(Rabat, 1921)
Sevgili
Anneciğim,
Küçüm,
harika bir Mağrip salonunda, kocaman yastıklara gömülerek yazıyorum bu mektubu size,
önümde bir tas çay, dudaklarımda sigara. Sabran piyano çalıyor -Debussy ya da Ravel-
ötekiler de briç oynuyor...
Dünyanın
en ince, en tatlı adamlarından biriyle tanıştık: Rabat'lı yüzbaşı Priou. Hemen
hepsi sonradan havacılığa dönmüş eski assubaylar olan arkadaşlarından bıktığı
için, çevresine bir küme tatlı dost toplanmış: Sabran, benimle birlikte Denizcilik
Okulu'na hazırlanmış olan Saint-Louis'li bir arkadaş ve daha başka iki genç. Altı
kişiden üçü usta müzikçi, Sabran, yüzbaşı ve "Arızacı". Müzikle
kendimizden geçiyoruz. Ben hiçbirşey çalmıyor, dinliyorum, bunun için de, yastıklara
gömüldükçe gömülüyorum.
Yüzbaşı
evini bize öylesine çelebice açtı ki, iyiniyetini kötüye kullanıyoruz. Sabran'la
ikimiz, 48 saat izinle Kazanbanka'dan geliyoruz. Akşam yemekleri son derece neşeli geçiyor,
çünkü inanın bana, hepimiz şakacıyız (evet, öyle). Olmadık saatlarda, sabahın
üçünde dördünde yatıyoruz, hem poker, hem müzik öylesine bağlıyor hepimizi. İnanılmaz
oyunlar oynuyor, bir gecede on altı metelik falan yitiriyoruz. Kişiliklerimiz sağlam
olduğundan, sarı liralarla oynuyormuşcasına zevk alıyoruz, ve sonunda yirmi metelik
kazançla masadan ayrılan, krallar gibi şişiniyor.
Şimdi
Sabran Kazablanka'da olduğu, her cumartesi birlikte Rabat'a indiğimiz için -pazartesi
akşamı geri dönüyoruz-, bu çiçekli ülkede günler kolay ve tatlı geçiyor. Çünkü
Fas denen şu çorak ülke, ilkin yemyeşil bir giysi çekti sırtına, pırıl pırıl
parlayan upuzun çayırlara büründü; şimdiyse kırmızı ve sarı çiçeklerle
bezeniyor, vadiler birbiri ardından aydınlanıyor.
Ruhun
huzura kavuşmasını kolaylaştıran eşit bir sıcaklık var. Sevgili kentim Rabat bugün
sessiz.
Beyaz
Arap evleri dehlizinde yitip gitmiş olan yüzbaşının evi, sırtını Udayas camisine
dayamış. Caminin minaresi, üstü açık iç avlunun tepesinde yükseliyor, akşamları,
oturma odasından yemek odasına geçerken başını kaldırıp yıldızlara baktığında,
müezzinin sesini duyuyor, ve adamı, kuyu dibinden seyreder gibi görüyorum.
Hoçça
kal, sevgili anneciğim. Çok çok bir ay sonra mutlaka kucaklarım sizi. Şimdilik,
sevgiyle, uzaktan yanacıklarınızı öperim,
Geçen
haftaki uzun mektubunu aldınız mı?
Aylığımı
bugün gönderin lütfen.
Saygılı oğlunuz,
ANTOINE |