İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe
Bölümü'nde okudu. PTT Genel Müdürlüğü'nde, MEB Tercüme Bürosu'nda
çalıştı.
Şiir Kitapları:
Garip (Oktay Rifat ve Melih Cevdet'le Birlikte, 1941),
Vazgeçemediğim (1945), Destan Gibi (1946), Yenisi (1947), Karşı (1949),
Bütün Şiirleri (Derleyen: Asim Bezirci, 1982).
Bir Garip Orhan Veli
Yaşar Öztürk - Bütün Dünya• Sayı: 2000 / 11
Wilhelm
Von Humbold “İmparatorluklar gelir geçer, ama güzel bir dize sonsuza dek
kalır” derken şiirin o gizemli gücünü anlatır. Şiir, insanın insan
olması kadar eskiye dayanan, duygu ve düşüncelerin paylaşım aracıdır.
Geçmişten buyana tüm kültürlerde kutsal bir yeri olan şiir herkeste ayrı
bir izlenim uyandırır. Balzac şiiri bir ızdırap olarak görürken, Geothe
şiiri üstüne resim yapılmış pencere camı yani kurtuluş, özgürlüğe
kavuşma, Voltaire ruhun müziği olarak algılar. Gilfillan’a göre ise şiir
güzellikte yaşayan doğruluktur. Şiir sözle büyüleyendir.
Şairler ya
da söz büyücülerinden söz edildiğinde Türkiye’de önde gelen adlardan
biri Orhan Veli Kanık’tır. Murathan Mungan’ın şiirlerinden yola çıkarak
oyunlaştırdığı ve Müşfik Kenter’in görkemli bir biçimde yıllarca
sahnelediği ve seslendirdiği “Bir Garip Orhan Veli” adlı oyun ve şiir
kasetiyle Orhan Veli genç kuşakların belleğinde yeniden yer edinmekle
kalmadı şiirleri özgün müzik çalışmalarına ve genç şair adaylarına da
esin kaynağı oldu.
Türk
şiirinde bir dönüm noktası olan Orhan Veli bir şiirinde kendini,
“İstanbul’da, Boğaziçi’nde,
Bir fakir
Orhan Veli’yim;
Veli’nin
oğluyum,
Tarifsiz
kederler içinde” dizeleri ile tanımlarken, arkadaşı Muvaffak Sami Onat’a
gönderdiği bir mektupda da “1914’de doğdum, 1 yaşında kurbağadan
korktum. 9 yaşında okumaya, 10 yaşında yazmaya merak saldım. 13’te Oktay
Rıfat’ı, 16’da Melih Cevdet’i tanıdım. 17 yaşında bara gittim. 18’de
rakıya başladım. 19’dan sonra avarelik devrim başlar, 20 yaşından sonra
da para kazanmasını ve sefalet çekmesini öğrendim. 25’te başımdan bir
araba kazası geçti. Çok âşık oldum, hiç evlenmedim” biçiminde şiirsel
bir anlatımla kendini kısaca böyle anlatır.
Orhan
Veli’nin şiirsel anlatım gücünün kaynağı soyadı olarak kullandığı babası
Mehmet Veli Kanık’tı. Babası Müzika-ı Hümayün’da ve daha sonra
Cumhurbaşkanlığı Bando Heyeti’nde ve İstanbul Radyosu’nda ses uzmanı
olarak çalışan bir sanatçıydı. Kardeşi Adnan Veli ise usta bir mizah
yazarıydı.
Yerinde
duramaz yapısıyla Orhan Veli ilk ciddi tehlikeyi 5 yaşında atlattı.
Mutfakta pişmekte olan köfteyi almaya çalışırken kolunu tavada yaktı. 12
yaşına bastığında ise sık sık âşık olarak yüreğini yakmaya başladı.
Okulda Ahmet Hamdi Tanpınar, Rıfkı Melül Meriç, Halil Vedat Fıratlı,
Yahya Saim Sinanoğlu gibi değerli öğretmenlerinin güdülendirmeleriyle
yazın yaşamına atıldı. Okul yıllarında Oktay Rıfat ardından Melih Cevdet
ile arkadaş oldu. Üç kafadarın bu birlikteliği Türk şiirinde Garip akımı
olarak adlandırılan bir sürecin başlangıcı oldu. Okul kooperatifinin
yardımıyla “Sesimiz” adlı bir dergi çıkardı. Tiyatroya merak sardı ve
kimi oyunlarda rol aldı.
İstanbul
Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümüne girdi. Bir süre sonra
Öğrenci Derneği Başkanlığı’na seçildiği fakülteyi bıraktı. Ankara’ya
dönerek, PTT memuru olarak çalışmaya başladı. İlk kez dört şiiri birden
1936 yılı aralık ayında “Varlık” dergisinde yayımlandı. Mehmet Ali Sel
takma adı altında birçok şiiri çeşitli dergilerde yayımlandı. 1939
yılında Melih Cevdet’in kullandığı otomobilin kaza yapması sonucu 20 gün
Ankara Numune Hastanesi’nde komada yattı.
