I
Evde yalnızdım.Kapı uzun-uzun çalıyordu.Dedemin
ölümünden sonra yalnız yaşadığım,dağ evine pek gelen olmazdı. Kendimde
hiçbir zaman hissetmediğim gücü hissetmeye başlamıştım.Solda verandaya
açılan kapıya yaklaştım.Kapıyı açtığımda aile avukatımız Semih Bey
aceleci ve bir o kadarda tedirgin bakışlarla beni süzüyordu...
Birbirimize ‘hangimiz söze başlayacak’ diyebakarken
avukat konuşmaya başladı...
-Beni
meraklandırdınız Aysun hanım.Uyumak
için bir hayli erken olsa gerek. Bir şeyiniz
yok ya?
-Sağ
olun Semih Bey bir şeyim yok.Dedemin vefatından
sonra eve kapandım.Bir
takım
korkularımı
yenmeye çalışsam
da içimde hep bir tedirginlik var.
-Sizi
anlıyorum.İçeri
buyur etmeyeceksen iki sandalye getirin
bari burada konuşalım.
Size söylemem gereken
birkaç konu var.
-Ah... Özür dilerim. Dalgınlığımı
bağışlayın lütfen.buyrun içeri girelim.
Avukat centilmen bir tavır sergileyerek Aysun’a yol verdi. Ve birlikte
içeriye girdiler. Avukat etrafı incelerken kendi içinden de yorum
yapıyordu. Evin temizliğini ve ahşap mobilyaların titizlikle seçilmiş
olduğunu gördü.Söze başlamadan önce çantasından birkaç dosya çıkardı.
İçinden seçtiği birkaç nüsha sayfayı da Aysun’a uzattı ve hiç vakit
kaybetmeden söze başlama gereği duydu:
-Dedenizin tüm hukuki işlemlerini biliyorsunuz ben hallediyordum.
Sanırım bundan haberiniz var.Artık bazı konuları konuşmanın zamanı
geldi.Dedenizin bana verdiği vasiyetnameye göre dedenizin bütün mal
varlığı size kaldı. Size verdiğim kağıtlarda dedenizin bana verdiği ve
vasiyetname ve veraset belgelerinin birer fotokopisi
bulunmakta.Sizinde onayınızla bir an önce bu miras işlerini halletmek
istiyorum. Daha önceden de gelme olanağım vardı.Ama sizin psikolojik
durumunuzu düşününce bugünü uygun gördüm. Umarım rahatsız etmedim.
-Yo...hayır rahatsız etmediniz.Bilakis memnun oldum
geldiğinize.Dedemin yıllardır hem arkadaşısınız hem de
avukatı.Gelmeniz gerçekten iyi oldu. Sizin verdiğiniz kağıtları okuma
gereği bile duymuyorum siz imzalanacak yerleri söyleyin yeter. Dedemin
güvendiği tüm insanlara benimde güvenim sonsuzdur.
-Sağ olun.
-Bu arada bir şey içer misiniz?
-Tabi neden olmasın.Yalnız soğuk bir şey olursa sevinirim.
-Alkollü alkolsüz nasıl isterdiniz?
-İçecekten önce ben bir samimiyet alsam olmaz mıydı.İzli kelimeleri
kullanmasak sanırım bundan sonra daha sık görüşeceğiz. İçeceğe gelince
bir viski alabilirim.
-Tabi bende sevinirim.bu kadar ciddiyet beni de sıkıyor aslında.
Aysun salondan çıkarak hole doğru ilerledi sağdan ilk kapıya
girdi.Avukat da etrafı izlemeye devam ediyordu.Dedesi hızlı ve dolu
dolu bir yaşam sürmüş, son ana kadar ölümü hiç düşünmemiş,çok çalışkan
ve radikal bir insandı.Evin düzeni de bunu fazlasıyla
yansıtıyordu.Eskilerin hep alışıla gelmiş tipik ev yapısı bu evde
yoktu.Duvarların rengi,mobilyaların biçimi hatta yerdeki halının
deseni rahmetli Rasim Dede'nin yaşam felsefesini ortaya koyuyordu.
Acaba Aysun Hanım da dedesine mi benziyordu...?Rasim Dedeyi nekadar
sevdiğini düşünürken dışardaki ormanı farketti...
Ne güzel tabiatla iç içe olmak,yeşile doymak...
Pencereden bakıldığında her taraf ormanlıktı.Sakin ve gizemli bir
havası vardı. Ama şehirde yaşayan biri için sıkıcı da olabilirdi.
Pencereden uzaklaşırken duvardaki bir tablo gözüne ilişti.Tabloda
demin pencere önünde dışarı bakarken gördüğü orman manzarası tasvir
edilmişti.Yalnız ormanın içinde ağaçlar arasında bir çift değişik
renkte göz görünüyordu.Bayağı ürkütücü görünümü vardı.Acaba bu
neydi...?İnsanmı...?Yoksa bir hayvan gözümü...?
Aysun o sırada elinde bir şişe viski ve yarısına kadar buz dolu iki
bardakla içeri girdi.
-Görüyorum ki sizde her eve gelen misafir gibi o tabloya takıldınız.O
tablo bu evin ilk sahibine aitmiş. Dedem bu evi satın alırken tabloyu
da satın almak istemiş ama adam zaten onu burada bırakacağını, üç yıl
boyunca o tablonun uğursuzluk getirdiğini kendisinede önceki
sahibinden kaldığını söylemiş.
-Gerçekten çok ilginç. Peki senin böyle inançların var mı? Bana çok
saçma geliyor aslında çünkü bu resimdeki gözler hiçbir hayvanın gözüne
benzemiyor.Yani bunu çizen bir yaratıktan bahsetmek istemiş başarılı
da olmuş gerçekten.
