadan bir delik daha açılmış…
-       (kızarak)Bunu niye az önce söylemedin…
-       Senin dalgın Savunma Bakanı’nın attığı bombaların
dumanı şimdi dağıldı da ondan. Kapatıyorum ben. Nöbet
başında konuşmam yasak hemşerim.
-       Dur dur..
-       Hem de düşmanla konuşmak…Bir duyulursa bitmez benim
bu nöbet valla..
-       Tamam, tamam…Özür dilerim.
-       Hah şöyle yola gel…
-       Delik mi dedin? Nasıl bir delik…Daha önce
gördüklerine benziyor mu? 
-       Delik işte…Böyle top gibi, yuvarlak bir şey…
-       Eşgalini ver… Çapı ne kadar? 
-       (dalga geçerek) İstersen bir de fotoğrafını çekeyim?
-       (ciddiye alır) İyi olur, senin telefonun MusaCell
mi?
-       Tüh şarjım bitmiş…Yahu delirtme adamı… Delik
işte..Başlayacam şimdi çapına sapına…
-       Bak Filistinli asker kardeşim…Dünya barışına bir
katkıda bulunmak istiyorsan bana yardım et…
-       Dünya barışından bana ne..Burda kişi başına düşen
bomba sayısı kaç biliyor musun? Kişi başına derken
mecazen demiyorum; bizzat, fiilen, bizatihi bombalar
başımıza düşüyor.
-       Bizimkiler iyi nişancılardır…
-       Aman Allah nazar etmesin…Neymiş şu çekirgeler de
bakayım.
-       Çekirgeler kapımızda..Ortak mücadele etmemiz
gerekiyor.
-       Yok kardeşim ortak mücadele falan…Şimdi siz
ortaklaşa iş yapmanın verdiği sevinçe kucaklaşmak da
istersiniz bizimle..
-       Ne var bunda..
-       İyi de hep kucağa oturan biz oluyoruz. Yok
kardeşim..Hadi başka kapıya…Siz o çekirgelere de bir
iki bomba atarsınız olur biter…Hadi hadi kapatıyorum
ben..
-       Alo? Alo?
-       ….
 
İşte görüldüğü gibi büyükbabamın çok önemsediği
kayıtlar pek itibara alınacak şeyler değil. Ancak
yaşlıların da gönlünü yapmak lazım, değil mi?
(bazıları ceviz bastonun bu konuda ikna edici olduğunu
söyleseler de haklılık payları yoktur efendim)
 
Bu telefon görüşmesinden sonra bir heyet gönderen
israilli yetkililier telefonda kendini Asker olarak
tanıtan zatın aslında bombardıman sırasında kafasından
aldığı darbe sonucu beyni sulanan Filistin Tarım
Bakanı olduğunu anlamışlar. Geçici süre yerine vekalet
eden bakan yardımcısı ise, “her şeyin bir ilki vardır
mantığıyla”  İsraillilerin Çekirge Kardeşliği’ni kabul
etmiş ve tarihe geçmiştir.

KAPAK