|
Bunalımlı bir dönemden
geçiyoruz. Türkiye ekonomik krizin pençesinde kıvranıyor ve
krizden çıkmak için olağanüstü bir çaba gösteriyor. Geleceği
çok önceden de belli olan bu ekonomik kriz, hükümetin dövizi
dalgalı kura bırakması, yani devalüasyona başvurmasıyla gerçek
yüzünü ortaya koydu. Akşam cebinde 100 milyonla yatan vatandaş
sabah uyandığında bu parasının 60 milyona indiğini gördü.
Cebinde parası olan bir vatandaş için diyelim ki bu çok ağır
olmadı ama borcu olan, özellikle de döviz borcu olan vatandaş için
bu uyanış kötü bir uyanış oldu. Normalde insanlar kabustan uyandığında
rahatlarlar ama bu kez tersi oldu ve vatandaş kabusa uyandı..
Artık
mesleği, yaşı, konumu, statüsü ne olursa olsun her vatandaşın
şöyle-böyle birer ekonomist olduğu; ekonomiyle yatıp ekonomiyle
kalktığı bir ülkede yaşıyoruz. Kriz toplumun her kesiminden
vatandaşı ağır bir şekilde etkiledi. Tüccarından esnafına,
memurundan köylüsüne topyekun bir kriz hummasına yakalandık. Peşpeşe
gelen zamlarla birlikte vatandaşın cebindeki para gitgide eriyor;
mevcut borçları ikiye-üçe katlanıyor. Bu durumda ortaya çıkabilecek
kişisel ya da sosyal bunalımın boyutlarını tahmin etmek bile zor.
Kimsenin yarınına güvenle bakacak, umudunu tazeleyebilecek hali
kalmadı. Böylesine karanlık ve karamsar bir atmosfer var ülkede.
Hepimiz
biliyoruz ki bu ekonomik kriz vatandaşları birçok açıdan olumsuz
etkileyecek. Zaten hangi açılardan etkilediğini de sık sık
medyadan takip ediyoruz. Gazete sayfalarında ya da televizyon
ekranlarında dile getirilen haberler vatandaşın hangi açılardan
bitkisel hayata girdiğini ortaya koyuyor.
Bu
ekonomik krizin vatandaşlarımızı ve dolayısıyla kültürel hayatımızı
nasıl etkileyeceği konusuna da ben temas etmek istiyorum. Şüphesiz
ki her açıdan vatandaş krizdedir ama kültür-sanat alanında da yoğun
bir kriz söz konusu olacaktır.
Mesela;
zaten “kitap pahalı okuyamıyorum” şeklindeki kitap okumama
bahanesi bu kez çok daha rahat dile getirilecek. Krizin hemen
akabinde kağıda ve diğer sair araçlara yapılan yüksek oranlı
zamlar kitap fiyatlarına da doğrudan ve çabuk şekilde yansıyacak
ve daha önce de almaya gücümüzün zor yettiği kitaplar, bırakın
almayı, vitrinlerde bakmayı bile imkansız hale getirecek. Gazete ve
dergi fiyatları da tabii ki artacak ve dolayısıyla artık vatandaş
evine gazete ya da dergi alırken cesurca kararlar almak zorunda
kalacak. Sonuç: Okuma oranı zaten epeyce düşük olan bu ülkede bu
oran daha da dibe inecek. Vatandaşlarına “ya ekmek, ya kitap” seçeneğini
böylesine dayatan bir ülkede “önce ekmek” seçeneğinin ön sırayı
alacağını çocuklar bile tahmin edebilir...
Yavaş
yavaş kıpırdamaya başlayan Türk sinema sektörü de bu krizden çok
ağır bir darbe yiyecektir. Film yapım masraflarının ikiye
katlanacağı; bu masraflara rağmen kotarılan filmlerin de sinema
salonlarında iki-üç katı fiyatla gösterileceği düşünülürse,
evine ekmeğini zor götürür durumdaki vatandaştan sinemaya
gitmesini beklemek de hayalperestlik olur.
Sadece
kitap ya da sinemada değil, kültür sanatın bütün dallarında büyük
bir bunalım baş gösterecektir. Tiyatrosundan müzik konserlerine
kadar bütün gösteri dallarında ve kültürel etkinliklerde artan
masrafların bilet ücretlerine yansıyacak olması, bu ülke vatandaşlarının
bütün bu faaliyetlerden gitgide daha da uzaklaşmasına vesile
olacaktır. Bu da, kültü-sanat faaliyetleri konusunda gelişmiş ülkelerin
fersah fersah gerisinde olan Türkiye’yi daha da karamsar ve geri dönülemez
bir çizgiye götürecektir.
Kısacası,
bu ekonomik kriz vatandaşların cebini olduğu gibi beynini de boşaltacaktır.
Cepteki kriz belki bir şekilde telafi edilir, önüne geçilebilir
de, beyinlerdeki bu kriz daha sonra nasıl giderilecektir, işte asıl
sorun budur...
- Adnan Şenel'in diğer yazıları: "Günü
Yaşa"
- Adnan Şenel'in diğer yazıları:
Kemal Sunal, "aydınlar" ve halk!
- Adnan Şenel'in diğer yazıları:
Teori ve Pratik
- Adnan Şenel'in diğer yazıları:
Önce İnsan
- Adnan Şenel'in diğer yazıları:
Tek Tip Gençler
|