Venedik 28 Ekim 1503
Sekiz gün geçti. f. f.'den ayrılalı ve daha şimdiden
ondan sekiz yıldır uzak kalmışım gibi geliyor bana; oysa şu anda her zamankinden
daha fazla ruhumun gıdası ve varlık nedeni olan, düşüncelerimin böylesine ayrılmaz
bir parçası haline gelen anıları olmaksızın, tek bir saatimin bile geçmediğini
rahatlıkla söyleyebilirim; bu birkaç gün daha böyle sürerse, ki bu kaçınılmaz görünüyor,
ruhumun bütün işlevleri bu anıların emrinde olacak, diğer insanlar nasıl kendi
ruhlarıyla varlıklarını sürdürüp zenginleşiyorlarsa ben de salt onun anılarıyla
ruhumu besleyeceğim, onlarla yaşayacağım ve bu tek düşünce olmaksızın asla
yaşayamayacağım. Takdiri ilahî ne ise o olsun, yeter ki ben beraberliğimizin kutsal müjdesinin
gerçek yazgımız olduğunu kanıtlamaya yetecek kadar parçası olayım onun. Kimi gökteki
ayın tanıklığında, balkonda, kimi narin hanımefendimin sevgi dolu, mültefit ve
lütufkâr pek çok söylenen sözler, sık sık ve hiç çaba harcamaksızın aklıma
geliyor. Bütün o sözler yüreğimin etrafında öylesine harikulade bir sevecenlikle
dans ediyor ki, beni ayaklarına kapanıp, aşkımın enginliğini sınaması için ona
yalvarma arzusuyla tutuşturuyor. Onun içimde neler uyandırmaya muktedir olduğunu,
değerli varlığının bağrımda tutuşturduğu ateşin ne denli güçlü olduğunu
bildiğinden emin olmadan asla huzur bulmayacağım. Gerçek aşkın ateşi, çok büyük
bir güçtür; hele coşkuyla dolup taşmakta olan iki zihin yapmasını istesin
sevdiğimden. Siz saygıdeğer hanımefendinin elini, dudaklarımla öpemediğimden bütün
kalbimle öpüyorum. hangi tarafın sevgisinin daha büyük olduğunu anlamak arzusuyla
tutuşuyorsa, ikisi de birbirlerinden daha canlı, daha önemli kanıtlar sunmak için yarışıyorsa,
alevler iyice yükselmiş demektir... Onun, f. f.'nin elleriyle yazılmış iki satırcık
görmek benim için dünyanın en büyük mutluluğu... ama bu kadar fazla şey istemeye
cesaret edemiyorum. Hanımefendi benim için neyi uygun görüyorsa onu |