Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 

 

PORTRE

Antoine de Saint-Exupery


Hayatı:exupery.jpg (62454 bytes)

Saint-Exupery 1900 yılında Lyon’da doğdu. Askerliğini 1920’de hava kuvvetlerinde yaptı, sonra Latecoere şirketinin Toulouse-Casablanca hattında posta pilotu olarak çalıştı. Rio de Oro’da Juby burnu iniş şefliğine atandı, ardından, Patagonya hava seferlerini hizmete açmakla görevlendirildi (1929). Ancak, kısa bir süre sonra havayollarını bırakarak deneme pilotu oldu (1933), birçok önemli deneme uçuşunda görev aldı (Paris-Saigon, New York-Ateş ülkesi). 1940 savaşında keşif pilotluğu yaptı, mütarekeden sonra ABD’ye gitti, Kuzey Afrika’da müttefik birliklerine katıldı (1942), hava kuvvetlerine yeniden girerek 31 Temmuz 1944’te özel bir görevle Korsika’ya uçtu, ama geri dönemedi. En büyük tutkusu görev ve serüvendi. Eserlerinde kardeşliği ve hümanizmin geleneksel değerlerini yüceltti. Güney Postası’ndaki (Courrier Sud-1930) romansı öğeler, derin düşüncenin ve lirizmin bile bile gösterişli hale getirilmiş imgelerle geliştiği Gece Uçuşu’nda (Vol de nuit)-1931) yoktur. Saint-Exupery İnsanların Dünyası (Terre des hommes-1939) ve Savaş Pilotu’nda (Pilote de guerre-1942) aynı çizgiyi devam ettirir. Yazarın bitiremediği Kale (Citadelle-1949), neredeyse Kutsal Kitap’a özgü bir üslup ve imgelerle insanlar arasındaki kutsal bağı ve yaşamın ta kendisi olan o sürekli ilişkiyi yüceltir. Ayrıca bir masal olan Küçük Prens’i (le Petit Prince) mektuplarını (Günlük Notlar –Lettres a sa mere-1957), Un sens a la vie’yi (1956) anmak gerekir.

 

Eserleri:

Güney Postası - Courrier Sud (Southern Mail), 1929

Gece Uçuşu - Vol de Nuit (Night Flight), 1931

İnsanların Dünyası - Terre des Hommes (Wind, Sand, and Stars), 1939

Savaş Pilotu - Pilote de Guerre (Flight to Arras), 1942

Mektuplar - Lettre à un Otage (Letter to a Hostage), 1943

Küçük Prens - Le Petit Prince (The Little Prince), 1943

Kale - Citadelle (The Wisdom of the Sands), posthumous

 

Eserlerinden Seçme Sözler:

Eğer bir kisi, milyonlarca yıldızda sadece bir tane bulunan
bir çiceği seviyorsa, o yıldızlara baktığında mutlu olmasına yeter bu."

"Kendini yargılamak, baskaşını yargılamaktan
çok daha zordur. Kendini yargılamayı başarırsan, gerçek bir bilgesin demektir."
 
 
prince2.gif (9608 bytes)"YALNIZ KALP GÖZÜYLE GÖRÜLÜR
ASIL OLANI, GÖZLER GÖREMEZ"

İnsan zayıf yanlarıyla da zenginleşir.  

Uykusuz geceler, bir besteciye güzel yapıtlar kazandırıyorsa, o uykusuzluk güzeldir. 

Ha deyince candan arkadaş bulmak ne mümkün? Hiçbir şey, bunca ortak anıların, bir arada yaşanan bunca güç anların, bunca kavgaların, barışmaların, içten coşkuların yerini tutamaz. Böylesine dostluklar iki kez kurulamaz. Bir meşe fidanı dikip az sonra geçip gölgesine oturmak ne mümkün!... 
Yaşam böyledir işte. Önce, yıllar yılı ağaç dikmiş, zenginleşmişizdir. Sonra, araya başka yıllar girmiş, zaman bütün bu yaptıklarımızı bozmuş, diktiğimiz ağaçları birbir söküp atmıştır. Arkadaşların gölgeleri bir bir aramızdan çekilmiştir. Yaslarımıza, artık kocamışlığımızın verdiği o sinsi üzüntü karışmıştır. 

Dünyada bir tek gerçek lüks varsa o da insan ilişkilerindeki lükstür. 
Yalnız para pul için çalışırken, kendi elimizle kendi zindanımızı kuruyoruz. Yaşamaya değer hiçbir şey sağlamayan o değersiz  paramızla kendi kabuğumuza çekiliyoruz. 

İnsan olmak demek, aslında, sorumlu olmak demektir. İnsan olmak, suçu kabahati başkasınınmış gibi görünen bir yoksulluk karşısında utanç duymaktır. Arkadaşların kazandığı başarıdan kıvanç duymaktır. Kendi payına düşen taşı yerine yerleştirirken, dünyanın kunulmasına yardımda bulunduğunun farkına varmaktır. 

