|
(FAM.IV,5)
Kızın Tullia'nın ölümünü haber alınca bu habere tahmin edebileceğin
kadar üzüldüm, kederlendim. Bu felâket yalnız senin başına gelmedi
diye düşündüm, hepimizin başına geldi. Senden uzakta olmasaydım, seni
hiç yalnız bırakmazdım, kederimi sana yakından gösterirdim. Gerçi
böyle bir felâkete uğrıyan insanı teselli etmeğe kalkışmak hem
zavallı, hem de acı bir teşebbüstür, çünkü seni teselli etmek istiyen
akrabalar, yakın dostlar aynı acıyı duyarlar da, teselli etmeğe
çalışırken, kendileri de göz yaşlarına boğulurlar, bir de bakarsın,
başkalarına yardım edebilmek şöyle dursun, başkalarının yardımına
muhtaç oluverirler. Bununla beraber şu dakikada aklıma gelen sözleri
sana kısaca yazmağa karar verdim. Bunları sen kendin bulamazsın diye
değil, ama belki de kederin mâni olur da vaziyeti pek açık göremezsin
diye yazıyorum. İçini kemiren bu şahsî acı ile ne için kendini bu
kadar harabediyorsun? Vatanımız, şerefimiz, itibarımız, bütün
mevkilerimiz nerede? Bir felâket daha eklenince, kederin artabilir
miydi sanki? Felâketten felâkete uğraya uğraya, ruhun nasırlaşıp
hiçbir şeye kıymet vermemeğe alışmadı mı? Yoksa felâketler arka arkaya
geldi diye mi üzülüyorsun? Söyle. Kim bilir kaç defa benim vardığım şu
sonuca varmış olmalısın: Yaşadığımız devirde acı çekmeden, hayattan
ölüme geçme bahtiyarlığına erişenler mutlu kimselerdir. Kızını böyle
bir zamanda hayata bağlıyabilecek ne vardı? Hangi olay? Hangi ümit?
Hangi gönül tesellisi? İleri gelen bir gençle evlenip ömür sürmek için
mi yaşıyacaktır? İtibarlı bir kimse olduğun için, gençler arasından
kızını, için rahat olarak emanet edebileceğin bir damat seçebilirdin.
Yoksa kızın, büyüyüp geliştiğini sevinçle gördüğü çocuklar yetiştirmek
için mi yaşıyacaktı? Bu çocuklar babalarından aldıkları görevleri
üzerlerine alabilecekler miydi? Mevkileri zamanında elde etmeğe aday
olabilecekler miydi? Devlet işlerinde, dostları uğrunda giriştikleri
işlerde hürriyetlerini kullanabilecekler miydi? Yukarda saydıklarımın
hangisinin verilmesi ile alınması bir olmadı? "Ama evlâdını kaybetmek
felâkettir" diyeceksin, doğru, felâkettir; ama bütün bunlara
katlanmak, boyun eğmek daha büyük bir felâkettir. Bana büyük bir
teselli veren bir hâtıramı sana anlatmak istiyorum, belki acını
hafifletebilir. Anadolu'dan dönerken gemimiz Aigina'dan Megara'ya
doğru yol alıyordu, etrafımızı çeviren bölgelere bakmağa başladım:
Arkamda Aigina vardı, önümde Megara, sağımda Pire, solumda Korint .