-Aslında batıl inançlarım yoktur ama bu devirde neyin ne olacağı belli
değil.Neden olmasın ki bakarsın günün birinde belki de tablodaki bu
gözler canlanıverir...!
Semih gülümseyerek şakayı algılamak istedi.Aysun' la birlikte gülmeye
başladılar.Tablonun başından ayrılarak kuş tüyü kadar yumuşak olan
koltuklara oturdular.
Aysun bardaklara viski koyarak birini Semih'e uzattı. Birkaç kadeh
içkiden sonra geçmiş iyice kurcalanmış ve tüm olanlar yeniden
yaşatılmıştı sanki.Uzun ama gayet zevkli bir muhabbet olmuş tu. Aysun
şehirden biriyle ilk defa bu kadar çok konuşmuş ve ondan çok
hoşlanmıştı.Semih müsaade istemek için kalkmaya çalıştı ama içtiği
içkiden olsa gerek sendeleyip yeniden oturdu ikinci girişiminde
başarılı oldu ve ayağa kalktı. Aysun da çakırkeyif sınırını hafiften
aşmaya başlamış ama muhabbet arasında ne kadar içtiklerinin farkında
bile olmamışlardı.
-Müsadenle ben gideyim artık.Hava karardı.Burası bayağı ıssız
geceleri korkmuyorsundur umarım...Ben valla korkarım...
İkisi de içkinin tesiriyle biraz abartılı bir kahkaha koparttılar.Aysun
bu gecenin hiç bitmemesini istiyordu. Dedesinden ve doğadan başka pek
arkadaşı olmamıştı.Ama asla şikayetçi değildi. Çünkü oda insanlarla
iletişimi pek sevmeyen içine kapanık birisiydi.Avukatı hiç de bırakmak
istemiyordu.Bunu nasıl dile getireceğinden de emin değildi.
Semih 1.80 boylarında yeşil gözlü sarışın ve atletik bir vücuda
sahipti.Gerçekten de tüm kızların kalbini çalacak bir tipi vardı.Aysun
da 1.70-1.75 boylarında mavi gözlü ve sarışındı. Okulda en favori
kızlardandı ama kimseyle ilgilenmezdi.
Aysun sonunda cesaretini topladı ve Semih'in ne düşüneceğini
umursamadan onun burada kalmasını isteyecekti.İyi bir insana ve güzel
bir muhabbete çok ihtiyacı vardı.
-İşin yoksa biraz daha kalsan hatta burada da kalabilirsin boş oda
çok ama zaten gerek kalmayacak çünkü bütün gece konuşabilirim neden
böyle oldu bilmiyorum ama çenem düştü galiba bugün.
-Çok isterim ama yanlış anlaşılmasından korkarım. Yoksa beni
engelleyen bir şey yok. Yarında Cumartesi işim yok. Neden olmasın.
-Çok iyi yedekte bir şişe daha viskim var.
-İşte bu çok daha iyi.
Tüm gece sanki kırk yıllık ahbapmış gibi konuştular.Hava aydınlanmadan
ikisi de içkinin tesiriyle oturdukları koltukta sızmıştı.
Semih hava aydınlanırken uyandı.Aysun da yanındaki koltukta hala
uyuyordu.Onu uyandırmadan,sessizce yerinden kalktı pencereden
dışarıya baktı.Buranın hiçbir yere benzemediğini şehirden güzel ama
birazda sessizlikten olsa gerek sıkıcı olduğunu düşündü.Verandaya
açılan kapıdan dışarı çıktı.Hava hafif esintiliydi.Evin dört tarafı
ormanlıktı. Yol evin ve kullanılmayan eski ahırın arkasından dolanarak
öne doğru uzanıyordu.Semih arabasının yanından geçerek ormana doğru,
evin kuzeyine ilerledi.Akşam ki içtiği içkiden olsa gerek başını
kaldıracak hali yoktu ama orman havasının onu iyileştireceğine inancı
da vardı.Yönünü çevirmemeye çalışıyordu geri dönüşü düşünüyordu. O
sırada karşı ki çalıların hareket ettiğini gördü bir şey ona doğru
bakıyordu sanki.Dikkatini çalılara toplamaya çalıştı ama ne kadar
istesede beceremedi çünkü korku dikkatini dağıtıyordu.Çalıların
arkasından bir kükreme sesi geldi. Semih olanca hızıyla geriye döndü
ve eve doğru koşmaya başladı. Korkudan neredeyse bayılacaktı.Omuzundan
başlayarak tüm vücudunu saran korku onun mantıklı düşünmesini
engellemiş, sadece içgüdüsel hareket ediyordu.Ayağı uzun çınarın
köküne takıldı ve yüz üstü yere düştü. O hırıltılı korkunç sesin hala
arkasından geldiğini biliyordu. Kırılan dalların seslerini
duyuyordu.Yerinden kalkmaya çalıştı başaramıyacağını anladı, ayağı iki
kök arasına sıkışmıştı çünkü. Ses nerdeyse yaklaşıyordu artık. Son bir
çabayla ayağını köklerin arasından çıkardı. Sendeleyerek evin olduğu
yöne doğru koşmaya başladı.Neydi bu Allah'ım bir ayı mı,bir hayvanmı
?Yoksa bir yaratıkmı...
Avukat bu
düşüncelerle savaşırken ev ağaçların arkasından görünmeye
başladı.Adımlarını daha da hızlı atması gerekiyordu çünkü o gittikçe
yaklaşmıştı.Ev iki yüz elli metre ilerde görünüyordu hiçbir
hareketlilik yoktu demek ki daha Aysun uyanmamıştı.
Devamı>>
|