Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 

 

sinyal1.gif (2171 bytes)

Hatice Kuzu

Amerika'ya İlk ve Tek Silah Yardımımız: DEVE


Hangi kentimiz tavuskuşuna benzer? Bu sorunun yanıtı Minas Bijişkyan'ın
1817-1819 yılları arasında yaptığı gezi sonrasında kaleme aldığı "Karadeniz
Kıyıları Tarihi ve Coğrafyası" adlı kitabının sayfalarındadır."Trabzon kalesinin
umumi şekli bir tavuskuşuna benzer.En genişi olan Aşağıhisar kuşun açılmış
kuyruğu gibi Ortahisar'a kadar yayılmıştır.Batı tarafta, biraz içeriye çekilmiş
olan Ortahisar kuşun gövdesini, iç kale boynunu, eğri vaziyette son kısım olan
kule de başını teşkil eder."
Bijişkyan'ın tavuskuşu, bir yelpazeyi andıran kuyruğunu düşlerimde açmadan önce
ben de , doğduğum kent olan Trabzon'u hamsiye benzetirdim, herkes gibi!
Karadeniz'de adına en çok türküler söylenen hayvan olan hamsi için şiir yazanlar
kervanına Ziver de katılmıştır. 1879 yılında ölen Ziver'in "Hamsi" adlı şiirinin
son dizelerinden, Trabzon'a yönelik son derece şaşırtıcı bir bilgi sahibi
oluyoruz.
Bilmeyendir ya cemeldir, ya Trabzon Tanrısı
Hamsinin ol rütbe Ziver itilayı şanı
var.
Şairin Trabzon Tanrı'sı dediği devedir.Evet , şu bildiğimiz deve!...çok eski
zamanlarda Trabzon halkı deveye taparmış.Bu konuda anlatılan bir fıkra da vardır
Anadolu'da: Başıboş bir deve yoksul bir adamın bahçesine girip ne var ne yoksa
yemiş.Zavallı adam , devenin ardından bakarak şunları söylemiş: "A Trabzon
Tanrısı, çoluk çocuk şimdi ...nımı yesinler?"
Anlaşıldı, bu yazıda merdiveni devenin sırtına dayayacağız.Öyleyse , tarihçi
Jean Muller'in "Çöl Gemisi" olarak adlandırdığı deveyle ilgili Anadolu'da
anlatılan bir fıkraya daha yer açalım: Kervanın en önünde kendinden emin bir
şekilde yürüyen devenin çıngırağı şöyle öter: "Benim ağam zengin, benim ağam
zengin..." diğer develerin çıngırakları ise şu soruyu sorar: "Kimden? Kimden?"
kervanın sonunda kalan , yetişmek için koşar adım yürüyen cılız ,güçsüz devenin
çıngırağı da bu soruya yanıt verir: "Ondan bundan, ondan bundan..."
Trabzon'un tavuskuşuna benzetilmesi gibi , Evliya Çelebi de çökmüş bir deveye
benzetir Van Kalesi'ni.Yalnızca kalesi değil, kamyonları da deveye benzer
Van'ın.bu benzetmeyi "Göçebe" şiirinde yapan şair de Cemal Süreyya'dır."Van'da
güreşçi develer gibi süsledikleri kamyonları..."
Şiirdeki deve benzetmeleri konusuna fazla girecek değilim ama dağlarca ustamızın
dizelerine de bir göz atmamız gerekir:
       Develer içse
       Hörgücü olmaz
       Hörgücü çıkar
       İçmese akşamcının.
Trabzon halkının deveye neden taptığı sorusunun yanıtı , bir zamanlar
Anadolu'da devenin bulunamayışı olabilir mi? Nasıl ki Çinliler zürafayı
"k'i-lin" adlı efsanevi canlıya benzerliğinden dolayı kutsal saymışlarsa ,
Trabzonlular da hiç görmedikleri deveye benzer bir şekilde tapınmış olabilirler
mi? Bunun olması çok düşük bir olasılıktır.Çünkü tarihin her döneminde deveyi
Anadolu yollarında yük taşırken görürüz.Üstelik toplum tanıdığı, bildiği bir
hayvana da tapabilir.Tıpkı Hindistan'da ineğin kutsal sayılması gibi...
Macaristan'ın Eğri kentinde bulunan müzede, Osmanlı ordusunda yük taşıyan ve
soğuk havada donarak ölen bir devenin kemikleri sergilenmektedir.Böylelikle
müzeyi ziyaret eden pek çok Macar çocuk , dirisinden önce kemiklerini
görmektedir devenin.herhalde , bu deve iskeleti kendisiyle karşılaşan pek çok
çocuğun korkulu rüyası olmuştur.
Deveyle ilk kez karşılaştığında korkan insanlardan biri de Thomas
Dallam'dır.1599 yılının şubat ayında, Cezayir limanında demirli bir İngiliz
gemisinden inen Dallam , gezmeye başlar kenti.Yüzleri peçelerle kapalı kadınları
ve onca iri bıyıklı erkeği ilk kez bir arada gören Dallam, sokaklarda