Bütün bu şehirler bir zamanlar, gelişmiş, parlak şehirlerdi, şimdi ise
yıkılmış, yerle bir olmuş, gözlerimin önünde uzanıyordu. O zaman kendi
kendime şöyle düşünmeğe başladım: "Ah, biz zavallı insanlar! İçimizden
biri ölür ya da öldürülürse üzülür, kederleniriz. Ama bir tek yerde bu
kadar şehir cesedi yatıp dururken, biz insanların hayatı daha kısa
olmamalı mı? İnsan olmaktan çıkabilir misin Servius? Sonunda bir insan
olarak doğmuş olduğunu unutmak mı istiyorsun?" dedim. İnan bana, böyle
düşünmekle büyük bir kuvvet buldum. İstersen sen de şunu gözünün önüne
getir: Daha, çok olmadı, bir çırpıda bu kadar ünlü kimse öldü; Roma
devletinden bu kadar insan eksildi; bütün eyaletler altüst oldu; küçük
bir kızın ölümlü ruhu yok olursa, bu kadar kederlenilir mi? Bir ölümlü
olarak doğduğuna göre, şimdi ölmeseydi, birkaç yıl sonra ölmiyecek
miydi? O halde, aklını, fikrini bu düşüncelerden kurtar, sana daha çok
yaraşan düşünceleri aklına getirmeğe çalış: De ki, gerektiği kadar
yaşadı, devlet var olduğu müddetce o da vardı; babasını pretor, konsul,
augur olarak gördü; ileri gelen gençlerle evlendi; hemen hemen her
türlü nimetten pay aldı. Bu yüzden ne sen, ne kızın kaderden şikayet
edebilir miyiz? Sonuçta, senin de,bir Cicero, başkalarına öğütler,
fikirler veren bir Cicero olduğunu da unutma! Başkalarının
hastalıklarına bakarken,tıp ilmini bildiğini söyleyip, kendilerine
bakamıyan kötü hekimler gibi hareket etme. Başkalarına verdiğin
öğütleri sen kendi kendine de ver, gözünün önünde tut. Uzun bir
zamanla hafiflemiyecek, azalmıyacak hiçbir acı yoktur. Senin bu zamanı
beklememen , bu hale bilgeliğin ile karşı koyamaman sana yaraşmaz. Yer
altında yaşıyanlarda his varsa, kızın seni seviyordu, bütün
yakınlarına saygı ile bağlı idiyse, şimdi senin böyle hareket etmeni
istemez. Bunu ölmüş kızından esirgeme; senin acın ile acılanan
dostlarından esirgeme; sana herhangi bir hususta muhtaç olabilecek
vatanına, senin yardımlarından, fikirlerinden faydalanmak imkânını
bağışla. Sonunda, mademki bir defa bu vaziyete boyun eğmek zorunda
kaldık, dikkat et, sakın biri çıkıp da senin , kızının acısı için
değil, devletin içinde bulunduğumuz dönemi için, başkalarının
zaferleri için yas tuttuğunu sanmasın. Bu konuda daha fazla yazmaktan
çekiniyorum, senin bilgeliğine, aklına güvenmediğimi sanırlar. Bunun
için, yalnız şu noktayı belirttikten sonra, yazıma son vereceğim:
Senin mesut günleri asaletle karşıladığını, bu yüzden büyük övgülere
hak kazandığını kaç defa gördük, felâketleri de aynı şekilde
karşılayabileceğini bize göster, felâketlerin senin için, lüzumundan
fazla bir yük olmadığını bize anlat. Bütün faziletlerden yalnız bu
faziletin sende olmadığını söyliyemesinler. Bana gelince, daha sakin
bir ruh haletinde olduğunu öğrendiğim zaman, sana burada olup
bitenleri, eyaletin ne halde olduğunu bildireceğim. Sağ ol.