Yaşamın yaşamla birleştiği, çiçeklerin rüzgarin koynunda çiçeklere karıştığı, kuğunun bütün kuğuları tanıdığı bir dünyada sade insanlar yalnızlığa gömülüyorlar.  

İnsanın ülkesi kendi içindedir. 

İnsan içinde yaşadığı dünyayı, onun içinde hapsolup kalmadıkça anlamıyor. 

Buğdaydan toprak anlar asıl. 

Ancak en silik rolümüzü bile kavradığımız zaman, mutluluğa kavuşabileceğiz. Ancak o zaman, erinç içinde yaşayabilir, erinç içinde ölebiliriz. Çünkü, yaşama anlam veren şey, ölüme de verir..

 

Kale'den...

Mumun özü izler bırakan balmumu değil, ışıktır.  

Her şeyin kusursuz olduğu bir imparatorluk yaratma. Çünkü beğeni müze bekçisinin erdemidir.   

İnsanın büyük gizlemlerinden biri: Özü yitirirler de, yitirdiklerini bilmezler.  

Kimse istemedikten sonra, bir elmas ya da bir inci ne değer taşır ki! Birer yontulmuş camdırlar, o kadar.  

Bozulmuş biri varsa, ötekileri de bozmasın diye kesmek gerekir elbette onu, içi geçmiş meyvayı kilerden, hasta hayvanı ahırdan atarcasına. Ama kileri ya da ahırı değiştirmek daha iyi olur, çünkü önce onlar sorumludur.  

Barış geç büyüyen bir ağaçtır. Barışın birliğini kurmak için, bizim de, dağ servisi gibi, çok çakıllar emmemiz gerekir.  

Ne kadar çok verirsen, o kadar çok büyürsün. Ama alacak biri bulunmalı. Yitirmek vermek değildir.  

Mumun kalınlığı o kadar öne taşımaz benim için. Değerini yalnız aleviyle ölçerim.  

Hiç kimse savunduğu  fikri için acı cekmez oldu. Hiç acı çektirmeyen bir fikir de nedir ki? 

Varolmak isterdin: Tanrı’da varolabilirsin.  

Bir kişinin acısı dünyanın acısına bedeldir. Ve bir tek kadının aşkı, ne kadar budalaca olursa olsun, samanyoluna ve yıldızlara denktir.  

Ben direneni severim yalnız. Ağaç ya da insan, önce direnendir.  

Bil ki, çözümü bulunmayan her çelişki, düzeltilmesi imkansız her uyuşmazlık, kendisini sindirebilmen için büyümek zorunda bırakır seni.  

Şimdi kalkar da bana "Bu adamı uyandırayım mı, yoksa bırakayım da uyuyup mutlu mu olsun?" diye sorarsan, mutluluk konusunda hiçbir şey bilmediğini söylerim sana. Bir kuzey şafağı doğuyorsa, dostunu uykuda mı bırakacaksın? Kuzey şafağını görebilecekse, hiç kimse uyumamalıdır. Uykusu seven, uykuya gömülen de öyle: uykusundan çek onu, tut, dışarı at, at ki oluşsun.  

Sunulmuş saygıdır dostluk.  

Gerçek aşk, karşılık olarak hiçbir şey beklemediğin yerde başlar.  

Dost, yargılamayan kişidir her şeyden önce.  

Dedim sana, dilenciye, koltuk değneğine kapısını açan, ama dansını yargılamak için ondan dansetmesini istemeyen kişidir. Ve dilenci yoldaki baharı anlatınca, dost onda baharı kucaklayandır. Dilenci geldiği köydeki kıtlığın dehşetini anlatınca, onunla kıtlığı acısını çekendir dost.  

Almak, önce vermek, kendi kendini armağan etmektir. Cimri, servetini batırmak  korkusuyla elindekileri vermeyen değil, senin sunduğunun karşısında yüzünün ışığını esirgeyendir. Sen tohumlarını attığın zaman güzelleşmeyen toprak cimridir.   

Ancak ilahiyle, şiirle ya da duayla güzelleşen ve içinden kurulmuş olan insan insandır.   

Nesnelerin insanlara hizmet etsinler diye kurulması iyiyse de insanların nesnelere çöp tenekesi olmak üzere kurulmaları canavarca bir şey.  

Aralarında bir seçme yapabileceğin yollar yoksa, özgürlük nerede kalır?  

Kıtlık ekmeğin paylaşılmasına yol açar, ekmeğin paylaşılması ise ekmekten daha tatlıdır. 

Ben, suç işlemiş oğlunu çekiştiren adamı küçümserim. Oğlu kendisindendir. Onu paylasın, cezalandırsın -onu seviyorsa kendini cezalandırmış olur-, gerçekleri yüzüne vursun, ama kapı kapı dolaşarak ondan dert yanmasın.  

Açlıktan ölüyorsan, dost sana kapısını açıyor, seni sofraya götürüyor, senin için süt tasını dolduruyor, ekmeği bölüyorsa, içtiğin şey gülümsemedir. 

KAPAK ZARiFOGLU