Türkiye bir geçiş
dönemini yaşıyor.
Küreselleşmeydi,
Avrupa Birliğiydi, yeniden yapılanmaydı, demokratikleşmeydi derken, Türkiye dört bir
yandan değişim rüzgarlarına maruz kalmış durumda.
Mevcut durumdan
memnun olmayan toplum kesimleri –ki bunlar çoğunluğu oluşturmaktadırlar- bu
gelişmeleri ümit ve kaygı karışımı duygularla izliyorlar.
Sonucun ne
olacağı kestirebilmek için henüz erken. Ancak, yaygın kanaat, yeni dönemin
eskisinden daha kötü olmayacağı yönünde.
Öte yandan, geçiş
dönemleri, eskiden beri varolan dengelerin değişmesine, taşların yerlerinden
oynamasına ve yeniden konumlanmasına imkan tanıyan dönemlerdir.
Esasen, Türkiye’nin
bugün yoğun bir şekilde hissetmeye başladığı değişimin temelleri1980’li
yıllarda atılmış, 1990’lı yıllarda da olgunlaşma dönemine girmişti.
12 Eylül sonrası
siyasetin yeniden biçimlenme süreci, değişimin en önemli çıkış noktalarından
biridir.
Serbest piyasa
ekonomisine geçiş ve müteşebbislerin önünün açılması, ikinci önemli çıkış
noktasını teşkil ediyor.
Bu iki unsur,
toplumdaki siyasal ve ekonomik potansiyelin harekete geçmesine imkan tanımıştır. Böyle
olunca hem siyaset, hem de ekonomi dünyamız yeni aktörlerle, yeni alanlarla tanışma
fırsatına kavuşmuştur.
Yıllarca siyasi
partilerin merkez ve taşra yönetimlerini, milletvekilliği ve belediye başkanlığı
makamlarını adeta parselleyip tapularına geçiren isimlerin yerini, kimi hak ederek,
kimi hak etmeyerek de olsa yeni simalar almıştır.
ANAP’lı
yılları DYP’li ve SHP’li, onu RP/FP’li, daha sonra da DSP ve MHP’li yıllar
izlemiştir. Yani siyasi sirkülasyon devamlılık arz etmiştir. Bu da siyasete sürekli
yeni isimlerin, simaların girişini kolaylaştırmıştır.
Ekonomide de
sermayenin ve sanayiin Marmara ve Trakya bölgelerinden İç Anadolu ve Ege’ye doğru
kayması benzer bir dönüşüme yol açmıştır
Her ne kadar
sermaye renklere bölünerek ekonomiye siyaset karıştırılmaya çalışılmışsa da,
bu gayretler başarıya ulaşmamıştır. Türkiye’nin ortasında, batıdaki illerle
yarışan, hatta kimi alanlarda onları geçen yeni ekonomi devleri ortaya çıkmıştır.
Siyasetteki ve
ekonomideki dönüşümün yansımaları, bilhassa son yıllarda, diğer alanlarda da görülmeye
başlanmıştır. Birinci lig takımları ile birinci lige aday takımların
dağılımına bakıldığında bu paralelliği görmek mümkün.
Ekonomi ile spor
arasındaki gizli, ama önemli ilişkinin nihayet farkına varılmış galiba. Çünkü,
spor, özellikle de futbol, kendisine yapılan yatırımları dolaylı olarak fazlasıyla
verebilen bir sektör.
Tüm bunları
Anadolu’nun dirilişinin ve ayağa kalkışının ayak sesleri olarak değerlendirmek
yanlış olmasa gerektir.
Yaşanan değişim
süreci sonunda Türkiye nereye gider bilinmez ama taşranın iyiye gittiği kesin.
- E-mail:
hamdikilic@veezy.com
|