(Atina,İ.Ö.Mart 45)
*******************
Çiçero'nun Servius Sulpicius'a
Cevabı
(FAM.IV,6)
Evet
Servius, mektubunda yazdığın gibi, bu en büyük felâketimde yanımda
bulunmanı isterdim: yanımda bulunup beni teselli etmekle, hemen hemen
benim kadar acı duymakla bana ne kadar yardım edebileceğini, mektubunu
okuduğum zaman hissettiğim sükûnetten kolayca anladım. Çünkü hem
yasımı dindirecek sözler yazmışsın, hem de beni teselli ederken kendin
de aynı acıyı duymuşsun. Senin Servius'un o anlarda yapılabilecek her
türlü yardımlarıyla, bana ne derece değer verdiğini, bana karşı
duyduğu hislerin senin ne kadar hoşuna gideceğini gösterdi. Muhakkak
ki onun tesellileri benim için her zaman hoştu, ama hiçbir zaman bu
seferki kadar hora geçmedi. Sen ise beni yalnız yazılarınla, âdeta bir
hastalık haline gelen derdime iştirakinle değil, şahsiyetin, büyük
nüfuzunla teselli ettin. Çünkü felâketime, senin gibi bu kadar
bilgelikle donanmış bir kimsenin söylediği şekilde katlanmamayı kendim
için bir ayıp sayıyorum. Ama ara sıra acının altında eziliyorum, acıma
güç dayanabiliyorum, çünkü aynı felâkete uğrıyan insanları gözümün
önüne getiriyorum da, onların tesellilerinden mahrum olduğumu
görüyorum: Q.Maximus, konsüllüğe erişen büyük işler başarıp ünlü bir
adam olan oğlunu kaybetti. L.Paulus ise yedi gün içinde iki oğlunu
birden toprağa verdi. Senin Gallus'un da, Cato da çok zeki, çok
erdemli çocuklarını kaybettiler. Ama felâketleri, devlet işlerinde
kazandıkları itibarın, yaslarına bir merhem olabileceği zamanda
başlarına geldi. Ben ise mektubunda hatırlattığın, çalışa cabalıya
elde ettiğim o şereflerden mahrumum.Bir tesellim vardı, o da elimden
alındı. Beni düşüncelerimden kurtaracak ne bir dost kaygısı, ne bir
devlet görevi vardı; forum'da hiçbir dâvaya bakmayı canım istemiyordu,
Curia'ya gözlerimi ceviremiyordum. Olanca maharetimi, kaderin bana
bağışladığı her türlü nimeti kaybettim gibi geliyordu, gerçekten de
öyleydi. Ama başıma gelenlerin, senin, daha birkaç kişinin de başına
geldiğini düşününce, kendi kendime hâkim olarak, bu felâketleri
hoşgörüyle karşılamaya kendimi zorladığım zaman, yanına sığınıp huzur
bulacağım, tatlı yaradılışında her türlü kederimi, endişemi unutacağım
bir kimse vardı; ama şimdi, bu derin yara ile beraber, iyileştiğini
sandığım bütün yaralarım tekrar kanadı; devlet işlerinde kedere
uğrayıp eve kaçtığım zaman bana kollarını açıp kederimi dindirecek bir
evim vardı, ama şimdi kederimden evde oturamaz hale gelince, beni
lûtuflariyle avutacak bir devlete sığınamıyorum. Bu yüzden, hem
evimden hem forumdan uzağım, çünkü artık, ne evim devlet yüzünden
uğradığım acıyı dindirebilir, ne de beni evden uzaklaştıran kederi
devlet işlerinde avutabilirim. Bu yüzden seni dört gözle bekliyorum,
seni bir an önce görmek istiyorum. Hiçbir felsefi doktrin bana senin
samimiyetin, sözlerin kadar teselli veremez. Zaten gelişinin yakın
olacağını da umuyorum, bana öyle dediler. Bir çok sebeplerden seni bir
an önce görmeği diliyorum. O zaman, eskiden yaptığımız gibi, vaktimizi
ne şekilde geçireceğimizi tasarlarız. Çünkü her şeyi, bilge, asil ve
anladığım kadar da, bana düşman olmıyan, seni de çok seven bir tek
kimsenin (Cæsar'ın) arzusuna uydurmak lâzım. Bu böyle olunca, ne
yapacağımızı değil, onun nazik müsadesiyle, dinlenmek için nasıl bir
plan kurmamız gerektiğini düşüneceğiz. Sağ ol.
(Ficulea, İ.Ö. Nisan 45) |