|
Kriz
dönemlerinde insanlar, hem içinde bulundukları durumun etkisiyle,
hem de normal zamanlardaki uğraşları sekteye uğradığı ve bolca
boş zamanları olduğu için, “memleketi kurtarma” odaklı zihin
egzersizleriyle çok daha fazla iştigal ederler.
Biz
de bugün, biraz “memleketi kurtarma” egzersizi yapacağız. İşte
aklımıza ilk gelen tespitler ve çözüm yolları:
-
Demokrasi ve özgürlüklerin geliştirilmesi
-
Siyasal mekanizmaların güçlendirilmesi
-
Hukuksal, siyasal ve toplumsal denetim mekanizmalarının etkinleştirilmesi
(şeffaflık, açıklık, usullerin basitleştirilmesi, sistemdeki açıkların
kapatılması gibi...)
-
Toplumun ve bireyin, ülkesine ve devletine güvenini, bağlılığını,
katkısını güçlendirecek bir yapı oluşturulması... Bu çerçevede;
-
Güvenlik ve huzurun sağlanması
-
Adaletin hızlı ve etkin çalışması
-
Eğitimin nitelik ve nicelik bakımından kalitesinin yükseltilmesi
-
Sağlık hizmetlerinin nitelik ve nicelik bakımından kalitesinin yükseltilmesi
-
Ekonomik kalkınmayı desteklemek için hür teşebbüsün önünün açılması
-
Milli gelirin adil dağılımı için önlemler alınması
-
Toplum kesimlerinin hassasiyetlerine, bireylerin değerlerine saygı gösterilmesi
-
Etkin bir sosyal güvenlik sisteminin kurulması
-
Kamusal hizmetlerin yaygınlaştırılması ve bürokrasinin etkin çalıştırılması
-Böylece
kurumlardan bireylere, bireylerden kurumlara doğru giden topyekün
bir bilinçlenmenin oluşturulması...
Bu
listeyi olabildiğince uzatmak ve detaylandırmak mümkün. Ama
“memleketi kurtarmanın” ana hatları bunlardan oluşuyor.
Ancak,
bu kurtuluş reçetesinin en can alıcı bölümü genellikle
eksiktir. Hedefler ortadadır ama bu hedeflere nasıl ulaşılacağı
konusu, üzerinde en az durulan, düşünülen, dolayısıyla da hüsrana
uğranılan bölümünü oluşturur. Buradaki anahtar kavram da
gelecek yönetimidir.
Yine
bu dergide yayınlanan bir yazımızda, memleketi kurtarmak için önce
kendimizi kurtarmamız gerektiğini ifade etmiştik. İşte, memleketi
kurtarma davası, gelecek yönetimi yönteminden kopuk olduğu zaman,
bırakın memleketi, kendimizi dahi kurtaramama çarpıklığına yol
açmaktadır.
Peki
gelecek yönetimi nedir? Bu, siyasal ve sosyal alanda henüz yeni yeni
kullanılmaya başlanan bir kavramdır. Genel olarak gelecek yönetimi
düşünülen, istenilen ve değişen şartlara göre olması gereken
hedefe ulaştıran yönetim biçimi olarak tarif edilir. Gelecek yönetiminde
esas olan, olayları izlemek değil, belirlenen bir hedefe doğrultusunda
biçimlendirmektir, yönlendirmektir.
Bu
hedef durağan, sabit, değişmez değil dinamiktir. Öyle olduğu için
de değişen ve gelişen şartlara kolaylıkla uyum sağlar.
Biz
memleketi kurtarırken genelde hayal kurarız. Oysa hayallerle
hedefler arasında fark vardır. Hayaller, şartları ve gelişmeleri
göz önünde bulundurulmaz. Oysa hedef, bu faktörlere göre
belirlenir. Hayallerin hedefler haline dönüşmesi gelecek yönetimi
ile mümkündür.
Ülke
geleceğini inşa etmek
bir meslek değildir. İş dalı da değildir. Bir hobi veya uğraş
hiç değildir. Dolayısıyla, gelecek yönetimi sadece bir kişiye
veya gruba mahsus bir iş değildir. Toplumdaki her birey, her kurum;
yani bizatihi millet kendisi gelecek yönetiminde söz sahibidir.
Sadece
mevcut duruma göre yapılacak gelecek tahminleri yanıltıcı
olmaktadır. Bu mantıkla hareket eden gelecek tasarımcıları 1873 yılında
İngiltere'de "bilimsel bir gerçeğe" parmak basmaya çalışmışlardı.
O zamanki tahminlere göre faytonların kullanımı arttığında tüm
İngiltere 1961 yılında bir metre kalınlığındaki at pislikleri
altında kaybolup gidecekti.
1899
yılında bilim adamları "artık bilimin sonuna geldik, bundan
sonra keşfedilecek kanun, icad edilecek ürün kalmadı, yapmamız
gereken tek şey mevcut teorileri ve ürünleri revize etmek, onları
rafine etmek ve daha mükemmel hale getirmektir" diyorlardı. Ama
30 yıl içinde bilim atomu, fotonu, kuvantumu, elektronu, genel rölativiteyi
buldu. 19. Yüzyıldaki değer ve kavramlar, 20. yüzyılda hiçbir
anlam ifade etmez hale geldi.
Aynı
örneklere yakın geçmişimizde de rastlayabiliriz. Bugün yüzde 100
gerçek olan şeyler kısa süre öncesine kadar salt saçmalık
olarak kabul edilmekteydi. Mürekkep püskürtme yoluyla yapılan baskı
tekniği 1973 yılında AEG firması tarafından bulunduğunda hiç
kimse ilgilenmemişti. Oysa aynı baskı teknolojisi daha sonra
Japonya'da ihracat patlamasına neden olmuştu.
Bütün
bu örnekler, geleceği görmenin ve dolayısıyla yönetmenin hiç de
öyle kolay olmadığını gösteriyor. Ama yine bu örnekler, geleceği
görmeden ve yönetmeden hiçbir yere varmanın mümkün olmadığını
da ortaya koyuyor. Bugün, gelecek yönetimi kavramı ve unsurları ülkemiz
gündeminde yer almamaktadır.Bu kavramları gündemimize almadığımız
sürece de her boş vaktimizde “memleketi kurtarmaya”, her üç-beş
yıl da bir de krizler altında ezilmeye devam ederiz.
- E-mail:
hamdikilic@veezy.com
|