Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 

 

sinyal1.gif (2171 bytes)

Hasan YILMAZ

Biz Uyurken Neler Oluyor?

Türkiye’de neler olduğunu anlamanın yollarını biliyor musunuz? Bunu bilmek için nasıl yollar kullanıyorsunuz? Bu yollarda kimler nöbet bekliyor haberiniz var mı?

Doğrusu bunu ben de bilmiyorum. Bilmek istiyorum ama bilsem ne faydası olur doğrusu çözemiyorum.

Garip bir ülke olduk. Kendi çıkarlarından bihaber, kendi geleceğinin kurgusunu başkalarına emanet etmiş bir cins ülke olduk çıktık. Bir vakitler geleceği kurgularken başkalarının gözlediği ülke olmaktan çıkıp, ciddi ciddi peyk devlet olma yolunda ciddi gayretlerin içine girdik. Bunu iradi olarak yaptığımız kanaati kimsede uyanmasın. Sözlerimi kimse karine gibi kullanıp birilerine küfretmeye kalkmayın. Asla öyle bir iddiam yok. İspatım da olamaz. Ancak bildiğim ve tanık olduğum olaylar var ki, bir vakitler Can Kozanoğlu’nun yazdığı “Cilalı İmaj Devri” tanımlarına tıpatıp oturuyor.

Bu ülkede birileri imaj oluşturuyor, birileri imaj besliyor, birileri de imaj tüketiyor. Ve bu tüketenler yüzünden, toplumsal güven zedelenirken, imaj üretenlerin de şevki kaçıyor. Anadolu’yu ümit olmaktan çıkartanlar nerelerine ne yakacaklar doğrusu merak ediyorum. Anadolu’nun 21’inci yüzyılın şekillenmesinde aktör coğrafya olmasının önünü kesenler, kiminle hangi paylaşım hesabında doğrusu onu da bilmek istiyorum.

Elin ecnebisi kadar meselelere vukuf edememenin sancısını çekiyoruz. Kendi seyahatlerimizde sıklıkla vurguladığım bir husus vardı. “Ankara’da ya da İstanbul’da devleltü zevatın ya da lümpen takımının bir akşam yemeğinde sarf ettiği paralarla, bir milletin mukadderatını kurtarmak mümkün” diye ifadeler kullanmıştım. Bu ifadelerimi teyid eden hadiselere burada iken de tanık olmaya devam ediyorum. Acı ama gerçek olanı yaşamaktan doğrusu bunalıyor ve hicap ediyorum.

Türkiye Asya’dan kopuyor. Türkiye Asya’dan koparılıyor. Türkiye, üzerine geçirdiği kabuğu kalınlaştırarak etrafını göremez hale gelirken, yeryüzü şekil değiştiriyor. Küresel aktör olma iddiamızın devam edeceğinden duyduğum kuşkuyu dile getirmenin sakıncası olduğunu söyleyecek birisini göremiyorum. Ve gerçekten küresel aktör olma iddiamızı yitiriyoruz onu gayet iyi biliyorum.

11 Eylül 2001... tarihi bir dönemeç. Tarihin yeniden yazıldığı günün adı o gün. Ve o gün bir büyük oyunun sahneye konulduğu gün. Keşke Türkiye o oyunun içinde adam gibi yerini alabilseydi. Keşke Türkiye, çevresinde olup bitenleri iç politik kaygılarla izlemeyi terk edip, müdahil olma telaşıyla hareket etseydi.

Asya, küresel denklemde yer almamakta ısrar edince, sahnelenen oyunun taşları teker teker dizilmeye başlandı. Ve bu oyunda Türkiye’ye sadece figürasyon rolü verildi. Asya ki, müktesebatı en fazla olan millet Türkiye’de yaşayan Türklerdir. Zira, Türkiye’de yaşayan Türkler kadar soydaşlarının kaderiyle yakından ilgilenen başka millet olmamıştır. Ama nasıl ahmaklık ve aymazlık içindeyiz ki, olan bitenden bihaber devletlü ricalin elinde Türkiye’nin ve Türklüğün Asya’daki geleceği ipotek altına alınıyor.

