Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 

 

MEDYA

Medya ve Irkçılık


Farkına varılsa da varılmasa da medyada bazı kesimler, etnik özellikleri veya inançları yüzünden hor görülüyor. Peşin hükümler, ayrımcılık, ırkçılık, tezvir ve tahkirlerin ardı arkası kesilmiyor. Yanlış eğitim sistemi yüzünden düşünmesini öğrenemeyen ve medyanın kasıtlı yayınlarının büyüsünden kurtulamayan masum halk, her şeye rağmen, kolektif bir şuurdan istifade ederek sağduyu sahibi olmak istiyor. Halkın bu sağduyuya daha çabuk ulaşması; gazetecilerin, TV programcılarının, sanatçıların ve eğitimcilerin dengesizliklere karşı tavır almalarına, üsluplarına dikkat etmelerine, bir toplumun zihin ve gönüllerini şekillendirdiklerinin şuuruyla daha hassas ve öz eleştiriye açık olmalarına bağlı.

Fertlerin iletişim ve aksiyon şuuruna ermeleri için her türlü görüşü pasifçe kalbe misafir etmemeleri, aksine tetkik alışkanlığıyla medyanın sunduklarına karşı şu tür soruları sormaları gerekir:

- Niçin özellikle bu konunun haber değeri var?

- Niçin bu konu bu kadar çok (veya az) dikkat çekiyor?

- Bu konu veya bu kelime, basmakalıp düşüncelere veya peşin hükümlere meydan mı okuyor, yoksa onları destekliyor mu?

- Görüş beyan edenler kimler? Kimlerin fikirlerini açıklamasına mânî olunuyor?

- Kimin çıkarları korunuyor?

- Kimin görüş açısından bu haber verilmiş?

Bu soruları sormasını öğrenen halk, "saf" gazete okuru veya TV seyircisi olmaktan kurtulacaktır. Cevaplarını bulmasını öğrendiklerinde ise, toplumun kaderine yön veren insanların ister istemez kendilerine çeki düzen verdikleri görülecektir.

MEDYANIN ROLÜ

Medya, etnik hâdiselerin yorumlanmasında ideolojik bir çerçeve sunar. Bu çerçeve azınlık gruplarına karşı beslenen peşin hükümleri veya yürütülen ayrımcılık faaliyetlerini meşrulaştırır. "Gazetede okudum", "Radyoda söylediler", "Her gün televizyonda gösteriyorlar" gibi cümleler tartışmalarda birer delil olarak kullanılmaya başlanır. Fertlerin sosyalleşme süreçlerinde ve tahsil hayatlarında edindikleri peşin hükümler, medya tarafından sürekli olarak gündemde tutularak iyice işlenir. Bu katı sosyal normlar, tekrar tekrar formüle edilerek yeni durum ve hâdiselere uygulanır. Haberler, makaleler, TV programları, romanlar ve filmler azınlık gruplarının olumsuz yönlerini "ispatlar" dururlar.

Batı ülkelerindeki elitler, çoğunlukla "beyaz" Avrupalı insanlardır. Hemen hemen bütün üst kademeler ve "kültürel üretimi" temin eden mevkiler bu insanların elindedir. Yani toplum üzerindeki hâkimiyetleri son derece organizeli ve ikna edici derecede meşrulaşmış gözükmektedir. Beyaz elitler, etnik azınlıklara ait ideolojik tarif, tasvir ve temsillerin muhteva ve yapısını kontrol ederler, yani eğitim ve medyayı kullanarak arzu ettikleri tanımları yaparlar. Bu durumda fertler, sadece bu "liberal" ve "resmî" medyayı takip etmekle yetinirlerse, peşin hükümlerinden ölünceye kadar kurtulamazlar. Bu insanlar, liberal medyanın "radikal" damgasını vurduğu medyayı, azınlıkların kontrolündeki iletişim araçlarını, hususi konumlarda hazırlanan özel yayınları veya daha başka alternatif bilgi kaynaklarını takip etmedikçe nelerin olup bittiğini farketmezler.