1941
yılında üç kafadar “Garip” adlı kitaplarını yayımladıklarında övgü ve
yergi dolu tepkilerle karşılaştılar. Askere gitti. İkinci Dünya Savaşı
yılları nedeniyle askerlik süresi uzatıldığı için 4 yıl askerlik yaptı.
Askerde attan düşerek bir kaza daha atlatmış oldu.
Orhan Veli
askerlik dönüşü yeni bir yönü ile karşımıza çıktı. Çevirmen olarak Hasan
Ali Yücel’in Türk kültürüne önemli katkılarından biri olan tercüme
bürosuna girdi. Azra Erhat, Oktay Rıfat, Erol Güney ile ortaklaşa
çeviriler yaptı. Hasan Ali Yücel’den sonra oluşan tutucu ortamda
çalışamadı, istifa etti.
Mehmet Ali
Aybar’ın yayımladığı Hür ve Zincirli Hürriyet gazetelerinde eleştiriler,
kültür ve sanat üzerine yazılar yazdı. La Fontaine’in masallarını
şiirsel bir dille (Nazım Hikmet gibi) Türkçeleştirdi. Nasrettin Hoca
öykülerini de şiire dönüştürdü. En büyük özlemi olan bir dergi çıkarmayı
1949 Ocak ayında başardı. Yirmisekiz sayı tümüyle kendi özgücü ve
çabasıyla çıkardığı “Yaprak” dünyaya bakış açısından kesitlerin bugüne
ulaşmasına aracı oldu. Çünkü ölüm onun peşindeydi.
10 Kasım
1950 gecesi Ankara’da sarhoş olarak yürürken belediyenin açtığı bir
çukura düştü. Başından yaralandı. İki gün sonra geri geldiği İstanbul’da
bir arkadaşının evinde öğlen yemeği yerken kendinden geçti. Hastahaneye
kaldırıldı. Alkol zehirlenmesi tanısıyla tedavi altına alındı. Bir süre
sonra komaya giren Orhan Veli beyin kanamasından öldü.
Cebinden
28 kuruş ve diş fırçasına sarılı “Aşk Resmi Geçiti” adlı bir şiiri
çıktı. Ölümünden sonra yayımlanan “Son Yaprak”ta yer alan bu şiirinde
yaşamını etkileyen kadınları sıralayıp, “Gelelim sonuncuya.
Hiçbirine
bağlanmadım
Ona
bağlandığım kadar.
Sade kadın
değil, insan.
Ne
kibarlık budalası,
Ne malda
mülkte gözü var.
Hür olsak
der.
Eşit olsak
der.
İnsanlar
sevmesini bilir yaşamayı sevdiği kadar” der. Aşkta aradığını bulan Orhan
Veli ölümle oynadığı kumarda yaşamını yitirdi.
Bir şairin
ölümü Türkiye’de ilk kez bu denli yankı buldu. Gazetelerin
fotoğraflarını basarak duyurduğu ölümü büyük bir üzüntü ve acıya yol
açtı. Geniş katılımlı bir cenaze ardından toprağa verildi.
Rumelihisarı’nda “İstanbul’u Dinliyorum Gözlerim Kapalı” şiirini
sürdürüyor.
Orhan
Veli’nin şiirleri okurlarının isteğiyle Varlık Yayınları tarafından bir
araya getirilerek yayımlandı. Her yıl yeni eklemeler yapılan “Bütün
Şiirleri” Sıvas yangınında yitirdiğimiz değerli edebiyatçımız Asım
Bezirci’nin çabalarıyla Orhan Veli’ye yakışır bir hale getirildi. Son
olarak kız kardeşi Fürüzan Yolyapan ve şiirini adadığı can yoldaşı Nahit
Hanım’ın birlikte Orhan Veli’nin el yazmalarından yola çıkarak yeniden
düzenledikleri “Bütün Şiirleri” Nisan 1987 yılında yeniden basıldı. 36
yıl içinde 22 baskı yapan şiir kitabı Adam Yayınları’nda 13 yılda
(korsan baskılar dışında) 40 baskı yaptı. Müşfik Kenter’in seslendirdiği
“Bir Garip Orhan Veli” adlı çalışma şiir kaseti geleneğinin öncüsü oldu.
Asım Bezirci, Orhan Veli’nin
tüm çeviri şiirlerini, tüm yazılarını (2 cilt) derlemekle
kalmadı. Orhan Veli’yi her yönüyle ele alan bir kitap hazırladı. Bu
çalışmanın da 9 baskısı Evrensel Yayınları arasında çıktı.
Orhan Veli
şiirde bir devrim gerçekleştirdi. Fransız şiir dünyasından etkilenmesine
karşılık halkın diliyle, halkın duygu ve düşüncesi ile örtüşen bir
yapıda yazdığı şiirler Wilhelm Reich’in “Küçük Adam”ının harflere
dökülen sessiz çığlıklarıydı. Edward Munch’un çığlık tablosunun şiire
dönüşümüydü. Sait Faik Abasıyanık boşuna demiyor: “Şiir olmayan yerde
insan sevgisi de olmaz, insanı insana ancak şiir sevdirir”.
***