büyülenmişçesine yürürken tepesinde duyduğu sıcak bir nefesle irkilir.Dallam'ın
arkasındaki deve bir insanı ilk ke z görmüyordu; ne var ki Dalam böyle bir deveyle daha önce hiç karşılaşmamıştı.Dallam'ın şaşkınlık kuyusuna , birkaç gün
sonra II.Mehmet düşecektir.Çünkü Dallam'ın padişaha kraliçenin armağanı olarak
sunduğu, o güne kadar Osmanlı Sarayı'nın görmediği fiyakaları olan çalar saatli
bir orgdur!
İstanbul limanına gelen gemilerden kıyıya çıkan zürefa, gergedan gibi halkın
görmediği hayvanlar büyük şaşkınlık yaratmıştır.bu kez , otuz iki deve
gidecekleri ülkenin insanlarını hayrete düşürmek üzere, İstanbul limanından bir
gemiye bindirilmektedir, 1856 yılında.Amerikan donanmasına ait olan bu gemini
komutanı , babası David Porter'in de İstanbul'da elçilik görevinde bulunduğu
David Dixon Porter' dir.Meksika topraklarını ele geçiren Amerikan ordusu ,kurak
bölgelerde yük taşıma zorluğuyla karşılaşınca Osmanlı'dan otuz deve satın
alınması kararlaştırılmış, bu işle de Dixon Porter görevlendirilmiş.Dikkatli
oku, Amerika'nın otuz deve istediğini ama gemiye otuz iki deve bindirildiğin
anlamıştır elbette.EE, anlar da sormaz mı , "Nerden çıktı bu iki deve " diye ?
hemen verelim yanıtını , iki deve dönemin padişahı Abdülmecit'in Amerika'ya
armağanıdır.Mısır valisi Mehmet Ali Paşa'nın zürafayı kartvizit niyetine
kullandığını, bu hayvanı pek çok ülkeye armağan olarak gönderdiğini
duymuşsunuzdur.Bizim kartvizitimiz de deve olmuştur.kimbilir paketinde türk
tütününden yapıldığı yazılan "Camel" sigaralarını deve resminin süslemesi de
belki bu yüzdendir.
Camel sigara paketinde poz veren, adı Old Joe olan ve bir Amerikan şirketinde
yıllarca gösteri yapan bir devedir.Old Joe reklam kampanyası için fotoğrafı
çekilirken patlayan flşatan korktuğu için arkaya doğru atmıştır kulaklarını. Org
ustası Thomas Dallam'ın bir deveyi ilk gördüğünde çekilmiş fotoğrafı yoktur
elbette ama insandan korkan bir devenin fotoğrafı Camel sigarasının paketlerinde
elden ele dolaşmaktadır.
1937 yılının mayıs ayına gelindiğinde develerin İstanbul'da yüzyıllardır süren
saltanatı da sona erer. Bu tarihte eşeklerle birlikte develerin de kent
sokaklarında dolaşımı yasaklanır.eşekler, İstanbul' a gelen ziyaretçileri
gezdirmek için adalarda kullanılsa da develer sorun olur. Bir ara , bir kez daha
Amerika yolu görülür bu hörgüçlü hayvanlara, bazı uyanık tüccarlar bu hayvanları
Amerika'ya götürüp deve güreşini bu ülkede yaygınlaştırmak isteseler de bu
düşünce gerçekleşmez.Anadolu yolları büyük vefakarlıkla kabul eder develeri.Ne
var ki, Ege kumsalında yada peribacaları önünde turistlerle fotoğraf
makinesine gülümserken görürüz onları.
............
Bir atasözümüz vardır: "deveye sormuşlar boynun neden eğri?" cevap vermiş:"Nerem
doğru ki" Savaşın eşiğinde olduğumuz şu günlerde bizi ancak AMERİKA'ya
yapacağımız ikinci bir deve yardımı kurtarır.İçinde yaşadığımız T.C'de (Titanik
Cumhuriyeti) bir deve de meclise mi göndersek ki politikacılarımıza neremizin
doğru olduğunu öğretsin....
Yukarıdaki yazı Sunay Akın'ın İstanbul'da Bir Zürafa adlı kitabından
alınmıştır.Kitapta bir çok hayvan öyküsü var..Ama Amerika'ya otuz deve yerine
30+2 deve gönderen soylu atalarımızı saygıyla anmadan geçmek mümkün
değil.Meksika topraklarını işgal ederken bizden deve talep eden bu ülke şimdi de
savaş tamtamları çalarken bizden yine yardım istiyor.Ne derdiniz istediğinin
iki katı yardımı verelim mi?Belki de ilerde yeni çıkardığı bir içeceğe resim
olarak bu savaşta kaybettiğimiz Mehmetçiklerimizin resmini koyar ! Üstüne de
"Halis Türk askeri kanlarından kazanılan paralarla elde edilmiştir" yazar ....

KAPAK