Yaşantı: 1
"Dün bir sınava girmek gerekiyordu
ve sınavdan yarım saat önce, kelimenin tam anlamıyla korkudan donup kaldığımı
hissettim. Notlarıma baktım, kafamın içi boşalmış gibiydi. Uzun süre
çalıştığım konular bana tamamen yabancı geliyordu; bu nedenle paniğe kapıldım:
"Hiç bir şey hatırlamıyorum! Sınavı geçemeyeceğim!" Dakikalar
ilerledikçe korkumun arttığını, notlarımın daha çok yabancı gözüktüğünü,
terlediğimi, notlara her baktığımda korkumun arttığını söylemeye gerek yok!
Sınavdan beş dakika önce, bu ruh halimin sınavda da devam etmesi halinde
başarısızlığın kesin olduğunu biliyordum; sonra sizin paradoksik niyet teorinizi
hatırladım. "Nasıl olsa başarısız olacağım için, başarısız olmak için
elimden geleni de yapabilirim!" dedim kendi kendime. "Bu profesöre öylesine
kötü bir kağıt vereceğim ki, günlerce kafası karışacak! Kağıdı tam bir laf
salatasıyla dolduracağım ve sorulara kesinlikle ilgisiz cevaplar yazacağım! Ona, bir
öğrencinin sınavda gerçekten nasıl başarısız olabileceğini göstereceğim! Bu,
onun meslek hayatında aldığı en aptalca kağıt olacak!" Bu düşüncelerle
oyanalırken sınav saati gelmişti ve ben kahkahalarla gülüyordum. İster inan, ister
inanma, her soru bana çok anlamlı gelmişti; rahatlamıştım ve garip gelibilir ama,
havam müthişti! A.P.S alarak sınavı geçtim!"
Yaşantı: 2
"Kırk yaşındayım ve en az on
yıldır bir nevrozdan muzdaribim. Psikiyatrik yardım aldım, ama aradığım
rahatlamayı bulamadım (on sekiz ay terapi gördüm). 1968 yılında verdiğiniz bir
konferanstan sonra, birisinin size uçak korkusunu nasıl yeneceğini sorduğunu duydum.
Benim de böyle bir fobim olduğu için dikkatle dinledim. "Parodoksik niyet"
tekniği sandığım teknikle, ona, uçağın infilak ederek düştüğünü ve kendisini
param parça olduğunu hayal etmesini söylediniz! Bir ay kadar sonra 4000 km.lik bir yolu
uçmam gerekiyordu ve her zamanki gibi korkuyordum. Ellerim terliyor, kalbim çarpıyordu;
o adama verdiğiniz öğüdü hatırladım. Uçağın infilak ettiğini; bulutlardan
aşağı doğru süzüldüğümü hayal ettim. Fantezimi bitirmeden, birdenbire, çok
sakin olduğumu ve sonuçlandırdığım bazı işleri düşündüğümü farkettim.
Fantaziyi bir kaç kere daha denedim ve kendimi yerde bir kan birikintisinin içinde
görene kadar devam ettim. Uçak indiğinde sakindim, hatta yeryüzünün kuş bakışı
manzarasından zevk almıştım. Eğitimde ve tedavide Freudçu olarak, paradoksik niyetin
dokunmadığı bir patolojinin daha derin düzeylerini merak ettiğimi farkettim. Şimdi
ise patolojik olanlardan daha derin olan, temelde insanca olan ve paradoksik niyetle
ortaya çıkarılabilen terapi kaynaklarının olup olmadığını merak ediyorum."
Yaşantı: 3
"Bir adam gece yatağa girmeden
önce ön kapıyı kontrol etme zorlanımından şikayetle toplum ruh sağlığı
merkezine gelmişti. İki dakika içinde, ön kapıyı on kere kontrol etmeye
zorlandığı noktaya gelmişti. Bundan kurtulmak için kendine telkin verdiğini, ama
işe yaramadığını söylüyordu. Ondan, iki dakika içinde kapıyı kaç kere kontrol
edebileceğini görmesini, yeni bir rekor kırmaya çalışmasını istedim! ilk
önce aptalca buldu, ama üç gün sonra zorlanım diye bir şey kalmamıştı."
Yaşantı: 4
"İsterik (histeri: organik bir
problemi olmadığı halde organik rahatsızlıkların semptomlarının ortaya
çıktığı ruhsal takıntı; bazı aşırı örnekleri de vardır: felç olma, görememe
gibi) teşhisi konan kırk sekiz yaşındaki Bayan N., titreme nöbetleri
geçiriyordu. Bir fincan kahveyi dökmeden tutamayacak kadar fazla titriyordu. Yazamıyor,
kitabı okuyabilecek kadar sabit tutamıyordu. Bir sabah odama geldi; masanın karşı
tarafında oturduğu yerde titriyordu. Çevrede başka hasta olmadığı için, paradoksik
niyeti gerçekten mizahi bir tarzda kullanmaya karar verdim.
Terapist: Titreme konusunda benimle
yarışabilir misiniz Bayan N.?
Hasta: (şoke olmuş durumda): Ne?
T.: Bakalım kim daha hızlı ve daha
uzun süre titreyecek?
H.: Siz de mi titremekten şikayetçiniz?
T.: Hayır, böyle bir rahatsızlığım
yok, ama istersem titreyebilirim.(Titremeye başladım.)
H.: Ah! Daha hızlı titriyorsunuz.
(Hızlanmaya çalışıyor ve gülümsüyor.)
T.: Daha hızlı, Bayan N., hadi, daha
hızlı.
H.: Yapamıyorum. (Yorulmaya başlıyor.)
Bırakalım. Artık yapamayacağım. (Ayağa kalktı, salona gitti ve kendine bir fincan
kahve aldı; ve tek damla dökmeden içti.)
T.: Eğlenceli değil mi?
Daha sonra, ne zaman onu titrerken
görsem, "Hadi Bayan N., gel yarışalım", diye takılıyordum, o da
"Tamam. İşe yaradığı kesin", diye karşılık veriyordu."