Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 

 

KİTAP

Daniel Goleman "Duygusal Zekâ"nın,
"IQ"dan önemli olduğunu anlatıyor.

"EQ" mu, "IQ" mu?


goleman.jpg (12214 bytes)


Daniel Goleman, özgün adı "Emotional
Intelligence (Why it can matter more than
IQ)" olan yapıtıyla, psikoloji alanında çığır açıyor. IQ ile ölçülen zekânın okul
ve iş yaşamındaki başarıyı belirleyen değişmez bir etken olmadığı saptanınca,
yüksek IQ'ya sahip olanların ortalama IQ'ya sahip olanlara göre iş yaşamında
daha başarısız olabildikleri görülünce; Goleman, özbilinç, azim, dürtülerini
frenleme, başkalarının duygularını paylaşabilme gibi özellikleri içeren
"duygusal zekâ"nın, eşdeyişle EQ'nun, neden IQ'dan daha önemli olduğunu
kanıtlama çabasını deniyor...

Makaleleri dünya çapında yayımlanan, The New York Times'da davranış ve beyin
bilimleri konularından sorumlu olan Dr. Daniel Goleman'ın doktora derecesini aldığı
Harvard'da ders verdiğini, üstelik Psychology Today'in baş editörlüğünü yaptığını da
bilince bu kanıtlama çabasının anlamını takdir etmek durumunda kalıyoruz... Goleman,
EQ'dan önce; Vital Lies, Simple Truths (Hayati Yalanlar, Basit Gerçekler), The
Meditative Mind (Düşünen Zihin) ve eş yazarı olduğu The Creative Spirit (Yaratıcı Ruh)
adlı yapıtları da yayımlamış.

Aristoteles'in Nikomakus Etiği'ndeki, "Herkes kızabilir, bu kolaydır. Ancak doğru
insana, doğru ölçüde, doğru zamanda, doğru nedenle ve doğru biçimde kızmak, işte bu
kolay değildir" sözü yanında; Antoine De Saint-Exupery'nin Küçük Prens'indeki "Kişi
gerçeği kalbiyle görür, esas olan gözle görülemeyendir" gibi sözlerini de önalıntı yaparak
sıradan bir bilim adamı olmadığını da göstermiş oluyor Goleman. Bu sözleri okuyunca
Dostoyevski'nin Ebedi Koca'sındaki, "Büyük fikirler, büyük zekâlardan çok büyük
hislerden doğar" sözünü de anımsamadan ve anımsatmadan edemiyorum.

Doğal ki burada "zekâ" ve "his" kavramlarının tanım alanlarından "anlatılmak isteneni"
anlayarak Daniel Goleman'ın "duygusal zekâ"sını yorumlama olanağı kazanabileceğiz.
Bilindiği üzere, güçlü bir sevgi, bağırlarına bastıkları çocuğu ivedi kurtarma gereği, bir
anneyle babanın kendi yaşamlarını sürdürme dürtüsünü bastırabilir; çünkü "zihin gözüyle"
bakılırsa bu kendini feda etme akıl dışı olarak değerlendirilebilir, ama kalp gözüyle
bakınca bundan başka seçenek olmadığı da görülebilecektir.

Bizler salt zekâya, eşdeyişle IQ'nun ölçtüğü şeye verdiğimiz önem ve değerde aşırıya
gitmişizdir, oysa duygular bize egemen olduğu sürece, zekâ, iyi ya da kötü hiçbir yere
varamayacaktır. Bizler bir duygusal zihne, bir de akılcı zihne sahibizdir, biri düşünmekte
öbürü de hissetmektedir. Duygusal zihnimizle akılcı zihnimiz arasındaki dengeyi
tutkularımız sarstığında duygusal zihnin üstünlüğü akılcı zihni etkisiz bırakabilmektedir.
Goleman bunu Erasmus'tan yaptığı bir alıntıyla gerekçelendirirken, Jüpiter'in bize
akıldan çok tutku bahşettiğini de aktarırken, şu tümceyi de gösterir: "Aklın tek
yapabildiği ise bağıra çağıra erdemli olmanın yollarını tekrarlamaktır, ta ki tükenene,
vazgeçene ve boyun eğene kadar."

