Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 

 

sinyal1.gif (2171 bytes)

Belma Yılın

Gençlikte Uyuşturucu Madde Bağımlılığı


Son 20 yıl içinde gelişmiş ülkelerde özellikle A .B.D ve batı Avrupa ülkelerinde uyuşturucu madde kullanımın da büyük bir yaygınlık göze çarpmaktadır. Kitle iletişim araçlarının artması , televizyon sinema ve basın aracılığıyla diğer ülkelerde yaşayan bireyleri, de bu konudan haberdar etmiş, uyuşturucu madde hakkında bilinenlerin azlığı yüzünden özendirici etkiler de yapabilmiştir. Bu özendirici etkiler nedeni ile madde kullanımına başlama yaşı da 13-14 yaşlarına kadar inmiş durumdadır. (Phill R.O. Peterson J.B.1992) toplumsal iletişime açık her ülke gibi memleketimizi de tehdit eden bu soruna karşı gençlerimizi uyarmak ve yönlendirmek bu toplumda bilinçli olarak yaşayan her aydının görevidir.

Uyuşturucu madde bağımlılığı nedir?
Uyuşturucu madde bağımlılığı bağımlı olan maddenin elde edilebilmesi için bireyin bütün değerlerini feda edebileceği çok tehlikeli bir bağımlılık türüdür. Bağımlı olunan maddeden başlangıçta beklenenler haz verici özellikleridir. Sıkıntılı problemli zamanları bu "dost" sayılan madde ile geçirmek bireyleri ilk kullanımda problemlerin bulunduğu bir dünyadan yapay bir cennete taşımaktadır.

Madde kullanımı ile elde edilen bu yapay cennet , bireyi tuzağına düşürerek tutsak etmekte birey de bu aldatıcı cennetin arayışı içinde maddeyi yaşamının en büyük kurtarıcısı ve arkadaşı olarak kabule başlamaktadır . Yapay cennette buldukları, tek düze bir yaşam yerine renkli rüyalar ve sanrılar yaşamalarıdır. Günlük yaşamdaki kaygılardan, cesaretsizlikten, güvensizlikten kendilerini uyuşturarak kurtulmak istemeleridir.

Bağımlılık Nasıl Gelişir

Uyuşturucu maddelere duyulan bağımlılık başlangıçta psikolojiktir. Yani alıştığı maddeyi almadığı zaman kendisini oyalayabilecek bir şeyler bulduğu ya da kendisini o maddeyi almaya iten psikolojik sorunların üstesinden geldi zaman geçici bir sıkıntı dönemi yaşamakla beraber maddeye olan bağımlılık fizyolojik bağımlılık meydana getirmektedir. Başlangıçta psikolojik nedenlerle kullanılan maddeler bir ay süre ile düzenlilik içinde kullanılırsa fizyolojik bağımlılık yerleşmektedir ki bu aşamadan sonra tedavi olabilme şansı çok düşüktür.

Madde bağımlılıklarının çoğunda psikolojik ve fizik bağımlılık arasındaki kesin sınırı çizebilmek mümkün değildir. Psikolojik bağımlılık aşamasında birey madde kullanımından vazgeçse bile bırakma döneminde madde kullanmamaya bağlı olan yoksunluk belirtilerini şiddetle yaşar. Kendisini madde almaya iten nedenler de yıllar sonra yine zorlayıcı isteklerle kendisini tekrar madde almaya itebilir.


Bağımlılığı Oluşturan Maddeler

Düşünsel ve duyusal yaşamı olumsuz etkileyerek bağımlılık oluşturan maddeler hakkında bilgilenmek bu maddelere karşı özellikle gençleri daha dikkatli yapabilir. Bu maddeleri kullanmaya başlamak çoğu zaman sonuçları ve etkileri bilinmediği için rastlantısal bir sebep olmakta bazen de maddenin kendilerine yarar sağlayacağını umdukları içindir. Bu maddelerin kullanım alanı en yaygın olanlar şunlardır.

1. Sakinleştirici- Yatıştırıcı Maddeler
(Sedatif- Hipnotik ve Anksiyolitikler)

Bu gurupta yer alan maddeler,merkezi sinir sistemine depresan olarak etki yapar. Heyecansal gerginlik, korku, kaygı gibi durumlarda, hekim tarafından bu sıkıntıları azaltmak üzere verilebilir.