Afganistan, ABD için bir serüven filan değil. Burunlarının dibini görme basiretini gösteremeyenlerin izahlarıyla kamuoyu şekillenirse ABD’nin oradaki varlığını serüven olarak nitelendirmek mümkün. Ama Afganistan, Asya’nın Küresel denkleme eklemlenmesi için sadece bir basamak. Bu basamağa ayağını koyan ABD, ilk etapta Türkiye’yi yanında taşıyacak gibi görünse de, Rusya’nın coğrafyadaki tesirini gözardı etmeden hareket etmeyi daha pratik gördü. Rusya Federasyonu ile anlaşmayı geleceğin dizaynında daha pratik gören ABD, Türkiye’yi sadece hareket üssü olarak değerlendirmek yolunu tercih etti.

Evet, bugün gelinen noktada, Avrupa ve Amerika kıtasındaki stabl durum Asya için geçerli görünmüyor. Asya’nın yeni baştan dizayn edilmesi için kartlar yeni baştan masaya yatırılıyor. Oyun gayet basit. Rusya’nın nüfuzundaki Tacikistan, Afganistan coğrafyasında genişleyecek. Buna mukabil Peştunlar Pakistan’ın tesirine açılacak. Keza, Özbek ve Türkmenler de Özbekistan’ın tesirine açılacak. Yani Afganistan parçalanacak. Doğrusu bütünlüğü olduğu tartışılan bir coğrafyanın parçalanmasının ne gibi kıymeti vardır düşünmekte yarar vardır. Ancak, mesele, 21’inci yüzyılın nasıl şekilleneceği noktasında düğümlenmektedir.

Eğer, 19’uncu yüzyılın sömürge anlayışında değişim oldu ise (ki oldu) artık eskisi gibi maddi kaynakları kurutarak sömürgecilik yapmanın pratik bir yararı görünmüyor. Bunun yerine, tüketici kitle yaratılıyor. Bu kitle üretenlerin müşterisine dönüştürülüyor. İşte şu anda Asya’da bu yapılıyor. Yani, sömürgeleştirmenin yeni metotları deneniyor. Tabii bugünden yarına olmayacak bu iş. Bunu yaparken, yerel güçler hizaya getiriliyor. Mahalli insanlar, çağdaş imkanlarla tanıştırılıyor. Talepleri güçlendirilip, gözleri açılıyor. Böyle olduğu için de geleceğe matuf tasavvurların kabul edilebilirliğinin yolu açılıyor.

Bu yazdıklarımdan şunu çıkartırsanız yanılmazsınız. Tarih tekerrür ediyor. Timur İmparatorluğu ile Osmanlı İmparatorluğu’nun 15’inci yüzyıldaki kapışması, bu yüzyılda da meydana gelir diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Özbeklerin ya da Özbek yönetiminin Türkiye’siz bir Orta Asya istediğinden kuşku duymuyorum. Bundan ötürü İslam Kerimov’un Türkiye ile gerginlik politikası izlemesini yadırgamıyorum. Afganistan’daki stabilitenin en çok Özbekistan Devleti tarafından bozulmak istendiğini düşünüyorum. Halen nüfusu 20 milyonu aşan bir Özbekistan’ın, Afganistan’dan kopacak parça ile birlikte 30 milyona yaklaşan bir nüfus ve Türkiye Cumhuriyeti’nin coğrafyasına yakın bir coğrafi genişliğe ulaşmak isteyeceğinden asla şüphe etmiyorum. Nüfus ve coğrafya... Büyük devlet olmanın iki temel şartı. Bu iki şartı tesis eden bir devletin yapacağı ödev, kalkınma yolunda emin adımlar atmaktır. Ki, Özbekler bu hususta Türkiye yerine Rusya Federasyonu’nu tercih ediyor. Bu tercih neticesindedir ki, bir vakitler Türklerin öncülüğünde Asya coğrafyasına ayak basan Amerikalılar, şimdi Türklere “gelin sizi de götürelim” diye teklifte bulunuyorlar.

Ne kadar hazin değil mi?

Bu anlattıklarımı bir olayla örneklendirmek istiyorum. Ahmaklığa karine teşkil edecek bir olay. Aktör, Türk Cumhuriyetlerinden Sorumlu Devlet Bakanı yani çiçeği burnunda Reşat Doğru. Tokatlı ve MHP’li bir vekil. Mesleği doktorluk olduğu için hastaneler daha çok ilgisini çekiyor. Doğaldır... Reşat Doğru’ya denilenin tevatür şeklini aktarıyorum; “Sen git, burada bakanlık çalışmalarını biraz öğren. Seni birkaç ay sonra Sağlık Bakanlığı’na kaydıracağım.”

