İzmir
Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Demirtaş'la Meclis Başkanı
Kemal Çolakoğlu, sanki anlaşmışlar gibi, 'Bizim üniversitede
ders verir misin?' diye sordular.
İzmir'de üç devlet üniversitesi bulunuyor. Ege Üniversitesi,
Dokuz Eylül Üniversitesi ve Yüksek Teknoloji Enstitüsü... İki üniversiteye
daha vize çıktı. İzmir Ticaret Odası Eğitim ve Sağlık Vakfı'nın
'İzmir Ekonomi Üniversitesi' ve Yaşar Holding'in vakıf üniversitesi
önümüzdeki eğitim yılında kapılarını açmaya hazırlanıyor.
'Ders verir misin?' diye soran Demirtaş ve Çolakoğlu'yla ayrıntıları
konuşamadık. Belli ki kurulacak fakültelerde bizim meslekle ilgili
bölüm ya da ders olacak. Belki de İletişim Fakültesi... Bu yılın
planlarında olmadığını biliyorum. Sanırım uzun vadede düşünüyorlar.
Bildiğim kadarıyla Türkiye'de 16 iletişim fakültesi var ve yılda
1500-1600 mezun veriyor. Oysa, Halkla İlişkiler ve Tanıtım da
dahil olmak üzere Türkiye'de mevcut medya dünyası, bunca mezunu
istihdam edecek kapasitede değil. Açılacak yeni fakülte, yüksekokul
ya da bölüm iletişim dünyasındaki işsizler ordusuna yeni üyeler
katmaktan başka işe yaramaz. (Bu arada; hiçbir yüksek öğretim
kurumu mezununun iş garantisi yok.)
'İnşanlah yeni iletişim fakültesi açılmaz' diye düşünürken,
TV8'de 'Gençlerle Gazetecilik' konulu tartışma programına denk
geldim. Son derece doğru tespitleri ve yorumlarıyla dikkatimi çeken
gazeteci adaylarının en çok üzerinde durdukları konu; mezuniyet
sonrası iş bulamama kaygısıydı. Aslında bu kaygıdan öte kaçınılmaz
sonuç. Zaten çok pahalı yatırım gerektiren medya kuruluşunda 10
kişiye gereksinim varsa, 20 kişi çalıştıramazsınız. Sektöre
ancak yeni yatırımlar yapılırsa iş alanı açılır. Kaldı ki ülkedeki
'sürekli kriz' ortamı, sadece medya da değil tüm sektörlerde yeni
yatırıma engel.
İletişim öğrencisi gazeteci adaylarına göre, önlerindeki tek
engel iş sahalarının darlığı değil. En önemli sorunlardan biri
de başka alanlarda eğitim görenlerin gazeteci olması. Örneğin
ekonomi muhabirlerinin neredeyse tamamının bu alanda eğitim görenler
arasından seçildiğini söylüyorlar. Kültür sanat muhabirlerinin
de Güzel Sanatlar çıkışlı olduğunu belirtiyorlar. Gençlerden
biri de, 'e oldu olacak spor muhabirlerini de spor yüksekokulu
mezunlarından alsınlar' dedi. Bir sır veriyorum; Başka örneği
var mı bilmiyorum ama İzmir büromuzdaki spor muhabiri Spor Yüksekokulu
mezunu.
Medya sektöründeki sorunlar elbette ülkenin içinde bulunduğu
ortamdan ayrı değerlendirilemez. Tüm sektörlerde benzer sorunlar
yaşanıyor. Bizim sektördeki istihdam sorunu da ülkedeki diğer
sorunların aşılmasıyla birlikte çözüm bulacaktır.
Ancak gazeteci adaylarının bir kez daha gündeme getirdiği, 'başka
alanlarda eğitim yapanlar gazeteci olup bizim önümüzü kesiyorlar'
şeklindeki sorun, alınacak önlemlerle 'kısmen' aşılabilir.
Elbette, 'gazetecilik eğitimi almayanlar gazeteci olamaz' önermesinde
bulunmamız doğru değil. Çünkü sanatı bilene sanat, ekonomiyi
bilene de ekonomi yazdırmak doğru bir mantık. Nitekim ekonomi kökenli
gazetecilerin çoğu başarılı.
Gelelim önerime;
Kriz bir yana, artık ülkemizde gazetecilik kitabına uygun yapılıyor.
'Her işe bakan muhabir' dönemi geride kaldı. Servislerin içinde
bile branşlaşma var. Örneğin; ekonomi servislerinde muhabirler ayrı
ayrı alanlarda uzmanlaşıyor. Spor Servisi'nde her spor branşına,
her kulübe farklı muhabirler bakıyor.
Bu durumda gazeteci yetiştiren okullar da mevcut oluşuma ayak
uydurmalı. İki yıllık temel eğitimin ardından, öğrencinin eğilim
ve tercihine göre son iki yılda branşlaşmaya gidilmeli; Ekonomi,
spor magazin gazeteciliği gibi. Böylece mezunların iş bulma şansı
da yükselir. Ekonomi servisinden, 'Ekonomi Gazeteciliği Bölümü
mezunuyum' diyerek iş istemek, adayın şansını yükseltir.
Gelelim, 'İzmir Ekonomi Üniversitesi'ne... İletişim Fakültesi
kurulacaksa; bölümleri de 'Basın İşletmeciliği' ve 'Ekonomi
Gazeteciliği' olmalı. Ekonomi Üniversitesi'ne de bu yakışır.
Ege'nin imbatı sizinle olsun...