2. Uyarıcılar
( Amfetaminler ve benzeri maddeler )

Uzun süre dikkatini odaklaştırabilmek ve uyanık kalabilmek için öğrencilerin özellikle sınav zamanlarında uzun saatler çalışabilmek için başvurdukları ilaçlardır.

Kokain

Merkezi sinir sistemine uyarıcı etki yapan kokain, amfetaminler gibi tıbbi amaçlı değil, uyuşturucu bağımlıları tarafından kullanılan bir maddedir. Kokain burun yoluyla alındıktan sonra merkezi sinir sistemini uyarır. Kalp vuruşları artar. Kan basıncı ve solunum hızlanır. Cinsel duygular artar. Aşırı bir neşe ve taşkınlık hali yapar. Kokain, beyin damarlarında tıkanma, beyin kanaması, epilemi, mykord enfarktüsüne neden olabilir, solunum durabilir, ölüm meydana gelebilir.

Ecstasy

Etkileri amfetaminlere benzer .Tablet ve kapsül şeklindedir. Kullanımdan sonra 20 dk içinde enerji artışı, canlılık, algılamada artış başlar. Cinsel yönden uyarıcıdır. Geçici paronaya ve uykusuzluğa neden olur.

Kafein (caffeine)

Kafein günümüzde en çok kullanılan maddedir . ortalama bir fincan kahvede 100-150mg kafein vardır. 1gr veya daha fazla kafein bir günde alındığında, kendini ifade edememe, kalp çarpıntısı görülür. Kafeinin devamlı kullanılması, mide kalp hastalıklarını ağırlaştırabilir.

3. Hallüsinasyon meydana getirenler
(sanrı ve hayal gördürücüler)

Bu gruptaki maddelerin temel özelliği psikolojik yaşamı alt üst etmeleri, sanrısal bir gezindi ile kişiye güzel ve değişik sanrıları yaşatmalarıdır. Bunlar LSD, meskalin gibi maddelerdir.

4. Esrar (Kannabis)
Esrar Hint kenevirinin yaprak ve filiz ve çiçek tohumlarından elde edilen bir maddedir. Esrar kullandıktan sonra kişinin refleksleri bozulur. Dikkat gerektirecek işlevleri yapamaz. Uzun süreli kullanımda bronşit ve akciğer kanseri gibi solunum yolları hastalıklarına yol açabilir.

Esrar alındığı zaman yağ dokusunda birikir. Bunun sonucunda esrar alındıktan bir hafta sonra bile etkin maddenin %50'si hala bedende bulunmaktadır.

5. Uçucular
(Tiner , benzin , gazolin, bali gibi yapıştırıcılar)

Sıvı yapıştırıcıların toluen, petrol türevleri bu maddelere bağımlı olan kişilerin genellikle bu maddeleri mesleklerinde kullanma durumunda olan mobilyacı, boyacı, oto boyacısı, kaloriferci gibi kişiler olduğu anlaşılmaktadır. Ancak son yıllarda ülkemizde de ergenlik çağındaki gençlerde, yapıştırıcı maddelerin kolayca temin edilmesi bu bağımlılığın bu yaş grubunu tehdit etmesinde önemli rol oynamaktadır. Koklamanın arkasında ortaya çıkan durum aşırı keyif hali, sersemlik, kulak çınlaması ve vücudu bir noktada tutabilme güçlüğüdür.

6. Eroin

Afyondan elde edilir. Bir iki kullanımdan sonra süratle bağımlılık gelişir. Doz arttırımı, çok hızla öldürücü düzeylere kadar varabilir. Eroinin etkisi sekiz saat içinde sonlanır ve şiddetli yorgunluk belirtileri ortaya çıktığı için tekrar alma ihtiyacı duyulur. Şiddetli kas ağrıları ve kramplar görülür.

Hangi grupta olursa olsun maddelerin aşırı kullanımı düşünsel ve duyusal sorunları bellek bozukluklarını davranış bozukluklarını ortaya çıkartır.

