Sağlık; bedence, ruhça ve toplumsal yönden iyilik
halidir. Sağlıklı kimse sorunlarını gerçekçi bir gözle gören, bunları çözerken
içinde yaşadığı toplumun değer yargılarını göz önünde bulunduran kimsedir.
Ancak böyle biri asla, gerginlikten tümüyle uzak, sorunsuz bir kişi demek değildir.
Normal insanın da pek çok sorunu olabilir. Çünkü onun
da çeşitli ihtiyaçları, arzuları vardır. İhtiyaçların giderilmesi, arzuların
doyurulmaması gerilimlere, üzüntülere ve kaygılara neden olur. Sözgelimi, hemen
hepimiz başarılı olmak, beğenilmek, arzu ve isteklerimizi başkalarına kabul ettirmek
isteriz. Ama her zaman başarılı olamayız. Sevdiğimiz kimse bizi beğenmeyebilir;
isteklerimiz reddedilebilir. Böyle bir durumda amaca ulaşamayız. Çünkü tüm arzumuza
rağmen, karşımızda giderilemeyen ya da aşılamayan birtakım engeller çıkmıştır.
İşte, bir amacın gerçekleşmesi için bireyin
yöneldiği doğrultuda bir engelin bulunması nedeniyle gerilimin giderilemeyip boşalım
ve doyumun olmamsı durumuna “engellenme” denir. Çoğu kere gerilim, engel
kalkıncaya yada o ihtiyacın yerini başka bir şekilde dolduramayıncaya kadar sürer.
Engellenme durumunda bireyin doyurulma ihtiyacı devam
edeceğinden, ihtiyacın neden olduğu gerilim sürer. İstenmeyen ve hoş olmayan bu
durum “düş kırıklığı”na yol açar. Düş kırıklığına uğrayan birey ya
istediğinden vazgeçer ya da bu duruma neden olan etkenleri ortadan kaldırmaya yönelir.
Engelleme doğuram etkenler iki grupta toplanabilir:
a)
Dıştan gelen etkenler, doğal ya da toplumsal çevrede
bulunan engelleyici etkenlerdir. Piknik yapacağımız gün sağanak yağmur yağışı
doğal engele; miting nedeniyle trafiğin tıkanması sonucu, konseri kaçırma
olasılığı ile karşılaşma, toplumsal engele örnektir.
b)
B) İçten gelen etkenler ise, bireyin kendi içinde bulunan
fiziksel yada ruhsal etkenlerdir. Hastalık fiziksel etkenlere, suçluluk duygusu ruhsal
etkenlere örnek olabilir. Ruhsal etkenler oldukça önemli gerginlik oluşturabilirler.
Bunlardan en önemlisi “çatışma”dır. Çatışma;
bir organizmanın iki farklı istek, duygu, düşünce ve olasılık karşısında
kaldığında bunlardan birini seçememesi durumudur.
Bazen kişi iki şeyden birini seçmek yada istemediği bir
şeyi yapmak zorunda kalır. Bu da , kararsızlık,
psikolojik çatışma, pişmanlık gibi duyguların ortaya çıkmasına neden olur.
Kişi huzursuzlaşır, saldırganlaşır yada sorunu düş kurarak çözmeye yönelir. Kişide
kararsızlık gibi ciddi bir soruna neden olan çatışmaları üç şekilde anlatalım:
A – Yaklaşma
– Yaklaşma: İstenilen iki yada daha fazla şeyden birini seçme gücü
gösterilemeyen durumlarda bu çatışma söz konusudur. Yaklaşma yaklaşma çatışmasında
her iki amaç da olumludur, ancak ikisini aynı anda gerçekleştirmek olanaksızdır. Bu
tür çatışmalara, günlük yaşamda çok rastlanır. Sözgelimi hem konservatuara hem
de iyi bir üniversite bölümüne girmeye hak kazanmış bir öğrenci bu çatışmayla
karşı karşıyadır. Bu tür çatışmalarda durumlardan birini seçmedikçe gerilimden
kurtulmak mümkün değildir. Böyle bir durumda en doğru kararı kişinin kendisi
alabilir. Bu sebepten verdiği karar yanlış ise daha sonra pişman olmaz.
B – Yaklaşma
– Kaçınma: burada biri yaklaşmak, diğeri uzaklaşmak istediğimiz iki durumun
yarattığı çatışma söz konusudur. Bu durumda kişi, karşıt duyguların etkisi
altındadır. Örneğin, hem üşütmüş, hem arkadaşlarıyla birlikte denize girmek
isteyen genç bu durumdadır. Denize girmenin vereceği zevk ile hastalığının artması
olasılığı arasında seçme yapma durumundadır.
C – Yaklaşma
– Kaçınma: Burada iki yada daha çok olumsuz durum y da nesne karşısında kalma
söz konusudur. Birey istemediklerinden birini seçmekle karşı karşıyadır. Hem diş
hekiminden çok korkan hemde de dişi çok ağrıyan çocuk bu tür bir çatışma içindedir.
“ölümlerden ölüm beğen” ve “yukarı tükürsen bıyık aşağı tükürsen
sakal” bu tür çatışmayı en güzel anlatan deyimlerdir J
İnsanlar için engelleme ve çatışmalardan
kurtulmak olanaksızdır. Ancak bireylerin düş kırıklığı ve çatışmalar
karşısındaki davranışı birbirinden farklıdır. Bazı kişiler böle bir durumda “yıkılır”;bazıları
ise “katlanma gücü” fazladır. Bazı kimsede “düş kırıklığı hoşgörüsü”
vardır. Kendilerinde böyle bir hoşgörü bulunmayanlar ise, düş kırıkları
karşısında olumsuz davranışlarda bulunur. Bu davranışlar onları, amaçlarına
yaklaştıracak yerde, büsbütün uzaklaştırır.