Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 

 

MEDYA

Medya ve Devlet Kontrolü

Ferhat Ünlü - Salih Saygılı
Yeni Şafak

Medyanın günümüzde siyasi, ekonomik ve stratejik dengelerin anlam kazanmasında en önemli güç unsurlarından biri haline geldiği her kesimce kabul ediliyor. Global gazeteciliğin yanı sıra Körfez Savaşı'ndan sonra televizyonculuğun propagandalardaki öneminin tescillenmesi ve son yıllarda internet üzerinden yapılan yayıncılığın sıradışı ölçekte gelişmesi bu kabulün gerekçeleri.

 
Ayrıca direkt medya araçlarını kapsamıyor görünse de kimi zaman propaganda amaçlı kullanılan sinema ve kitap piyasasının kullanımı da dengeleri biçimlendiren bir başka faktör. Günümüzün süper gücü ABD'nin güç kullanımı ve yeni tip savaşların uygulanması noktasında medyadan yararlandığı ve 'terörist' ilan ettiği ülkeleri kamuoyu nezdinde şeytanlaştırmak için medyayı kullandığı biliniyor. Körfez Savaşı'nda akıllı olduğu ileri sürülen füzelerin aslında hedefleri tam tutturamadığı ve yanlışlıkla sivil bölgeleri de vurduğu ortaya çıkmıştı. Oysa medya bu füzelerin hedeften şaşmayacağını duyuruyordu. Afganistan'a yönelik operasyonda ise bu tür propagandalar Katar Televizyonu El Cezire'nin bölgedeki varlığıyla önlenmiş oldu. Taliban'ın çekim yapmasına ve linkten haberlerini geçmesine izin verdiği tek televizyon olan El Cezire ABD'nin akıllı füzelerinin köyleri de vurabildiğini gösterdi.
Aslında Amerikan medyası, Afganistan operasyonuna kadar ABD'nin politik önceliklerinin uygulanması noktasında iyi bir performans göstermişti. Edward Herman ve Noam Chomsky, 'Medya Halka Nasıl Evet Dedirtir?' adlı kitaplarında, önceki savaşlarda ABD'nin saldırılarının haklılığının nasıl sağlandığını, "Medyanın sözde muhalif tutumunu kınayanların bile Vietnam Savaşı örneğinde görüldüğü gibi Amerikan ordusunun Güney Vietnam'a geniş çapta müdahalede bulunmasına çok sayıda kayıp verilip milyonlarca dolar harcanmasına ve seçkin kesimin kendi çıkarlarına yönelik tehditler gerekçesiyle olayı protesto etmeye başlamasına kadar medyanın ABD'nin bu konudaki politikasına hemen hemen tam destek verdiğini kabul ederler" sözleriyle özetliyorlar.
Herman ve Chomsky'nin 'medyanın savaşların meşrulaştırılması' sürecinde rol oynadığı yönündeki görüşlerinin -Körfez Savaşı sırasında aslında Fransa'dan çekilmiş bir görüntü olan deniz kenarında petrol kirliliğinin içinde kuşlar görüntüsünün medya tarafından propaganda amacıyla kullanıldığı gözönüne alınırsa- pek de haksız olmadığı ortaya çıkıyor.
Buna benzer bir örnek son olarak 11 Eylül'deki saldırıların ardından Filistin'deki sevinç gösterilerinin piyasaya sürülmesi şeklinde yaşandı. Bu bir anlamda ABD'nin 'bir üçüncü dünya ülkesine' yapacağı saldırının teorik temellerini atma amacını güdüyordu. Yani bunun anlamı komplo teorilerinin pratize edilmesiydi. Hem de hükümetle irtibatlı medya güçleri tarafından...
ABD'nin medya stratejileri
Amerika Birleşik Devletleri'nin savaş dönemi medya stratejileri uzmanlara göre savaşların geleceğini belirleyen en önemli faktörlerden biri olarak öne çıkıyor. Herman ve Chomsky, Vietnam Savaşı, Kolombiya olayı, Nikaragua saldırısı ve Körfez Savaşı'nı örnek vererek medyanın savaş dönemlerinde hükümetle 'neredeyse tam bir senkronizasyon' sağladığına dikkat çekiyorlar. Lance Bennett ise, News: The Politicies Of Illusion (Haber: Yanılsama Politikaları) adlı eserinde medyanın halka hükümet politikalarını nasıl benimsetmeye çalıştığı şöyle özetliyor:
"Halk yukarıdan gelen ikna gücü yüksek mesajlarla karşı karşıyadır. Ancak halkın bu mesajlara medya yoluyla anlamlı bir karşılık vermesi mümkün değildir. Liderler, medyayı kendilerine destek ve itaat sağlamak veya sadece insanların akıllarını karıştırmak için kullanarak siyasal iktidarın muazzam bir kısmını ele geçirmiş ve halkın siyasal sistem üzerindeki kontrolünü azaltmıştır."
Uzmanların dile getirdiği savaş dönemlerinde medya kontrolü kadar komplo teorilerinin pratize edilmesi açısından önem taşıyan bir başka unsur ekonomik yaptırımların savaş dönemleri öncesinde kullanılması. Bugün ABD'-nin bu yöndeki planlarının uygulayıcısı IMF gibi kuruluşlar. Bu tür kuruluşların işleyiş biçimini anlamak için IMF politikalarının uygulandığı ülkelerdeki ekonomik göstergeleri gözden geçirmek gerekiyor. Ve bu göstergeler IMF'nin ekonomik denetimine girmiş ülkelerin savaş dönemleri öncesinde ABD politikalarına neden yaslanmak zorunda kaldığının ipuçlarını veriyor bize.
MEDYANIN MALİ KAYNAKLARI
Herman ve Chomsky; ABD'de medya devi olarak görünen 24 ayrı şirketin, mülkiyeti ve denetimi çok zengin insanların elinde olan büyük ve kar amaçlı şirketler olduğunu belirtiyorlar. 1988 verilerine göre bu şirketlerin malvarlığı 1 milyar dolardan fazla, ortanca büyüklükleri de 2,6 milyar dolar. Bu kuruluşların vergilerden karının 100 milyon dolar olduğu, ortanca kar büyüklüğünün ise 183 milyon dolar olduğu kaydediliyor.
ABD'nin belli başlı medya devleri
Televizyonlar: ABC, CBS, NBC, Fox, CNN.
Gazeteler: New York Times, Washington Post, Los Angeles Times, Wall Street Journal, Knight-Ridder, Gannett, Hearst, Scripps-Howard, Newhouse ve Tribune.
Dergiler: Time, Newsweek, Reader's Digest, TV Guide ve U.S. News&World Report.
Kitap yayıncıları: McGraw-Hill, Murdoch, Turner, Cox, General Corporation, Taft, Storer ve Group W.
Herman ve Chomsky'e göre, bu medya şirketlerinin hükümete olan bağımlılıkları devlet yanlısı propagandaların yürütülmesi açısından büyük önem taşıyor:
"Burada en önemli konu medya şirketlerinin hükümete olan bağımlılığı ve hükümetle olan bağlantılarıdır. Tüm radyo-TV şirketleri ve şebekelerinin hükümetin vereceği ruhsat ve izinlere ihtiyacı vardır, dolayısıyla hepsi hükümetin denetimine ve baskılarına açık durumdadır. Bu teknik ve hukuki bağımlılık medyayı hizaya sokacak bir sopa olarak kullanılmıştır. Ve medya politikası kurulu düzenden sık sık sapacak olursa bu tehdit hareke geçebilir. Medya kuruluşları daha genel destekler için de hükümete bağımlıdır. Bütün şirketler vergilerle, faiz oranlarıyla, çalışma politikalarıyla anti-tröst yasalarının yürürlüğe konulup konulmamasıyla yakından ilgilidir."
Herman ve Chomsky, reklam pastasının da medyanın geleceğini etkileyen en önemli unsurlardan biri olarak öne çıktığının altını çiziyorlar. Buna göre reklam veren şirketlerin hükümetle olan ilişkileri basınla olan ilişkileri de düzenliyor. Barnouw, The Sponsor (Mali Destekçi) adlı kitabında şöyle diyor:
