Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 

 

MEDYA

Medyanın Prehistoryasına Dair Notlar

Nabi Avcıt


İtiraf edelim: Hepimiz yani yazarlar, akademisyenler, gazeteciler, televizyoncular, bir vakitler dokumacıların, demircilerin, debbağların, nalbantların ve yüzlerce başka meslek erbabının başına gelmiş olanların şimdi de bizim başımıza gelmekte olduğunu görüyor veya seziyor ve bütün bu olup bitenleri (günün moda tabiriyle) ‘içimize sindirmekte zorlanıyoruz.’ Sınıflarımızın, matbaalarımızın, stüdyolarımızın ayaklarımızın altından hızla kaymakta olduğunun buz gibi farkındayız. Mis gibi mürekkep kokan kitaplarımızın, dergilerimizin, gazetelerimizin, hatta ışıltılı televizyon ekranlarımızın da dünkü kadar muhkem ve muteber olmadığını biliyoruz. O yüzden öfkeliyiz. O kadar öfkeliyiz ki, elimizden gelse, saat kulelerine rastgele ateş eden Paris komüncüleri gibi, bütün internet cafeleri tarayabiliriz. (Bu iş için en uygun yerin, zamanı anlamak bakımından artık hiçbir işimize yaramayan saat kuleleri olması, öfkemizi daha da pekiştiriyor.)

Ama Yenicami önünde boşuna müşteri bekleyen müstensihlerin (böyle bir meslek gerçekten var mıydı?) bir zamanlar birbirlerine fısıldadıklarını artık biz de hiç değilse kendi kendimize itiraf edelim: Ahir zaman alametleri görünmeye başladı...

Müstensihler, hiç değilse onların yerine gelmekte olanı dünya gözüyle görüp, divitlerine ve hokkalarına dörtbaşı mamur bir cenaze alayı tertip edecek vakti bulmuşlardı. Bizim o kadar da şansımız yok ve kitaplarımızla, dergilerimizle, gazetelerimizle ortalıkta hayalet gibi dolaşıyoruz; yahut televizyonlarımızla hortlak gibi...

‘Acaba, diyorum, şu nevzuhur on-line gazeteler, dergiler, e-zine’ler Şeyhülislam fetvasıyla kurulan matbaanın ve pıtırak gibi biten on-line üniversiteler de Islah-ı Medaris Nizamnamesi’nin frenkçesi olabilir mi? Ve mesela Kanadalı meslektaşlarımızın hem on-line, hem de matbu yayınladıkları brokenpencil* (kırıkkurşunkalem!) dergisi umutsuz bir Ontariolu Suhte Ayaklanması gibi okunamaz mı?

Züğürt tesellisi saymazsanız şunu da ekliyeyim: Ölmüş eşşek kurttan korkmaz ve de acı patlıcanı kırağı çalmaz; Ece Ayhanvari söylersek: Biz kaç alfabe eskittik abiler...

 

Medyanın prehistoryasına dair notlar-2
Reaya sessizce tüymek üzere…

 

Manastırlardaki keşişlerin öne-arkaya sallanmadan, ses çıkarmadan, yani sadece gözleriyle kitap okumalarına izin veren Papa kaçıncı Pius’tu, bir aydır arıyorum, bir türlü bulamıyorum. (Biliyorum inanmayacaksınız ama bu sefer de işte bu meslek hastalığı yüzünden geciktik. ‘Sağlık olsun’ deyip kaldığımız yerden devam edelim. Pius’un -eğer Jean değil de Pius idiyse- künyesini de birgün fiyakalı bir makalenin dipnotu olarak okursunuz.)

‘Papa mı? Kaç tankı var?’ diye aklısıra dalga geçmeye yeltenen Vissariyonoviç Çugaşvili gibi, beşyüz yıl önce Papa’nın gönlünü hoş etmek için ‘canım sallanmadan sessizce okuyuversinler; ne çıkar bundan?’ diye ‘sessiz okuma icazetnamesi’ne onay veren Kardinaller de fena halde yanıldılar: Keşişler sallanmadan, hücrelerinde sessizce kitap okumaya başladılar ve olanlar oldu…

Katolik kilisesinin bu gafletinden ibret alan ulusal devletler, ulusal devletlerin ulusal ve laik kiliseleri üçyüz yıl boyunca, insanlarla kitapları başbaşa ve başıboş bırakmamak için çok incelikli yöntemler geliştirdiler. (Bütün ulusal devletler bizimki kadar açıksözlü olmadığı için Batı’da “Bu kitap TALİM ve TERBİYE Kurulu’nun onayından geçmiştir” türünden ibarelere pek rastlanmaz ama dünyanın her yerinde müfredat diye birşey vardır.)

Talim Terbiye Kurulu daha bilgisayar destekli eğitim malzemelerinin nasıl denetleneceği meselesini halledemeden bir de internet çıktı. İnsanlar dört duvarlı okulun, üni-formanın, başörtülü/başörtüsüz eğitimin, müfredatın ve Talim-Terbiye’nin o kadar da matah birşey olmayabileceğine uyanmak üzereler. Zira internet daha işin başı ve buna rağmen, hangi klavyeyi kaldırsanız altından bir on-line eğitim projesi çıkıyor… Hele şu süperiletken araştırmaları kapitalizmin orta vadeli çıkarlarıyla uyumlu hale getirilsin, bakalım o zaman “varlığım Türk varlığına armağan olsun” diye bağırttıracak (başörtülü veya başörtüsüz) reaya bulabiliyor musunuz…

(http://www.medyakronik.com 'dan alınmıştır)

KAPAK MEDYA