Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 

 

PSİKOLOJi

"Deli"

Ahmet Selçuk


 
  Bundan çeyrek yüzyıl öncesine kadar psikoloji “deli doktorluğu”, psikolog da “deli doktoru” olarak bilinirdi. Halk nezdinde pek bilinmeyen ve telafuz edilmeyen psikiyatri ve psikiyatrist kelimeleri de keza yukarıdaki tanımlamalardan kendini kurtaramazdı.

Üniversitelerin Tıp Fakültelerinde psikiyatri kliniklerinin kuruluşu oldukça eskidir ama üniversitelere psikoloji bölümlerinin konulmasının tarihi çok eskilere gitmez. Herhangi bir vatandaşın bir sorunu olduğunda bırakın bir psikoloğa  gitmesi, böyle bir düşünceyi şaka yollu dile getirmesi bile çevresi tarafından “deli” olarak nitelenmesine yeterdi. Bilerek ya da bilmeyerek üniversitelerin psikoloji bölümünü kazanan gençler de yine aynı şekilde çevresi tarafından “deli doktoru mu olacaksın?” sorusuna maruz kalırdı..

Psikoloğa gitme olgusunun, giden kişinin “deli” olmadığı, psikoloğun da “deli doktoru” olmadığı şeklinde anlaşılması, 80’li yılların ünlü Dallas dizisine çok şey borçludur. O dönem her kesim tarafından hastalık derecesinde izlenen bu dizide, alkolik Sue Ellen’in sık sık psikoloğa gitmesi, sıkıntılarını ve sorunlarını psikolog aracılığıyla çözmeye çalışması, belki de Türkiye’de psikoloji ve psikolog kavramlarının gerçekte ne anlam taşıdığını kestirmeden ve çarpıcı şekilde ortaya koyuyordu.

Batı’da ve özellikle de Amerika’da herhangi bir vatandaşın, normal bir hastalıkta nasıl bir doktora gidiyorsa, periyodik olarak daimi psikoloğuna gitmesi alelalede bir davranış haline gelmişken, Türkiye’de “acaba çevrem bana deli mi der” endişesiyle insanlarımız kolayca kurtulabilecekleri sorunlarla yıllarca uğraşıp durmuşlardır.

Ne mutlu ki son 10-15 yıldır artık bu garip ve anlamsız önyargılardan ve saplantılardan uzaklaştık. “Deli” damgası yeme korkusu bir yana artık “deliliğin” de insan hayatının ve toplumun bir parçası olduğunu idrak etmeye başladık. İnsanın ruhsal sıkıntı ve bunalımları olabileceğini ve böyle olduğu için de “tımarhanelik” sayılmayacağını geç de olsa anladık..

Daha da ötesinde artık kendimizi tanımak için psikolojiye ilgi duyar hale geldik. Psikoloji kitaplarının basımı ve satışı konusunda inanılmaz bir artış gözleniyor. Hem nicelik hem de nitelik itibariyle psikolojiyle ilgili kitaplarda olağanüstü bir artış var. Kitapevlerinde bir zamanlar felsefe reyonlarında tek tük psikoloji kitapları yer alırken şimdi psikolojiye müstakil bölümler tahsis ediliyor..

Önceleri Freud, Fromm, Reich gibi yazarların kitaplarıyla tanışan okurlar giderek Frankl, Yalom gibi diğer psikologların da eserlerinin yayınlanmasıyla psikoloji literatürlerini zenginleştirdiler. Böylece hem kendimizin hem de başkalarının ruh dünyalarına ilişkin gözlem ve tahlillerimiz de zenginleşti.

Artık elinde bir psikoloji kitabı bulunan bir genç çevresi tarafından potansiyel “deli” olarak görülmüyor..

KAPAK PSiKOLOJi