-

Film izlemeyi işkence haline getirenlerin türleri,
özellikleri ve onlara karşı alınabilecek önlemler.
-
Kokteylciler
Filmin ne zaman başladığını umursamadan, diledikleri saatte salona giren ve
istiflerini hiç mi hiç bozmayan izleyicilere "kokteylciler" adını veriyoruz.
Işıklar karardıktan sonra salona girerler, büyük bir
sohbet, muhabbet ve meşk halinde yerlerini ararlar, gayet ağır hareketlerle
koltuklarına geçerler. Bu da yetmez, (buraya dikkat!) koltuklarının önünde ayakta
durarak etrafı kolaçan ederler, yerlerinin stratejik konumunu tespit ederler, salonda
daha iyi bir yer olup olmadığına bakarlar, ceketlerini ve çantalarını çıkarmak
gibi işlerini de yine bu durumda, yani koltuklarının önünde ve ayakta yaparlar.
İkaz edip oturmalarını rica ettiğinizde, "daha
fragmanlar oynuyor" veya "iki dakkasını kaçırsan patlar mısın?"
diyerek, terbiyesizlik literatürünün en nadide örneklerini sergilerler. Fragmanların
da sinemada film izlemenin bir parçası olduğunu, o pek sevdikleri kokteyllere giderken
geç kalabileceklerini, bu durumda topu topu ilk servis eilen kanepeleri kaçıracaklarını,
ama bir filmin her bir saniyesinin çok önemli olduğunu anlatmaya çalışmak
beyhudedir.
Mısırcılar
Film başlamadan önce veya "on dakika ara"da hemen fuayeye koşup kendilerine
bir kış boyunca yetecek kadar mısır stoklarlar. Sabırla filmin başlamasını
bekledikten sonra, mısır paketlerini büyük bir hışırtıyla açıp çok daha büyük
bir hışırtıyla mısırlarını yemeye başlarlar.
Bazıları ikaz edildikten sonra kendilerine çeki düzen
verseler de daha ileri durumdaki hastalar umursamamayı tercih eder. Bunlara, sükunetinizi
mümkün mertebe muhafaza ederek, mısır yemeden de film izlenebileceğini, mısır yemek
istiyorlarsa bile poşetteki mısırı kucaklarına dökmek vb. yöntemlerle öğünlerine
daha sessiz biçimde devam edebileceklerini, onlar mısır yiyecek diye filmi bize zehir
etmeye haklarının olmadığını anlatmak gerekir.
En ileri örnekleri, "bana niye kızıyorsunuz, gidin
sinema yöneticilerine söyleyin, mısır satmasınlar" şeklinde karşılık
verirler, ki bu durumda sinirlenmemek gerçekten zordur. Ağız dalaşını sürdürmek
pahasına "onlar satıyor diye siz almak zorunda değilsiniz, alıyorsanız bile ses
çıkarmak zorunda değilsiniz; ne yani sigara sağlığınıza zararlıdır desem `git
bakkal Fehmi Amca'ya söyle de satmasın' mı diyeceksiniz?" diye, olaya bir tür
Siyaset Meydanı tadı kazandırmak mümkündür.
İnteraktifler
Gösterilen filmle interaktif ilişki kuran katılımcı seyirciler, sinemaseveri çileden
çıkaran bir başka türdür. Bunlar, filmdeki karakterlere "dur yapma",
"gitme oraya!", "dikkat et, adam arkanda, ateş edecek!" şeklinde
seslenmekten tutun da, sevdikleri karakterlere "ah canım, şuna bak",
sevmediklerine ise burada tekrar edemeyeceğimiz çeşitli sözler sarfeden bir seyirci
türüdür.
Etrafınızda interaktif bir seyirci varsa, aklınızı ve
kulağınızı ondan alıp filme konsantre olmak oldukça güçleşir. Katılımcılar,
eylemlerini gerçekleştirirken bir tür trans halinde bulunduklarından, kendilerini ikaz
ettiğinizde, ya neden bahsettiğinizi anlamazlar ya da özür diledikten sonra aynı
hareketlere devam ederler.
Ekspresyonistler
Gösterilen film hakkında sohbet etmek, onu yorumlamak, eleştirmek vb. eylemleri filmden
sonra değil, film esnasında gerçekleştiren tiplere "ekspresyonist", bir
başka deyişle "dışavurumcu" adını veriyoruz.
İzlenimciler asla tek başlarına dolaşmazlar. Sinemaya
mutlaka yanlarında en az bir kişiyle giderler. "Tek başıma sinemaya gitmeyi hiç
sevmem" diyen birine rastlarsanız, onun bir dışavurumcu olduğunu teşhis etme
yolunda önemli mesafe kaydetmişsiniz demektir.
Dışavurumcular, film boyunca, gittikleri eski filmlerle
ve sinemalarla ilgili anılarını anlatırlar, o film hakkındaki görüş ve tepkilerini
belirtirler, her sahne ve diyalogla ilgili fikir beyan etmeye gayret ederler. Onlara
sinirlenmemek güç olup ikaz etmek yerine direkt boğazlarına sarılmak ne yazık ki son
derece normal ve insani bir tepkidir.
İlgililer için, uzun mesajın kısası: salona zamanında
gelin, film izlerken hışırtılı yiyecekler yemeyin, konuşmayın, gürültü yapmayın.
Henüz nezaketimizi koruyabildiğimiz için ekleyelim: lütfen.
(UYGAR ŞİRİN Sinema Dergisi,
Kasım 1998)
|