Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 

 

sinyal1.gif (2171 bytes)
Hamdi Kılıç

Yeni Türkiye, Yeni Siyaset


Türkiye, son bir buçuk yıldır içinde bulunduğu kriz ortamının da etkisiyle her alanda yeni bir dönüşümün sancılarını çekmektedir.

Eskiden sadece devletin köhnemiş, aşırı bürokrasiye boğulmuş, irrasyonel yönetim anlayışının esiri bir mekanizma olduğu sanılırdı. Kriz göstermiştir ki, ülkemizdeki devasa özel sektör kuruluşlarının, siyasi partilerin, sendikaların ve diğer bir çok kurumun da devletten farkı yokmuş. Bunlar da en az devlet kadar abuk-sabuk bir yönetim anlayışının pençesinde imişler.

Sonuçta, tıpkı devletin yönetim anlayışı gibi, siyasi partilerin, şirketlerin, sivil toplum kuruluşların yönetimleri de çatırdamaya başladı. Bu süreçte, sorunun konjonktürden değil kendi yapılarındaki yanlışlardan, eksiklerden, çarpıklıklardan kaynaklandığını fark edip, süratle kendini yenileyebilen kuruluşlar varlıklarını bugün ve gelecekte de devam ettirme şansına sahipler. Diğerleri ise ya çöktüler, ya da çökmek üzereler.

Bu çerçevede üzerinde önemli durulması gereken konulardan biri de Türk siyasetinin, daha doğrusu, Türk siyasetinin ana omurgasını teşkil eden merkez sağın durumudur.

Demokrat Parti’den beri, merkez sağda siyaset yapan büyüklü-küçüklü tüm partilerin hedefi, yüzde 65-70 civarında olduğu varsayılan merkez sağ oyların mümkünse tamamını, ama mutlaka olabildiği kadar yüksek bir oranını elde etmek olmuştur.

Merkez sağ denen siyasi kitle mutlaka milliyetçi, belki biraz Türkçü, mutlaka muhafazakar belki biraz İslamcı, azcık liberal, mutlaka antikomünist, Doğuyu reddetmeyen, Batıdan vazgeçmeyen, ekonomide biraz devletçi-biraz serbest piyasacı gibi özelliklere sahiptir.
 
Yani merkez sağ diye tek bir isim altında birleştirilen bu kitle, aslında hiç de homojen bir yapıya sahip olmayan, hatta kimi unsurlarıyla aynı çatı altında bulunması düşünülemeyecek zıtlıkta bir görünüm içindedir1950’de Demokrat Parti’nin, 1960’lar ve 1970’lerin bir bölümünde AP’nin, 1980’lerde de ANAP’ın bu kitlenin önemli bir bölümünü (ama asla tamamını değil) kendi çatıları altında toplaması, daha önceki dönemlerin söz konusu kesimler üzerindeki yoğun baskısına karşı bir tür refleks olarak değerlendirilebilir. Geçmişin acı hatıraları küllendikçe merkez sağın süratle parçalanma sürecine girdiği gözlenmektedir.
 
Nitekim, merkez sağ, 1987 yılından beri sürekli parçalanmaktadır. 1991’de DYP’nin, 1995’te RP’nin ve 1999’da MHP’nin çatısı altında oluştuğu gözlenen kısmi toparlanmalar kalıcı olamamış, birkaç yılda yeni parçalanmaları beraberinde getirmiştir.
 
Dolayısıyla, bugün artık hiçbir siyasi parti için merkez sağın yüzde 65-70 civarında olduğu varsayılan kitlesinin tümünü birden kucaklamak gibi bir hedef, gerçekçi değildir. Siyasi partiler, merkez sağın tümüne veya olabildiği kadar büyük bir kitlesine sahip olma saplantısından kurtulmak durumundadır.
 