MANŞETLER

Medyanın önemini yitirmeyen elemanlarından biri basın, basının kristalleştiği noktalardan biri de manşetlerdir. Manşetlerin toplum üzerinde çok önemli beyin yıkayıcı fonksiyonu vardır. Öncelikle onlar okunur. Bu muhtasar bilgi kümeleri, haberin sonuna kadar okuru belli bir istikamete yönlendirir. Onun zihnindeki eski bilgileri faal hale getirerek haberde geçen detayların yorumunu kolaylaştırır. Aslında bir gazetede okunup hatırda kalan temel mesaj, manşetidir. Kamuoyunu yönlendirmenin en iyi yollarından biri de manşetlere hakim olmaktır.

10 sene süren bir araştırmada (van Dijk, 1991) İngiliz basınında çıkan ırkçılıkla alâkalı 2755 manşet ve haber tasnif edilmiştir. (The Times (576), Guardian (670), Daily Telegraph (705), Daily Mail (524) ve Sun (280)). Ağustos 1981-Ocak 1986 tarihleri arasında çıkan bu manşetlerde en sık geçen kelimelerin bir kısmı şu şekildedir:

388 Polis, 320 Ayaklanma, 244 Siyah (siyahî), 200 Irk, 88 ?ehir, 85 Kavga, 84 Saldırı, 81 Asyalı, 77 Hurd (İngiltere Dışişleri Bakanı), 67 Irkçı, 66 Milletvekili, 65 Müdür, 65 Honeyford (Bradfort'daki bir okulun müdürü. Irkçı yazıları yüzünden açığa alınmıştı).

Bu kelimeleri ihtiva eden manşetlerin, azınlıklar aleyhine fikirler çağrıştırdığı hemen fark edilmektedir. İngiliz basınının objektiflikten uzak, peşin hükümlü tavrını en güzel şekilde gösteren delil ise, bu manşetler arasında "Ayrımcılık" kelimesinin 10 kere, "peşin hüküm" tabirinin ise sadece 2 kere geçiyor olmasıdır.

Manşetlerin analiziyle tespit edilen gerçeklerden bir kısmı şu şekildedir:

1. Azınlık üyeleri fail oldukları an, daha çok olumsuz faaliyetlerden sorumlu tutulmuşlardır. Pasif oldukları, yani belli fiiliyata maruz kaldıkları an ise "kurban" veya "mağdur" olarak pek gösterilememiştir. Fakat çoğunluk üyeleri söz konusu olduğunda, bu hükümlerin zıtlarının geçerli olduğu görülmektedir.

2. Tottenham'da meydana gelen hâdiselerde, bir polis memurunun (Blakelock) hayatını kaybetmesi, manşetlerde "katledildi" şeklinde gözükürken, aynı hâdisede, evine polislerin baskın yaptığı sırada kalp krizi geçirerek ölen siyahî bir kadının (Jarret) ölümü, manşetlere pek konu olmamış ve sadece bir "kaza" olarak gösterilmiştir.

3. Azınlık üyesi insanlar bir suç zanlısı olduklarında veya hapse düştüklerinde, manşetlerde derilerinin rengi vurgulanırken, beraat ettiklerinde, birden renklerini kaybederek isimlerini kazanmaktadırlar!

Second black on murder charge (Katil zanlısı ikinci siyahî) (Telegraph, 14 Aralık 1985).

Black Brixton looters jailed (Brixton'lu siyahî ayrımcılar tutuklandı (Telegraph, 14 Aralık 1985).

Jarrett's son cleared of assaulting pc (Jarrett'in oğlu polise saldırma suçundan aklandı), (Telegraph, 14 Aralık 1985).