Uçucu Madde Bağımlılarının Erken Teşhisi

1. Uçucu maddeler solunduktan birkaç saat sonra dahi uçucu madde kokusu kullanıcının nefesinde ve elbisesinde fark edilebilir

2. Yüzde kızarıklık, ağız ve burun çevresinde kırmızı lekeler

3. Baş ağrısı yorgunluk gibi belirtilerin sık olarak gözlenmesi

4. Ev dışındaki yaşantısından söz edilmemesi saklanması

5. İştahta ani değişiklikler

6. Opioidler

Kelimeni dilimizdeki karşılığı "afyon" veya "haşhaş"tır. Uyuşukluk ve uyku yapar. Morfin etkisi altında bir kimse uyku ile rüya halini güçlükle ayırt edebilir. Solunum hacmi azalır.


GENÇLERİN MADDE KULLANMAYA BAŞLAMA NEDENLERİ

1. Merak Ettikleri İçin

Gençler, maddenin yaratacağı etkiyi merak ettikleri için yaşıtlarıyla birlikteyken madde alabilirler. Akran ilişkileri böyle kötü bir alışkanlığın başlaması veya önlenmesinde büyük önem taşır. Gençlik çağında, bir gruba ait olmak, gencin psikolojik sağlığı açısından gerekli bir ihtiyaçtır. Ancak aile içinde belirli değerler kazanmış, kendine güveni olan bir genç, kendi kişilik yapısı ve değer ölçülerine uygun olan bir grup seçer. Bu grup içinde önemsediği arkadaşları madde kullanıyorsa, bu gruptan ayrılabilir. Yeterli psikolojik güçlükte olamayan bir genç ise, arkadaşlarının "bir kereden ne çıkar" telkinleriyle madde alabilir.

2. Kişisel Yatkınlık

Madde kullanmaya başlamada kişisel yatkınlığın payı vardır. Alışılmış kurallara karşı baş kaldırabilen, duygusal açıdan dengesiz, çabuk parlayan olgunlaşmamış gençler, çevrelerine uyumda güçlük çekerler. Denemeye ve yeniliğe duydukları merak nedeniyle de madde alabilirler.


3. Bozuk Aile İlişkileri

a) Ayrı Anne-Baba : Barker ve Adams'ın Colorado Eyaletinde bir müessesedeki suçlu çocuklar ve madde bağımlıları üzerinde yaptıkları araştırmalarda bunların ancak 1/3' nün düzenli yani esas anne-babanın bulunduğu ailelerden geldiğini, 1/4' ünden fazlasının sadece bir ebeveynle yaşadığını ve bu miktara % 12 kadar bir ilave ile ortaya çıkacak miktarında anne ve üvey baba ile yaşadığını tespit etmişlerdir.


b) Anne Baskısı : Dünya Sağlık teşkilatı raporunda Gibens'in, işaret ettiği gibi, babanın iş veya başka sebeplerle çocuktan ayrı kalmasıyla anne hem disiplin hem de şefkat sağlamayı üzerine alır. Adolesans devresinde annesiyle identifikiye olmuş çocuk maskulin bir duruma zor döner ve bunu her an kanıtlama gereği duyar. Böyle yaparak bağımsızlığını, kuvvetini kanıtladığını sanır.


c) Sosyopat Baba : Böyle babaları karakterize eden aşırı içki, toplum dışı tavırlar, evden sık sık uzaklaşma, evin geçimini sağlayamama, kronik işsizlik gibi özellikler çocuk için kabul edilebilecek bir model olamaz.


d) Ailenin Çocuğu Yetiştirme Tarzı : Ailenin çocuğu yetiştirme tarzı, düşmanlık, duygusal reddedilme yaratmayacak şekilde olmalıdır.


4. Toplumsal Nedenler

Madde bağımlılığına yönelen gençlik konusunda yapılan araştırmalar gençlerin toplum değerlerine uymayan, yakıp yıkıcı, vurup kırıcı davranışlarının altında hemen daima bir kaygının yattığı ortaya konmuştur. Kaygının nedenlerini araştırırken psikolojik faktörlerin yanı sıra, memleketin antropolojik, sosyo-kültürel, ekonomik koşullarının genci ne şekilde etkilediğini göz önünde bulundurmak gerekir. Çünkü kaygının ortaya çıkışı gencin bu faktörlerden etkileniş tarzına bağlıdır.