Merkez sağdaki mevcut partilerin durumlarına baktığımızda karşımıza çıkan manzara şu şekildedir:
 
MHP, 1999 seçimleri öncesi yarattığı havaya karşılık, geçtiğimiz 2,5 yılda yol açtığı hayal kırıklığının etkisini kolay kolay telafi edebilecek gibi değil. DYP, henüz merkez sağla ilgili ümidini kaybetmediği için ne ileri gidebilen, ne de geri çekilebilen, kilitlenmiş bir görünüm içinde. ANAP, hala 1980’li yılların rüyasından uyanamamış; uyanmışsa da uyku sersemliğini üzerinden atamamış görünüyor. AKP, merkez sağın, artık ne ANAP’ın, ne DYP’nin, ne de MHP’nin alabilmesi mümkün olmayan (çünkü hepsi de bu haklarını geçmişte kullandılar), istisnai oy kitlesinin yeni adayı durumunda. Ama onun da meşruiyet sorunu var. SP’nin varlığıyla yokluğu şimdilik belli değil.
 
Esasen, dışarıda doğu blokunun çökmesinden sonra başlayan süreç ile içeride 28 şubat, AB üyeliği, kıdemli politikacıların (Türkeş, Demirel, Erbakan v.d.) bir şekilde kulvar dışı kalması, terör ortamının geride bırakılması gibi gelişmeler siyasetteki klasik ayrımları (sağ, sol, merkez, uç...) anlamsız hale getirmiştir. Saflar birbirine karışmış ve yeni bloklaşmalar ortaya çıkmaya başlamıştır. Solcu Perinçek’le milliyetçi MHP’nin, serbest piyasacı ANAP’la devletçi DSP’nin aynı çizgide birleşmesi, söz konusu karışıklığının ve oluşan yeni safların işaretleridir.
 
Dolayısıyla artık siyaset partilerin sağ-sol, milliyetçi-komünist, muhafazakar-modern, İslamcı-laik, ilerici-gerici, doğucu-batıcı, devletçi-liberal, Cumhuriyetçi-Osmanlıcı gibi kutuplaşmalardan kendilerini sıyırmaları, bunların yerine daha esnek, daha işlevsel, daha geleceğe dönük bir konuma oturmaları gerekmektedir.
 
Bu gerek, keyfe keder bir tercih değil, gelinen nokta itibariyle artık bir zorunluluktur. Bütün siyasi partilerin, ama özellikle de (eski) merkez sağdaki partilerin zorunlu bir strateji değişikliğine ihtiyacı vardır. Milliyetçilik, muhafazakarlık, sosyal adaletçilik, hürriyetçilik, demokratlık gibi Türk toplumunun temel özelliklerinden her birinin sadece bir tek siyasi partide tezahür etmediği, üstelik bu tür iddiaların ciddi mahcubiyetler yanında, ilgili toplum kesimleri aleyhine sonuçlar da doğurduğu apaçık bir gerçektir. Artık hiçbir parti siyasetin eski klasik jargonu ve sınırları içinde kalarak varlığını idame ettiremez. Türk siyaseti tepeden tırnağa kendini yeniden tanımlamak, kavramları ve aktörleriyle geleceğe dönük bir yapıya kavuşmak zorundadır. Aksi takdirde ne ekonomik krizler biter, ne de başka bir takım süreçler... 
 
E-mail: hamdikilic@veezy.com
 
Hamdi Kılıç'ın diger yazıları: Türkiye'yi kurtarmak
Hamdi Kılıç'ın diger yazıları: Devlet uyuyor, Türkiye yürüyor
Hamdi Kılıç'ın diger yazıları: Dirilişin Ayak Sesleri
Hamdi Kılıç'ın diger yazıları: Spinoza'nın Türkiye'si
Hamdi Kılıç'ın diger yazıları: Hacı Bekir'in Yakası
Hamdi Kılıç'ın diger yazıları: Sefalette Eşitlik
Hamdi Kılıç'ın diger yazıları: Montesquieu'yi bilir misiniz?
Hamdi Kılıç'ın diger yazıları: Memleketi Kurtarmak ve Geleceğimiz

KAPAK