4. Okulundaki çok kültürlü eğitim prensiplerine saldıran ve siyah öğrencilerin çoğunlukta olduğu kendisininki gibi okullarda yetişen beyaz öğrencilerin "kaderine" dikkat çeken müdür Honeyford hakkında çıkan manşetlerin çoğu, onu savunan bir üslup taşıyordu. Bir süre açığa alınan ve öğrenci velileriyle mahkemelik olan, fakat daha sonra tekrar görevine dönmesine izin verilen Honeyford'la alâkalı bir başlık şöyleydi:

Honeyford: Mahkemeyi kim kazanırsa kazansın savaş devam ediyor (Times, 3 Aralık 1985).

Görüldüğü gibi manşetler ve haberler sübjektif bir mahiyet taşımaktadır, zira bu haberler öyle bir üslupta sunulmaktadır ki farklı okurlardan birer özet yapmaları istense hemen hemen aynı şeyleri söyleyeceklerdir. Yânî haberler, gazeteciler (veya idareciler) tarafından nasıl yorumlanması arzu ediliyorsa o şekilde verilmekte, farklı yorumlara açık, olabildiğince tarafsız bir üslup kullanılmamaktadır. Demek ki manşet ve spotlardan gazetecilerin inançlarını, tutumlarını ve ideolojilerini anlamak mümkündür.

BAŞMAKALELER

Başmakaleler, gazetelerin, ideolojilerinin (veya dünya görüşlerinin) formüle edildiği yerlerdir. Sosyal ve etnik ortamlarda köklü değişimlerle yüz yüze gelen okurlar, sağlıklı yorumlar yapabilmek ve bir sağduyuya ulaşabilmek için başmakalelerden medet umarlar. Okurlardan ancak çok az bir kısmı tenkitçi ve sorgulayıcı bir yaklaşımla bu makaleleri mütalâa eder. Çoğu okur hazmetmeden "yutmaktan" çekinmez. Alternatif görüşlerden habersiz, bir pasiflik timsali hâline gelirler. İşte bu noktada basının rolü büyüktür. Bir kısım gazeteler, kendileri gibi düşündüklerine inandıkları okurların peşin hükümlerini takviye eder dururlar.

Aşağıdaki grafikte, İngiliz Basını'nın sosyal grupları, başmakaleler yoluyla nasıl tasnif ettiği görülmektedir. "Biz" iyileri, yani sevilmesi gerekenleri, "onlar" ise kötüleri, yani nefret edilmesi gerekenleri temsil etmektedir.

 

HABER KAYNAKLARI

Medyanın haber kaynakları, genellikle, sosyoekonomik güce sahip insanlardır. Bu insanlar düzenledikleri basın toplantılarıyla, dağıttıkları bildirilerle, hazırladıkları raporlarla ve yaptıkları açıklamalarla kaynaklık yaparlar. Ancak elit fertler, kurumlar ve cemiyetler medyaya hitap edebilecek organizeli hazırlıklar yapabilirler.

Azınlıkların bu tür imkânları olmadığı için çoğu zaman "aracıları" vasıtasıyla görüş beyan ettiklerine şahit olunur. Meselâ azınlık üyelerinin, beyazların menfî faaliyetleri hakkında fikirlerini doğrudan açıkladıklarına pek rastlanmaz. Kendi davalarına sahip çıkan siyasîler, hukukçular ve faaliyet grupları hemen gerekli yorumlarla cevap verirler. Azınlıkların görüşleri birer "iddia" olmaktan öteye geçemez. "Bağımsız" (yani "beyaz") haber kaynakları bu iddiaları yumuşatırlar veya inkâr ederler. "Peşin hüküm" gibi hassas konularda ise sübjektiflik nispeti açıkça ortaya çıkar. Bir azınlık üyesine karşılık 100 çoğunluk mensubu görüş açıklar. Eğer azınlıkların fikirleri alınacaksa, 'güvenli' ve marjinal konular seçilir. Sanki bu insanların söyleyecek pek şeyleri yoktur(!). Etnik durum hakkında tuğrayı elinde tutan yetkililer, güvenlik görevlileri ve politikacılardır.