Orhan Öztürk'ün dediği gibi "Her toplumda aileden aileye değişen bakım ve yetiştirme yöntemleri olmakla beraber, belli bir toplum içinde bunlar bazı ortak özellikler taşımakta ve bu suretle ortak kişilik özelliklerini milli karakterlerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. "
Daralmış benlik özellikleriyle yetişen genç, yaşının gereği olarak kendini kanıtlama ve bağımsızlaşma ihtiyacını duyduğunda baskıyla özerkliğin çatışmasını yaşayacaktır. Kendine uygulanan baskıyı ortadan kaldırmaya çalışmak ve otonomi kazanmak genç bir birey için kaygı doğuran bir durumdur. Şöyle ki genç birey duyduğu sıkıntı ve güvensizliği kendine geçici bir yapay güven sağlayacak bir madde ile yenmeye çalışabilir.

a) Eski Yeni Nesil Çatışması

Toplumda yaşayan normların gencin bünyesine uyup uymaması, gençten beklediklerimizde bir denge olup olmaması gencin içinde bulunduğu toplumsal grup tarafından beğenilip beğenilmemesi, bir geçit sayabileceğimiz gençlik devresini önemli şekilde etkiler.

Bizde toplumun bir geçiş devresinde bulunması gencin hayatına bir yön vermesini güçleştirmektedir. Gençler anne-babanın empoze etmek istediği geleneksel normlarla modern zihniyet arasında bocalamakta ve aileleriyle düştükleri bu çatışma yüzünden kendini ifade olanağı bulabilecekleri bir arkadaş çevresinde toplumsallaşmasını, düşüncelerini dile getirmesini sağlarsa da her zaman olumlu etkiler beklenemez.

b) Şehirleşme Problemi

Yeni büyük şehirleşmelerdeki yaşam tarzı ve bunun neden olduğu güçlüklerin incelenmesi çok gerekli olduğu kadar güçtür. Modern toplumun gelişimi meskun yerler gelişmesine yol açar. Şehirlerdeki büyük hatıra getirildiği zaman duyulan depersonalizasyon korkusu dile getirilir: Birincisi Freud'un ileri sürdüğü, her insanda bulunan uygarlık düşmanlığı, ikincisi ise insanın bu bloklara gelmeden evini terk ettiği zaman duyduğu endişedir. Yeni problemler karşılamak durumunda kalan bireyde, eğer kendi eski problemlerini yarattığı endişe varsa uyumsuzluk daha derin olacaktır.

5. Stres Nedeni İle

Pek çok madde bağımlısı madde kullanmaya başlama nedenlerini başarısızlık, yenilgiler, hastalık, ölüm, ayrılık, işten atılma, mutsuzluk gibi nedenlere bağlayabilir. Bu etkenlerin ne ölçüde bireyi etkisi altına aldığını bilmek ve tedaviyi yönlendirmek ve tedavi motivasyonunu devamlı kılmaya yardımcı olmaya yardımcı olabilir.

DİĞER NEDENLER

Uygarlık ilerledikçe yayın çeşitleri, sinema gibi telkin araçlarında iyi ve kötü paralel olarak artmaktadır. İyinin tadını almamış çocuklarda kötü yayın, henüz objektivite kazanmamış genç kafalara yanlış bir dünya görüşü vermektedir. Şöyle ki gençlerde en ilkel düzeydeki iç güdüler kamçılanmakta, zorbaca kuvvetli bir hak aracı olarak görmeye alışmakta ve düş ile gerçek arasında ki farkları ayırt edemeyerek gittikçe toplum dışı olmaya sürüklenmektedirler.

Gerçi bu saydığımız yayın araçları esas motivasyonu doğurmaz. Fakat bireyin hareketlerine şiddet kazandırmak suretiyle etkide bulunurlar.



BAĞIMLILIK EĞİLİMİ GÖSTEREN GENÇLERİN AİLE YAPILARI

Bağımlılık özellikleri gösteren gençlerin büyük çoğunluğu kendilerine tutarlı bir eğitim veremeyen, iletişim kopuklukları içinde bir birlerine seslerini duyuramayan bireylerden oluşan ailelerden gelirler. Bu ailelerin temel özelliklerini şöyle açıklamak mümkündür:

1. Anne-babanın ayrı olduğu, boşanma veya ölüm nedeniyle bölünen aileler

2. İçki ve madde kullanan anne-babaların oluşturduğu aileler


3. Anne-baba arasında iletişim kopukluğu veya sürekli çatışmaların yaşandığı aileler

4. Kültürel gelişmesini yapamamış aileler


5. Çocuklarının yetişme ve eğitimine ilgisiz kalan aileler

6. İçkinin zararına inanmayan, çocuklarının içki içme alışkanlıkları üzerinde durmayan aileler


7. Çocuklarına güven hissi duymayan ve güven vermeyen aileler

8. Çocuklarının duygusal ihtiyaçlarını sevgi ve ilgi göstermek yerine para ve maddeyle karşılayan aileler

9. Çocuklarının eğitimine zaman ayırmamak, uğraşmamak için bol para ve maddi değeri büyük armağanlar vererek görevlerini yaptığını düşünen aileler

10. Çocuklarını aşırı koruyarak hiçbir sorumluluk vermeden yetiştiren, hayata hazırlamayan aileler.


Görülüyor ki bağımlılık eğilimi gösteren gençlerin ailelerinin ortak özellikleri çocuklarıyla sağlıklı iletişimler kuramayan, kendi sorunlarını halletmemiş anne- babalardan oluşan aileler olmasıdır (Kasatura, 1998 : 93)

ERGENLİK ve BAĞIMLILIK

Büyüklerin, neredeyse insanlık tarihi kadar eski geleneksel toksikomanilerinin yanında, gündemdeki toksikomani; gençlik toksikomanisi veya buluğ çağı toksikomanisi de görülmeye başlandı. (Burada toksimani kavramını her türlü bağımlılık yapıcı maddeyi kullanma alışkanlığı anlamında kullanacağım.)Bu yeni gençlik çağı toksikomanisi 1960’lı yıllarda San Francisco, California’da hippi hareketleriyle görülmeye başladı. Bu toksikamani yeni ve köklü bir düşünce ile birlikte gidiyordu. Gerçekte modern toplumların tarihinde ilk defa gençler büyüklerinin modellerine köklü bir şekilde karşı çıkıyorlardı. Bu durum karşıt kültür ideoloilerini ortaya koymak için yasak maddeleri kullanmaya kadar gidiyordu.
Öncelikle kabul edilmesi gereken şey; bağımlılık yapıcı maddelerin her zaman var olduğu ve olacağıdır. Büyüklerin toksikomanisi de ergenin toksikomanisine göre daha endişe vericidir. Ergenlik çağı kavramı geçen yüzyılın sonunda endüstrileşmiş batı dünyasında ortaya çıkmış yeni bir fenomendir. 1945’den 1968’e çocukluktan ergenliğe geçiş olan ergenlik 15-20 yaş arası kısa bir dönemi içerirken, 1968’den sonra bu dönem hızla 10-12yaş başlangıcına düşüyor ve bitmek bilmiyor. 25 hatta 30 yaş ve üstüne bile çıkabiliyor.
Bu tespitten hareketle esas konumuz şöyle oluştu; 1970’li yıllarda ve1980’li yılları başında toplumca hoş karşılanmayan ve yasak olan maddelerin yoğun görülmesiyle bu ergenlik kavramında derin karışıklıklar görülmeye başladı. Gençlik toksikomanisi ile ergenliğe bakışta ,yerel yöneticiler ,eğitimciler, doktorlar, anne-babalar ,hukukçular ,emniyet görevlileri hatta din adamları vb. aceleci yaklaşımlarda bulundular. Bu yaklaşımlar sadece uyuşturucu kullanımı ve bunun getirdiği sorunlar çerçevesinde sınırlı kaldı. Toksikomani bir kişilik problemi ,aynı zamanda global bir sosyal bozukluğun belirleyicisi gibi görmek yerine , toplum daha çok yasak uyuşturucuların nasıl bu kadar yaygınlaştığı ile ilgilendi. Gençlik sorunları nelerdir , altında neler yatıyor, nasıl çözülebilir;toplum olarak ,devlet olarak neler yapılabilir soruları araştırılıp çözümler aranacağına toksikomaninin en yalın yönlerinin ele alınması tercih edildi!(Her ölümden sonra aynı şeyler yaşanıyor. Aileler deşifre ediliyor,kötü arkadaşlara beddualar yağdırılıyor,satıcılara lanetler okunuyor)

