|
Knokke-Le Zoute, 30
Ağustos 1974, Cuma
Sevgili Huriye, Selma,
Ayşe,
Saat öğleden sonra
dördü çeyrek geçiyor. Evvelki gün öğle üstü Brüksel'e gelmiştik.
Binbir telâş içinde, sora soruştura gideceğimiz yeri öğrendik.
Valizleri hava alanında emanetçiye bırakmıştık, orta halli bir
lokantada 200 franga bir kap yemekle iki bardak bira içerek gene
havaalanına döndük trenle. Bavulları alıp tekrar Brüksel. Oradan başka
trene binip Knokke-Le Zoute denilen yere geldik. Bize ayrılan oteli
bulduk. Ayrı odalara yerleştik. Gece dokuz buçuğa geliyordu. Sokakları
tarayıp lokanta vitrinlerindeki yemek fiyat listelerine bakarak, en
ehvenini seçip karnımızı doyurduk.
Dün öğleden sonra
Bienal Sekreterliğini bulduk. Geldiğimizi bildirdik, 500 frankımızı
alıp bize birer dosya verdiler. İçinde katılanların listesi, hangi
otellere dağıtıldıkları ve başka şeyler. Her milletten şöyle böyle
dört yüz kişi. Gece, saat sekizde büyük bir salonda büfe vardı.
Yakalarımızda adımızı, milletimizi belirten küçük plakalar,
ellerimizde davetiyeler girdik içeri. Dörder kişilik masalardan birine
çöktük. Masadaki öteki iki kişi Japon idi. Gece öyle geçti.
Şiir toplantıları bu
sabah onda başladı. Açış konuşmaları saat 12:00'ye kadar sürdü. Saat
3'te tekrar toplanılmak üzere öğlen tatili yapıldı. Konuşmalar
Fransızca. Ben hep Avusturya heyetine bakındım, gece bulamamıştım
kimseyi, öğle üzeri yakalara baka baka, on sene kadar önce birkaç
şiirini çevirip Türk Dili dergisinde bastırdığım Ernst Jandl'ı
yakaladım, iki de arkadaşı vardı. Tanıttım kendimi. Meğer onlar da
Fransızca bilmezlermiş. Bunu öğrenince içim rahat etti.
Yol çok uzun, Beşiktaş-Ortaköy
yolundan uzun. Tahsin'le döndük otele, ne verdilerse yedik çekildik
odalara. Üçteki toplantıya dörtte katılırız diyorduk. Şimdi saat beşe
geliyor. Vazgeçtik.
Şurda cumartesi, pazar,
pazartesi, iç gün kaldı. O da geçer. 4 Eylül çarşamba günü Brüksel'den
İstanbul'a uçacağız herhalde. Belçika müthiş pahalı. Tahsin'le
vitrinlere bakıyoruz hep. Tahsin mukayeseler yapıyor. Fransa'dan sonra
en pahalı yeriymiş Avrupa'nın. 3170 franktan 1200 frank kaldı üç gün
içinde. Ortada alınmış birşey yok. Gideriz, ederiz, Paris, Londra
deyip duruyorduk. Şimdi arpacı kumrusu gibi düşünüyoruz. Tahsin önce
şöyle şöyle diyor, sonunda benim dediğime geliyor, düşünmeye başlıyor.
Hiç değilse ben her gece gömlek yıkıyorum, Tahsin onu bile yapmıyor.
Hasılı boşa koyuyoruz dolmuyor, doluya koyuyoruz almıyor.
Dur bakalım!..
Gene yazarım.
Kimseye kart gönderemedim, üşeniyorum, içimden gelmiyor.
Her şey önce iç
rahatlığına bağlı. Siz benim için Beşiktaş'a kapanmayın, benim ne
zaman döneceğim belli değil. Kumburgaz'da da bulurum sizi.
Gene yazarım. Gün ola, hayrola! Gözlerinizden öperim.
B. Necatigil |