HABERLERİN TAŞIDIĞI İMAJLAR

Bir haber metni aysberge benzer. Suyun üst kısmında görünen kısmı, haberde görünen kelime ve cümleler tarafından tasvir edilir. Geriye kalan kesim ise iletişime iştirak edenlerin birikimlerine havale edilir. Başka ifadeyle haberlerde beyan edilmeden açıklanan malûmat ve verilen mesajlar, beyan edilerek verilenden daha fazladır. Mesela "Siyahî kadınlar kendilerine karşı ayrımcılık yapıldığını iddia ettiler" şeklindeki bir haber cümlesi imalarla doludur. "İddia" kelimesi, bu görüşe gazetecinin katılmadığını, hatta bu kadınların söylediklerinin yalan bile olabileceğini ima etmektedir.

Tottenham'daki kargaşada kalp krizi geçirerek ölen bayan Jarret'la alâkalı bir haber şöyle çıkmıştır:

"Araştırma esnasında yaklaşık 130 kg ağırlığındaki Bayan Jarrett yere yığıldı." (Telegraph, Ekim 1985).

Polisin yaptığı arama sırasında kalp krizinden ölen kadının kilosundan bahsedilmesi şunu ima etmektedir: Krizin sebebi aşırı kilo olabilir.

17 Ekim 1985 tarihli Times gazetesinde çıkan bir makaledeki göçle alakalı görüşler ise şu şekildedir:

"Yeni göçmenler bir takım dezavantajlarla karşılaşacaklardır, çünkü aşina olmadıkları bir toplum içinde kendi başlarının çaresine bakmak zorunda kalacaklardır… Gençler için istihdam imkanları olduğu kadar, istihdam güçlükleri de mevcuttur."

Bu haberde ise fatura siyahi gençlere kesilmektedir. Gariptir ama, van Dijk'ın yürüttüğü araştırmada, İngiliz basınının bu konuda beyaz işverenleri sorguladığı veya suçladığına dair bir habere hemen hemen hiç rastlanmamıştır.

Basının, kendilerini hoşgörülü ve yardımsever olarak takdim etmesi, İngiliz halkının daima toleranslı olduğunu vurgulaması ise dikkat çekicidir. Bu vurguların altındaki ima şu olabilir: Ortada bir peşin hüküm varsa, bu azınlıkların suçudur, zira bizlerin bütün iyi niyetine rağmen istismar, suistimal ve tahrik eden onlardır (!).

Açıklık ve samimiyet taşıdıklarını göstermek için "Artık gerçekleri açıklıyoruz" gibi ifadeler kullanmaları ise kendilerine gerçeğin söyletilmediğine işaret etmekte, baskı yapanların "onlar" olduğunu ima etmektedir.

13 Eylül 1985 tarihli Telegraph gazetesinde yayınlanan bir okuyucu mektubu ise oldukça ilgi çekicidir:

"Sayın Editör, Olimpiyatlarda madalya alan veya yarışmalarda başarı gösteren siyahî erkek ve kadınlar "İngiliz" olarak gösterilirken, ayaklanan ve molotof kokteyli fırlatanlar niçin her zaman "Batı Hindistanlı" olarak adlandırılmaktadır?"

Tabii ki editör bu soruyu cevapsız bırakmıştır. Dava açılmadıkça da gazetecilerin ve patronların bu tür sorulara cevap vermekten kaçındıkları görülmektedir.

İDRAKÎ SÜREÇLER

Kognitif ve sosyal psikolojiyle alâkalı çoğu teori göstermektedir ki, insanlar metinleri tahlil ederken, anlarken ve hatırlarken pasif değil aktif bir rol oynarlar. Haberlerden "kendilerine ait" yorumlar çıkarırlar. Mevcut bilgilerini büyük nispette kullanırlar. Bu idrak süreci sosyal, kültürel ve politik bir konteks içinde gerçekleşir. Neticede her okur kendine has belli bir inanç edinir, bir dünya görüşüne sahip olur. Bu noktada medyanın tesiri belirir. Medya insanların ne düşündüklerinden ziyade, nasıl düşündükleri konusunda önemli bir rol oynar. Kültürün tekrar hasıl edilmesinde ve hakim ideolojilerin meşrûlaştırılıp yaygınlaştırılmasında medyanın mesajları maya görevi yapar.