Toksikomaniye paralel olarak birçok psikolojik sosyal bozukluklar, suç işlemeye eğilimli gençliğin bünyesinde görülmeye başlandı. İntihar eğilimleri bedensel bozukluklar, evden, okuldan kaçışlar... Şimdi artık biliniyor ki madde,gençlik sorunlarının tek sebebi değildir. Çocuklar ve ergenler büyükler onları nasıl mayalandırmışsa öyledirler. Onlar içinde bulundukları toplumun ürünüdürler. Bir başka deyişle tek başlarına yaptıklarından ve olduklarından sorumlu tutulamazlar. Madde, getirdiği sorunlar, görüldüğü gibi 1960’lı yıllarda tırmanışa geçmiş, nedenlerinde, sonuçlarında sürekli değişiklikler göstermiştir. Bu durumda yapılan, yapılması gerekenler de tabiatı icabı sürekli yenilenme durumundadır. Konu her ne kadar bazı profesyonelleri özellikle ilgilendiriyorsa da, hepimizin toplumun her ferdinin ilgilenmesi ve bir şeyler yapması gereken bir konudur. Hepimizin kabul etmesi gereken en önemli şey böyle bir sorunun varlığıdır. Üzülerek söylemek gerekirse, konuyla uğraşan narkotik polis yetkilileri ve sağlıkçılar dışında Türkiye ‘de sorunun ciddiyetine hatta varlığına gerçekten inananlar sorunu yaşayanlardır. Bu durumda da önlemeye ve tedaviye yönelik sağlıklı politikalar geliştirmek mümkün olamamaktadır. Ailelerin, uyuşturucu, alkol kullananların yaşadıklarını görenler, bilenler periferde çalışan narkotik polis ve sağlıkçılar iken konuyla ilgili yetki ve kararlar masa başındakilere kalınca sorunun büyümesi kaçınılmaz olmaktadır.

Otuz yıldır Avrupa ve Amerika’da uyuşturucu tedavisinde kullanılan bir ilacı, evet bir ilacı Türkiye’de kullanmak, hatta bu konuda ön bir çalışma için bile 3 yıldır uğraşılıp halen bir sonuç alınamıyorsa; ülkeye çok pahalıya mal olan böyle bir mesele için bütçeden bir pay ayrılamıyorsa (Batı Avrupa ve Amerikan Devletleri sorunla mücadele için milyarlara dolar yıllık harcama yapmaktadırlar); siyasi partiler programlarına konuyla ilgili hiçbir görüş getirmiyorlarsa, alkol ve uyuşturucu madde konusunda sağlıklı-etkili mücadele hiçbir zaman söz konusu olmayacaktır.

Öncelikle Yapılması Gerekenler

Konunun resmi makamlarca kabulünden sonra hiç vakit kaybetmeden, başbakanlığa veya doğrudan doğruya cumhurbaşkanlığına bağlı olarak özerk çalışabilecek bir araştırma enstitüsü kurulmalıdır.

Halen ülkemizde konuyla ilgili çalışan kendi çaplarında araştırma yapan, bir şeyler yapıyor görünme adına programlar yapan bakanlıkların, kurum ve kuruluşların (resmi veya değil ) yetkililerinden oluşacak böyle bir araştırma enstitüsü kurulduğu taktirde;

a) Bu güne kadar yapılmamış bir epidemiyolojik araştırma ile mesele ortaya konacaktır. Bugün halen ülkemizde alkol-madde ve diğer zararlı alışkanlıklara ait kapsamlı bir epidemiyolojik araştırma mevcut değildir. Fransa’da INSERM adlı kuruluş ve onun yaptığı çalışmalar örnek alınabilir.


b) Mesele ortaya konduktan sonra en önemli konu kamuoyu oluşturmaktır. Böyle bir oluşum sağlandığı taktirde konu ile ilgili yapılacak her türlü önleme, tedavi çalışmaları maddi ve manevi destek görecektir.


c) Bilgi bankası oluşturmak: Alkol, madde ve diğer zararlı alışkanlıklarla ilgili olarak çalışan bütün kurumların, kuruluşların verilerini toplamak. Ancak bu şekilde gerçeği yakın rakamlara ve diğer bilgilere ulaşabilecektir.


d) Dünyada konu ile ilgili yapılan mücadele yöntemlerini araştırmak ve araştırmaların sonuçlarından yaralanmak.


