Gülmüyoruz. İç dünyamızdan dış dünyamıza vuran
ışık neden söndü? Zeka ve sıhhatimizin üstünden bulutlar mı geçiyor yoksa?
Ancak, hastalık ile onun kardeşi aptallık somurtur!
Fotoğrafçı camekanlarına bakıyorum: Resimlerin çoğunda
düşünen bir Napolyon var.
Çalgılı meyhanelerde saz ağlıyor... barda eğlenmeye
gelenlerin yumrukları çenesinde... Parmağına elli-bin liralık bir güneş damlatan güzelim
kaşlar çatık... Çarşıda eli bal satan esnafın suratı sirke satıyor!
Amerika'da tebessüm mektebi ve hastahanesi varmış:
birinde ders, birinde tedavi..
Gülmüyoruz...
Şu, yüzlerine bir cenaze evinin hüznü sinmiş kalabalık,
Şehir Tiyatrosu'nun Komedi kısmından çıkıyor!
Şu camekanlardaki boyun bağlarına, cellat ipine takılmış
gözlerle bakan adam, Milli Piyango'nun büyük ikramiyesini kazanan bahtiyardır!
Şu beyaz yüzü hiddetle kararmış olan sekiz yaş,
hilkate dargın: Kendisini bu kadar güzel yarattığı için!
Boğaziçi vapuru, bir kamara dolusu asık surat taşıyor...
Tramvaylar, tüneller, otomobiller, seyar bir hastahanenin
melankolik koğuşları...
Kahve pencereleriden, hevenk hevenk sararmış kış ayvası
yüzler sarkmakta...
Amerika'dan yüzlerce mütehassıs geldiği bugünlerde, Sağık
Bakanlığı bir de tebessüm mütehassısı getirse nasıl olur?