Okuyucular, metinleri analiz ederken kullandıkları maddeleri daha önce seyrettikleri TV programları, okudukları haberler ve yaptıkları sohbetler yardımıyla inşa ederler. Ancak çok azı bizzat kurdukları iletişimlerle edindikleri tecrübeleri kullanırlar. Yani okuyucuların inşa ettikleri zihnî maddelerin çoğu medya tarafından formüle edilir. Neticede okuyucu kitlesinin belli beklentileri bu medya tarafından cevaplandırılır, inançları takviye edilir ve bu karşılıklı sahiplenme ve benimseme sürer gider.

NETİCE

Medyanın zihinleri manipülasyonuyla ortaya çıkan, yaygınlaştıran ve kalıcı kılınan etnik ayrımcılık ve ırkçılık gibi problemler, ancak eğitim ve yine medyayla çözülebilir. Medyanın bu konuda oynadığı sembolik rol yanında başka birimlerle de ilişki içinde olduğu, yani tecrit edilmiş bir halde olmadığı da bir gerçektir. Medyanın politik, ekonomik, kültürel ve diğer "güçlü" kurumlarla veya genel olarak elit tabakayla olan ilişkisi başlı başına bir araştırma konusudur. Bu konuda politik ekonomi veya medya sosyolojisinin terimleriyle yapılacak bir araştırma, ilgi çekici sonuçlar ortaya çıkaracaktır.

Not: Bu makaledeki bilgilerin çoğu, Teun Andrianus van Dijk'ın Racism and the Press (London/New York: Routledge, 1991) adlı kitabından derlenmiştir.

 

EK: IRKLA İLGİLİ HABERLERDE UYULMASI GEREKEN PRENSİPLER

İngiliz Milli Gazeteciler Birliği, ırkla ilgili konularda üyelerinin uyması gereken bir takım prensipler belirlemiştir. Bunlardan bir kısmı şu şekildedir:

1. Birinin ırkından, sadece çok gerekli olduğu zaman bahsedin. Doğru tespit edip etmediğinizi konttrol edin. Bu kişi beyaz olsaydı, ırkından bahsedecek miydiniz?

2. Irki meseleleri sansasyonel bir üslupla anlatmayın. Bu hem siyahlar hem de sizin için zararlı olabilir.

3. Kullandığınız kelimelere dikkat edin. Daha önce herkesin kullandığı kelimeler, artık olumsuz bir mana kazanmış olabilir. İnsanlara kendilerini nasıl tarif ettiklerini sorun.

4. "Göçmen" kelimesinin olumsuz bir anlamı vardır. Bahsedilen kişi gerçekten bir göçmen olmadıkça, bu kelimeyi kullanmayın. İngiltere'deki siyahilerin çoğu burada doğmuştur. Göçmenlerin çoğu beyazdır.

5. Bir kişinin kültürel geçmişi hakkında tahminlerde bulunmayın. Kendisine sorarak veya araştırarak öğrenin.

6. Siyahilerin eğitim, sağlık, istihdam ve barınma hususlarında nasıl bir muameleyle karşılaştıklarını araştırın. Göçebe hayatı yaşayanlar ve çingeneleri de unutmayın. Onlardan ve alaka duydukları şeylerden bahsedin. Temsilcilerinin görüşlerini alın.

7. Siyahi toplulukların farklı farklı olduklarını unutmayın. Temsilci kurumlardan eksiksiz ve doğru bilgi alın.

8. Siyahi kadroların istihdamı için eşit imkanlar temin edecek şekilde yayın yapın.

9. Yanlış bilgilendirmeye karşı uyanık olun. Bir kaynağın geleneksel olması, onun güvenilir ve doğru olması anlamına gelmez.

KAPAK MEDYA