.
Erzurumlu İbrahim
Hakkı'dan dört hanımına...
|
-
İzzetli, hürmetli, hakikatli, adamlıklı, şefkatli, hatırlı, gönüllü,
asıllı, usullu, akıllı, iz’anlı, hünerli, ma’rifetli, üsluplu,
yakışıklı, güzel huylu, tatlı dilli, uzun boylu, ince belli, kıl
ayıpsız hatunum, helalim Firdevs Hatun huzuruna,
Derun-i dilden (gönül içinden) ve can u gönülden selamlar ve dualar
edip ol mübarek nazik hatırın sual ederiz, Huda’nın birliğine emanet
veririz. Benim nazlı yar-ı gam-güsarım (dert ortağım), benim
şenliğim, şöhretim, benim sevdiğim, keyfim, benim canım Firdevs’im!
Neylersin nişlersin, ne keyftesin, ne fikirdesin, ne haldesin, ne
demdesin (durumdasın) ? benim güzelim, garip gönlünü ne ile eğlersin
? Okur musun, nakış mı işlersin, oynar mısın, güler misin ? benim
gönlüm senin hayalinle eğlenir, sen nicesin ? Keşke sizi getirsem,
bu vilayetleri seyrettirsem, zira sensiz canım rahat olamıyor. Benim
güzel keyfim, senden ayrılmak ne çetin ahvalimiş bilmezdim. Hak
Taala gönül hoşluğuyle bir dahi dünya gözüyle görüşmek müyesser
eylesin amin... Firdevs, Firdevs, o saçların seveyim, Firdevs,
Firdevs, o başın seveyim, o kaşın seveyim, o gözün seveyim, o yüzün
seveyim, ayıpsız canını seveyim, sakın benden küsmevesin ki gönlüm
sıkılmasın. Kusurlarımı afvet, ahiret hakkını helal eyle. Bu uçkuru
bana yadigar mı verdin, yoksa bununla beni bağladın mı? Zira
yadigara ne hacet hiç hatırımdan çıkmadın, gözüm önünde durursun.
Böylece apayan gönlümdesin. Allah’a emanet olasın. Bin tabaka kağıt
yazsam seninle sözlerim tükenmez. Hele yavaş, inşallahu Taala,
ramazan geceleri sabahlara değin sana çok çok gördüğüm, işittiğim
hikayeler söylerim. Her gördüğüm, işittiğim pak şeyleri ve esvapları
size layık görürüm; eğer fırsatım olursa alırım, yoksa siz sağ
olunuz; birer hamaylı getiririm. Şimdilik mektubum boş olmasın için
bir pak bürüncük gömlek göndermişim, ma’zur olsun. Sizin hevesinize
çermiği (kaplıcayı) yaptırırım; inşallah tamam olanda sizinle bir
anda çimeriz. Gönlünüz her ne meyve isterse şehirden getirtesiniz,
meyvesiz kalmayasınız, haftada iki kere çaylara, bahçelere
çıkasınız, hapsolmayasınız, rahat olasınız. Allah’ın birliğine
emanet olasınız. Ömrün uzun olsun, amin ya Mu’in.
******
Ve izzetli, hürmetli, muhabbetli, hatırlı, gönüllü, asıllı, usullu,
akıllı, sabırlı, güzel huylu, tatlı dilli, hanım yapılı, güleç
yüzlü, alçak gönüllü dervişim, ehlim, helalim, Fatma Hanım huzuruna,
Derun-i dilden ve can u gönülden selamlar ve dualar edip mübarek
hatırın sual ve Huda’nın birliğine emanet veririz. Benim yar-ı garım
(can dostum), benim gam-güsarım, benim aklım, fikrim, benim canım,
hanım, neylersin, nişlersin, ne fikirdesin, ne haldesin, ne
demdesin? Benim yükümü çeken, benim hatırımı sayan, benim ateşime
yanan. (......)
******
Ve izzetli, muhabbetli, hakikatli, şevkatli, gayretli, edepli,
helalim Belkıs Hatun’a,
Selamlar edip mübarek hal ve hatırını sual edip Huda’ya emanet
veririz. Benim ıyaz-ı hasım (içten dostum) , benim pak, arı tavırlı
yosmam, benim derdimi, belamı çeken emektarım. Keyfin nice,
neylersin, ne haldesin, ne demdesin? Bacılarınla hoş tatlı mısın?
Hatırım için cümleye izzet, hizmet eder misin? Gülsün Hatun’un
(kızları) keyfince gider misin? Sana gene cefa eder mi ? Benim
yarim, (......)
******
Ve izzetli, hürmetli, muhabbetli, hakikatli, hatırlı, gönüllü,
hizmetli, sabırlı, ma’rifetli, akıllı, gayretli, şefkatli, güzel
yüzlü, şirin sözlü, melek huylu, çelebi kollu, nazik elli, ince
belli, şirin yıldızlı, has odalığım, oğlum annesi, gönlüm cananesi,
inci danesi hatunum ve hanım küçük kadın Züleyha Hanım huzuruna,
(......) Hak Taala canına sağlık, gönlüne hoşluk versin. Tanrı seni
bana bağışlasın; bir dahi dünya gözüyle görüşmek müyesser eylesin,
amin. Acep cihanda senin gibi var mıdır? Zilhem, Zilhem, o tatlı
canın seveyim, o tatlı canın seveyim, o tatlı bakışların seveyim;
hiç fikrimden gitmezsin, böylece ayan gönlümde durursun. Benim nazik
aşıkım, senin için yollarda ve İstanbul’da besteler yazıyorum ve
öğreniyorum ki inşallah gelende seninle ses sese verelim de türlü
türlü besteler, güzel güzel kitaplar okuyalım. Allahu Taalaya aşık
olalım, safalar edelim. (......)
-
Erzurumlu İbrahim Hakkı (1703 – 1780)
|
 |