"Mali destekçilerden gelecek parayla ilgilenen piyasanın 'Pentagon'un satılışı' gibi programlar yerine 'Kuşbakışı İskoçya', 'Barry Goldwater'ın Arizonası', 'Oteller Üzerine Bir Deneme' ve 'Amerikalıların dışarıda nasıl yemek yedikleri, nerelere, niçin gittikleri' ile ilgili bir CBS programı olan 'Bay Rooney Yemeğe Çıkıyor' gibi programlar önerilmesi doğal bir evrimdir."
Medyanın haber bağımlılığı
Medyayı hükümetlere neredeyse sarsılmaz biçimde bağlayan başka etkenler de var. Ve bunlar en az mali bağımlılık unsurları kadar önemli. Aslında medyanın haber kaynaklarının oluşumu ve kaynakların değerlendirişi, genelde -Türkiye'de de görüldüğü üzere- devlet soruşturmalarının kamuoyuna aktarılışı şeklinde gerçekleşiyor.
İşte Herman ve Chomsky'nin bu konudaki çarpıcı yorumları: "Günlük haber taleplerini karşılamak için zorunlu bir zaman çizelgesine uymak zorunda olan medya mali nedenlerle önemli bir olayın meydana gelebileceği her yerde muhabir ve kameraman bulundurmaz, ekonomik gerekçelerle kaynaklarını sık sık önemli olayların olduğu, dedikoduların yayıldığı, önemli haberlerin sızdığı ve düzenli olarak basın toplantılarının yapıldığı yerlerde yoğunlaştırır.
Beyaz Saray, Pentagon, Dışişleri Bakanlığı bu tür haber faaliyetlerinin kilit noktalarıdır. Yerel düzeyde ise muhabirler için düzenli haber kaynağı belediye ve polis merkezidir. Şirketler ve meslek grupları da haber değeri taşıdığı düşünülen öykülerin düzenli ve güvenilir biçimde sağlandığı yerlerdir." Fishman, Manufacturing the News adlı eserinde şu tezi öne sürüyor:
"Medya çalışanları bürokratların aktardığı öykülerin gerçeğe uygun olduğunu düşünme eğilimindedirler. Muhabirler resmi görevlilerin işleri neyi gerektiriyorsa onu bilmekle yükümlü oldukları düşüncesiyle hareket ederler. Yani bir medya çalışanı bir bürokratın söylediklerini yalnızca bir iddia olarak değil, güvenilir ve yetkin bir kişinin verdiği bilgi olarak kabul eder. Bu durum manevi bir işbölümü yaratır. Resmi görevliler gerçeği bilirler ve sunarlar, muhabirlerin işi ise bilgiyi aktarmaktan ibarettir."
Herman ve Chomsky'nin anlattıklarını iki örnekle açıklayalım: Hamilton'un görev aldığı savaş sırasında başbakanlık koltuğunda oturan David Lloyd George, Guardian gazetesi yayın yönetmeni C. P. Scott'a, savaşlarla ilgili 'acı gerçeği' açıklayıvermişti: "Eğer halk (gerçekleri) bilseydi, savaş yarın dururdu. Tabii, bilmiyorlar, bilemeyecekler de..." Diğer bir başka örnek; Kore Savaşı'nı (1952) izleyen UPI muhabiri Robert C. Miller, kendi başından geçenleri lâfı eğip bükmeden şöyle anlatıyor: "Kore'den ulaşan, gazete yönetimlerinin basmakta tereddüt etmedikleri bazı bilgi ve haberler bütünüyle uydurmaydı... O haberleri gönderen bizler de onların yanlışlığını biliyorduk, ancak askerî karargâhta yetkili ağızların yaptığı resmî açıklama oldukları için yazmak zorundaydık; o açıklamaları yapanlar da gerçek olmadığını biliyor, ama yayınlanmasını bekliyorlardı."
PROPAGANDA YÖNTEMLERİ
1- Egemen medya şirketlerinin büyüklüğü, yoğunlaşmış mülkiyeti, kar amaçlı oluşu. Ve sahiplerinin serveti.
2- Reklamcılığın medyanın en önemli gelir kaynağı olması.
3- Medyanın iki temel kaynak ve iktidar odağı olan hükümet ile iş çevrelerinden ve bunların mali destek sağlayıp onayladığı uzmanlardan sağladığı bilgileri temel alması.
4- Medyayı hizaya sokmak amacıyla kullanılan medyaya yönelik tepki üretimi.
5- Ulusal din ve bir denetleme mekanizması olan 'anti-komünizm.'

KAPAK MEDYA