Tabii, emri alan bu genç ve güzide bakanın aklına bir türlü Türk Dünyası kavramı girmiyor. Aklı fikri hastaneler, doktorlar, ebeler, hemşireler, ilaçlar, eczacılar... Hal böyle olunca hacetini arz etmek için kapısını aşındıranlara vereceği cevap da kolay oluyor. Meseleyi Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’na havale ediyor. Havale ettiği işlerden sorumlu olduğunun bilincinden uzak, aklı fikri Sağlık Bakanlığı’nda Bakanlar Kurulu toplantısına giriyor. En çok da yakında işinden edilecek Sağlık Bakanı Osman Durmuş’u izliyor. O ne yapıyor, nasıl konuşuyor, nasıl sunumda bulunuyor, hangi konuları gündeme getiriyor? O işler daha çok ilgisini çekiyor. Ama konu milliyetçilik ve vatandan açılınca mangalda kül bırakmamayı da büyüklerinden itiyad edinmiş olmalı ki, “Vatanın tek çakıl taşını kimseye vermeyiz. Türkiye büyük devlettir. Allah’ın izni ile her musibetin başını ezecek güçtedir” gibi hamaset dolu nutuklar irad etmekten de geri durmuyor.

Bütün mesele şu ki, işten gayri her işi yapıyor.

Ama Türkiye’nin 10 yıl sonraki, 50 yıl sonraki iddialarını hayata geçirecek adımları atmaktan imtina ediyor. Niye? Başına alacağı işlerin ayağına bulaşacağından ürküyor. Ürküntüsü, durmasına, nemelazım demesine yol açıyor. Ve bu bakanın ilgisizliği Türkiye’nin Orta Asya’daki elini Rusya’nın kucağına itiyor. Bunu yapan bir MHP’li bakan olunca insanın aklına “Cilalı İmaj Devri” sözleri geliyor. Milliyetçilikleriyle devletin en üst organlarını işgal etme hakkını kendilerinde görenlerin, Türkiye Cumhuriyeti ve Türk milleti için neler yaptığını sorgulamaktan başka insanın aklına bir şey gelmiyor.

Eğer Türkiye’nin Orta Asya’daki çıkarlarını birkaç bin dolar uğruna birileri heba edecek kadar gözlerini kapamışlarsa, bunun hesabını vermesi gereken merciin sorgulanması gerekiyor. Türk milletinin de gerçek milliyetçileri tanımasının vaktinin geçtiğini söylemek icap ediyor. Yazık ki, Türkiye, bir bahtsız devreden geçiyor. Yazık ki, Türkiye AB’ye karşı olanların Avrasya’yı tanımayışlarına tanıklık ediyor. Vatan Millet Sakarya nutuklarının artık para etmediğini bilmeden, hala çakıl taşı edebiyatı yaparak, idam ederim etmem çekişmesiyle politika yapanların ülkesi olmaktan ne yazık ki Türkiye kurtulamıyor.

Asya elden gidiyor. Hem de Türkiye’deki pantürkistlerin eliyle Asya elden gidiyor. Onlar, Pankobirlik’in pancarlarını naklederek para kazanma kaygısı yaşarken Asya elden gidiyor.

Uyan Türk milleti ve gerçekleri gör.

Türkiye, kendini çok sevenlerin elinde heder ediliyor. Türk milleti artık bunu bil.

 
adam06@mynet.com

 

Hasan Yılmaz'ın diğer yazıları: İnsan ve Değişim 
Hasan Yılmaz'ın diğer yazıları: Hem Beyaz Hem Siyah
Hasan Yılmaz'ın diğer yazıları: Sanal aşka mektup
Hasan Yılmaz'ın diğer yazıları: Amerikan Rüyası Bitti mi?
Hasan Yılmaz'ın diğer yazıları: Afganistan Muamması ve Müslümanların Paranoyası
Hasan Yılmaz'ın diğer yazıları: Üslup ve Hamaset
Hasan Yılmaz'ın diğer yazıları: Ne Yazsam Dediğim Zaman Aklıma Gelenler

KAPAK