e) Konuyla ilgili çalışan ulusal ve uluslar arası gerçek ve tüzel kişiler arasında işbirliği oluşturmak.

f) Giriş bölümünde denildiği gibi ,konuyla ilgili kavramlar, yapılanlar sürekli değişiklikler göstermektedir. Çağdaş değişimlere uygun hukuki düzenlemeler yapıp TBMM’ne veya diğer yetkililere gerekçeleri ile sunmak.

g) Ergenlere yönelik yapılacak çalışmalar gençlerin nasıl bir teşkilatlanma ile sağlıklı, suça bulaşmadan yaşamaları gerektiğini ortaya koyacaktır.

MAD
DE SORUNLARINA KARŞI ALINAN ÖNLEMLER

Her ülkenin ,her kültürün kendine özgü önleme ve mücadele programları olması gerekir. Bununla birlikte uluslar arası ortak,değişmez kurallar da vardır. Bizden daha önce ve çok ağır bir şekilde madde ve getirdiği sorunları yaşayan , deneme ve yanılmaları gören ülkelerin programları ele alınıp bize özgü milli bir önleme politikası geliştirebilir.1970’li yıllarda Avrupa ve Amerika ‘da önlemenin temeli başka esaslara dayanırken 1980’li yıllardan sonra önleme kavramı ve öğeleri değişikliklere uğramıştır.

1970’li yıllarda önlemenin esasları şöyleydi;

- Uyuşturucu kötüdür.

- Uyuşturucuyu daha çok gençler kullanır.

- Tehlikedeki gençleri bilgilendirirsek artık uyuşturucu kullanmazlar.

- Gençlerin çoğunun uyuşturucuyla ilk karşılaştıkları yerler liseler ve kolejlerdir.

- Okullarda çocukları bilinçlendirme stratejileri geliştirmek için birleşelim.

Bunların içinde doğru olan kavramlar olmakla birlikte bazılarının veriliş şekli genci pekala uyuşturucuyu kullanmaya da itebilir. Kötüye , yasağa ,tehlikeye meraklı olan genç bu mesajlardan amaca yönelik etkilenmeyecektir.

1980’li yıllarda önleme esasları:

Toksik maddelerin kullanımı bu yıllarda hızla artmaya başladı. Avrupa’da kamu kuruluşları ve sağlık bakanlıkları bilinçlendirme ve tedavi merkezleri oluşturmaya başladılar. Ya akıl hastanesi ya da hapishane yaklaşımları değişmeye başladı. Psikiyatri klinikleri uyuşturucu hastası istemiyor ,uyuşturucu hastaları da psikiyatri servislerinde yatmak istemiyordu. İlginçtir ,1983 yılında kurulan ve halen tek resmi özel uyuşturucu kabul ve tedavi merkezi olan AMATEM akıl hastanesinin içindedir ve o hastane statüsüyle çalışmaktadır.

Önlemeye yönelik yapılması gerekenler temel olarak şu esaslara dayanmalıdır;

- Ergen sıkıntılıdır ve kendine göre yaşadığı zorluklar vardır.

- Toksiman olsun, intihar girişiminde olan, psikolojik sorunları olan bir genç olsun, suçlu bir genç olsun, kabul etmek gerekir ki genç acı çekiyor.

Bütün kurumlar, toplumun bütün birimleri bu acıyı azaltmaya yönelik girişimlerde bulunmazsa, acının nedenlerini bulup gidermezse ve bu acı sonuçları gittikçe artan sayıda gençleri uyuşturucuya, suça ve psiko-sosyal bozukluklara itecektir.

GLOBAL POLİTİKALAR

Sıkıntılı, sorunlu, acı çeken genç değişik davranış duygu ve düşüncelerle kendini belli eder. İşte bu anlamda global politikalar gerekir. Globallik bütünü oluşturan özelliktir. Önleme açısından global yaklaşım en az üç seviyede anlaşılmalıdır.

