Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 

 

sinyal1.gif (2171 bytes)
Hamdi Kılıç

Montesquieu'yu bilir misiniz?


 

Her konuşmaya ya da yazıya, Türkiye’nin derin bir kriz ortamında bulunduğu gibi muhteşem (!) bir tespitle başlamak, işin besmelesi haline geldi dersek, abartmış olmayız herhalde.

Krizin sebepleri, yansımaları ve muhtemel sonuçları hakkında öylesine farklı, derinlikli ve şaşırtıcı görüşler öne sürülüyor ki, insanının kafasının karışmaması mümkün değil.

Yaşadığımız krizin, aralarındaki sebep-sonuç ilişkileri, “tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan?” tartışmasına benzeyen bir çok boyutunun olduğu da açık. Ekonomik kriz yönetim kriziyle, siyasal kriz sosyal krizle karışmış durumda.

Bununla birlikte karmaşa, çoğu zaman, gerçekleri gizlemede kullanılan bir perdedir. Zahirde en karmaşık gözüken hadiselerin gerisinde genellikle çok yalın gerçekler vardır. Önemli olan, hadiseyi karmaşıklaştıran ayrıntılar arasında asılı, yani çıplak hakikatleri görebilmektir.

Üstelik, bu hakikatleri anlamak için ihtiyaç duyduğumuz kodlar, soyutlamalar, kuramlar, sınıflandırmalar da çoğunlukla elimizin altında hazırdır. Yapmamız gereken, bu hazır malzemeyi yaşadıklarımızla üst üste getirerek ortaya çıkan tablodaki çakışmaları ve kaymaları ortaya koymaktır.

Bu basit yöntem, anlamak için gece-gündüz kafa yorduğumuz, kimi zaman durumun idrakimizin üzerine çıktığı zehabına kapıldığımız bir çok durumda bizim için karanlıkları aydınlatan bir fener, bilinmezlik kapılarını açan bir anahtar işlevi görür.

Burada, işte bu anahtarlardan birini hatırlatacağız.

Az-buçuk siyaset, hukuk, tarih ve yönetim bilimi okuyan herkesin aşina olduğu bir kavram vardır: Kuvvetler ayrımı.

Montesquieu, kuvvetin ancak kuvvetle durdurulabileceği düşüncesini devlet yönetimine uygulamak suretiyle bu kuramı geliştirmiştir. Amaç, kuvvetleri dengelemek suretiyle vatandaşın özgürlüğünü güvence altına almaktır.

Buna göre, devlette üç ayrı görev vardır: Yasaları yapmak, bunları uygulamak, suçluları cezalandırmak. Bunları tek bir kişi veya grubun tekeline verdiğinizde, ülkede yaşayan diğer herkes için hepsi birden tehlikeye düşmektedir.

Elbette Montesquieu’deki orijinal biçimiyle bu kuram, model olarak 19. yüzyıl İngiltere’sini alıyordu. Daha sonra bir çok siyaset ve yönetim bilimci bu görüşü geliştirerek, devletlerin çağdaşlığının, demokrasinin ve özgülüklerin ölçüsü haline getirmişlerdir.

Şimdi gelelim Türkiye’ye... Son yıllarda ülkemizde yaşanan siyasal, ekonomik ve sosyal sorunlarla, kuvvetler ayrımı kuramı üst üste koyalım.

Neydi esas olan? Yasaları yapan, bunları uygulayan ve suçluları cezalandıran ayrı olacaktı. Bu ayrılık, sadece soyut ve hukuki bir ayrılık değil, siyasi ve sosyal bir ayrılıktır.

Ülkemizde yaşananları bu şablonun üzerine koyduğumuzda hemen hepsinin kaydığını, karıştığını görüyoruz.

Kendilerini yasama organı yerine koyan yürütme organlarının varlığını kim inkar edebilir?

Siyasi mütalalar üzerine kurulu hukuk belgeleri hazırlayan yasama görevlilerinin varlığından haberdar olmayan kaldı mı?

Yasama organının yıpranmasının sebebi yürütmeyle gereğinden fazla iç içe geçmiş olması değil mi?

Sizce de, diğer tüm karmaşık sorunların temelinde, şablondaki bu kaymalar yatmıyor mu?

Halbuki, krizden çıkış için uygulanan yöntemlere baktığımızda, şablondaki kaymaları yerine oturtmaya dönük hemen hiçbir unsura rastlayamıyoruz.

Tam tersine, krizden çıkma adına atılan veya kabullenilen bir takım adımların, kaymaları daha da artırdığı bir gerçek.

Aslında, her geçen gün daha fazla insan, ayrıntılar arasında gizlenmeye çalışılan yalın gerçekleri görmeye başlıyor. İnsanların kafasında parlayan ışıklar güçlendikçe, perdenin gerisindeki silüetler bir bir ortaya çıkıyor. Krizin yol açtığı sıkıntılar insanlara hadiseleri bir üst perdeden değerlendirebilme şansı da veriyor.

Türkiye, mucizelerden ve kurtarıcılardan medet umma devrini kapatmak zorundadır. Çünkü mucize ilahi kaynaklıdır ve ancak ona inananlar için anlamlıdır; diğerleri için ise sadece bir illüzyondur. Kurtarıcıların görevi de insanların cüzdanlarıyla değil gönülleri ve kalpleriyle uğraşmaktır.

Bunun için ülkemizde her mucizenin sonu bozgun, her kurtarıcının sonu hüsran oluyor. Ama bu durum, aynı oyunu 7 defa sergileyenlerin 8’incisinin fırsatını gözlemelerine engel değil maalesef.

Halbuki, her şeyi yerli yerine oturtsak, tüm dünyanın bildiği, kullandığı ve halen de tedavülde olan yöntemlere işlerlik kazandırsak, sorunlar kendiliğinden çözülecek.

Sahi siz Montesquieu’yü bilir misiniz?

 

E-mail: hamdikilic@veezy.com
 
Hamdi Kılıç'ın diger yazıları: Türkiye'yi kurtarmak
Hamdi Kılıç'ın diger yazıları: Devlet uyuyor, Türkiye yürüyor
Hamdi Kılıç'ın diger yazıları: Dirilişin Ayak Sesleri
Hamdi Kılıç'ın diger yazıları: Spinoza'nın Türkiye'si
Hamdi Kılıç'ın diger yazıları: Hacı Bekir'in Yakası
Hamdi Kılıç'ın diger yazıları: Sefalette Eşitlik

KAPAK