Ergen belirli bir kişidir :Global politikada ergen bütün olarak ele alınan bir kişi olmalıdır, belirtileri ile değil , büyüklere acı içinde olduğunu anlatabilmek için bazı eylemlere başvurmuştur. Madde ve toksikomani , aydınlatıcı belirtilerdir, anahtar belirtilerdir, bunlar büyükleri rahatsız eder. Önlemenin global politikasında bütün belirtiler birlikte, bütün olarak ele alınır. Bu şekilde birçok önlemeden sakınılır. Sigaraya karşı önleme, maddeye karşı önleme , okul başarısızlığına karşı önleme , intiharı önleme vs. tek tek belirtilere yönelik önleme yerine global önlemeye yönelinmelidir. Burada belirti sadece esas sıkıntının ifadesidir.

Önleme basamakları: Gerçekte sağlık eğitimi, bilgilendirme, önleme, ayaktan takip, hastane tedavisi içi içe mütalâa edilmesi gerekir. Bu kavramlar ayrıca topluma uyumu sağlamaya yönelik yapılması gerekenler, 2-3 basamakları oluşturmaktadır. Risk gruplarına yönelik araştırmalar, bilinçlendirme, bilgi basamağının önemli yapılarıdır. Gerçekte yararlı ve doğru olan sadece global önleme kavramını oturtmaktır.

Sıkıntılı gençliğin problemlerine yönelik önleme global bir olaydır. Genellikle şehirlerde oluşur. Önleme sadece uzmanların işi değildir. Herkesi, toplumun her kesimini kapsar. Bununla birlikte uzmanların önlemede özel bir yerleri vardır.

YEREL POLİTİKALAR

Önleme için gerçekte oluşturulacak politika yararlı olmalıdır. Şehirler ne kadar büyürse önleme o derece güçleşmektedir. Uyuşturucu, getirdiği sorunlar, şehirleşme arttıkça artmaktadır. Bir milyonu aşmış bir şehirde kendini kaybettirmek, kendini göstermekten çok daha kolaydır. Bu nedenlerle, özellikle belli başlı büyük şehirlerimizde bölgesel hatta mahalle önleme çalışmaları gerekmektedir. Kamu Bu şekilde ortaya çıktığında yerel yönetimlere büyük işler düşmektedir. Belediyeler sosyal çalışmacılar ,polis eğitimciler, sağlık kuruluşları işbirliği içinde çalışabilir. Özellikle İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerimizde bilgilenme ve bilinçlenmeye yönelik işbirliği çerçevesinde merkezler (danışma merkezleri)oluşturulabilir. Fransa’dan Cente Didro bu tip merkezlere örnek teşkil edebilir.

TEDAVİ

Klinisyen olarak tedavi konusunda büyük güçlüklerle karşılaştığımızı belirtmeden geçemeyeceğim. Uyuşturucu ve alkol tedavisi konusunda ayrı olarak özelleşmiş 2 merkez bulunmaktadır.

1-Bakırköy Akıl Hastanesi bünyesindeki AMATEM

2-Balıklı Rum Hastanesi ANATOLİA klinikleri.

Bu merkezlerin çalışanları tıbbi tedavi gibi önlemenin sadece belirli bir yönü ile ilgilenmeleri gerekirken global önlemenin her boyutu ile ilgilenmek zorunda kalmaktadırlar. Hastane tedavisi sonrası gencin topluma tekrar kazandırılması için gereken rehabilitasyon üniteleri ülkemizde mevcut değildir..

Bunun gereklilik bilincini taşımamıza karşın finansal zorluklar bulunmaktadır. Ayrıca hastane tedavisi öncesinde ve sonrasında kullanılabilecek (uyuşturucu-kaçakçılık-suç-intihar-psiko-sosyal,somatik bozukluklar)


I

KAYNAKÇA

Kasatura, İLKAY. Gençlik ve Bağımlılık. İstanbul: Evrim Yayınevi, 1998.

Köknel, ÖZCAN. Alkolden Eroine Kişilikten Kaçış. Altın Kitaplar
Yayınevi, 1983.
Öztürk, M. Orhan. Ruh Sağlığı ve Bozuklukları. Ankara: Hekimler Birliği Yayınları,
1997.

Yörükoğlu, ATALAY. Gençlik Çağı. İstanbul:Özgür Yayınları, 1998
 
 
 
Belma Yılın'ın diğer yazıları: Düşünce Gücü
Belma Yılın'ın diğer yazıları: Çocukta Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite
Belma Yılın'ın diğer yazıları: Çağımızın Vebası: Depresyon

 

belmayilin@hotmail.com
http://freud.hypermart.net

KAPAK