Goleman, beynin gelişimi ve duygusal korsanlığın anatomisini de ele alır. Ve bu arada,
hırsla harekete geçip her şey yatıştıktan sonra pişmanlık duyduğumuz anları da
örneklerken, duyguların zihinsel yaşam içindeki gücünü anlamaya çalışırken, nasıl o
kadar kolayca mantıksız olabildiğimizi de gerekçelendirir. Kuramını son on yılın
duygularla ilgili en önemli buluşlarından biriyle de destekler. Bu buluş LeDoux'nun
çalışmasıdır:

Duygusal yaşamı anlamak
Beyin mimarisinin amigdalaya duygusal bir gözcü olarak, beyne korsanlık yaptırabilecek
ayrıcalıklı bir konumu nasıl verdiği ortaya çıkmış; araştırma, göz ve kulaktan gelen duyu
sinyallerinin beyinde önce talamusa oradan da tek bir sinapsla, amigdalaya ulaştığını
göstermiştir. Talamustan gelen bir ikinci sinyal de düşünen beyin neokortekse
gitmektedir. Bu dallanma, amigdalanın, bilgiyi beyin devrelerinin çeşitli düzeylerinde
değerlendirdikten sonra tamamen algılayan, son olarak da daha ince ayarlı tepkisini
başlatan neokorteksten önce tepki verebilmesini sağlamaktadır.

İşte bu nedenle Goleman LeDoux'nun araştırmasının duygusal yaşamı anlamak açısıdan
devrim niteliğinde önem taşıdığını belirtmektedir. Bu anlayış nörolojideki geleneksel
görüşten ayrıdır çünkü. Duyguların neokorteksi atlayan sinir yollarını irdeleyen ilk
çalışma özelliğindedir. Doğrudan amigdalaya ulaşan duygular bizim en ilkel ve güçlü
"hislerimizi" kapsamaktadır ve bu devre duyguların gücünü ve akla üstünlüğünü çok iyi
açıklamaktadır.

Goleman eski paradigmanın duyguların çekiminden bağımsız bir akıl idealini içerdiğini,
ama yeni paradigmanın bizi zihinle kalbin uyumunu sağlamaya zorladığını da belirtirken;
bu uyumun sağlanma yolunun da öncelikle duyguları zekice kullanmanın ne demek
olduğunu daha iyi anlamamızdan geçtiğinin de ayrımındadır. Bu yüzden de duygusal
zekânın doğasını araştırır. Aramızdaki en zeki insanlar gem vuramadıkları tutkuların, söz
geçiremedikleri dürtülerin tutsağı olabilmekte, yüksek IQ'lu kişiler özel yaşamlarını
hayret edilecek ölçüde kötü yönetebilmektedirler. Goleman IQ'nun yaşamdaki başarıya
katkısının en fazla yüzde yirmi olduğunu saptarken, geri kalan yüzde sekseni belirleyen
başka etkenlerin olduğunu savunmaktadır. Bunlar, IQ dışında kalan ve sosyal sınıftan
şansa kadar uzanan birçok etkendir.

Harvard Eğitim Okulu'ndan psikolog Howard Gardner'ın; IQ görüşüne karşı, yaşamda
başarılı olmak için tek tip zekânın şart olmadığı, yedi temel çeşitlemesi olan geniş bir
yetenekler yelpazesi bulunduğunu savunduğunu da aktarır Goleman. Gardner'ın çok
yönlü zekâ tanımlamasının evrimi sürmekte olup, kuramını yayımladıktan on yıl sonra
yaptığı kişisel zekâların şu özlü tanımını okumak ne güzel bir şeydir: "Kişiler arası
ilişkilerde zekâ, diğer insanları anlamaktır. Onları ne harekete geçirir, nasıl çalışırlar,
onlarla nasıl işbirliği yapılabilir? Başarılı satıcılar, politikacılar, öğretmenler, klink
doktorlar ve dini liderler büyük olasılıkla yüksek düzeyde kişiler arası zekâya sahiptir.
Birey içindeki zekâ... İçe dönük, karşılıklı bir yetenektir. Kişinin kendisi hakkında
dikkatli, doğru bir model oluşturup bunu etkili bir yaşam sürebilmek için kullanma
becerisidir."

Değişik zekâ türleri
Gardner ve arkadaşları değişik türden zekâları yediden yirmiye çıkarmış, kişiler arası
zekâyı da dört ana yetenek altında toplamışlardır: 1. Liderlik, 2. İlişkileri geliştirip
arkadaşlıkları koruyabilme, 3. Anlaşmazlıkları çözebilme, 4. Dört yaşındaki Judy'nin
mükemmel becerdiği türden sosyal ilişkilerin analizini yapabilme... olarak. Goleman,
hiddetin anatomisinden, kaygıyı yatıştırmaya, melankoliyle başedebilmeye, depresyona
karşı moral yükselticilere, dürtü kontrolüne, olumlu düşünmenin gücüne, bir motivasyon
unsuru olarak iyimserliğe, empatinin köklerine, sosyal zekânın temellerine, erkeklerin
kolay incinen cinsiyet olduğuna, iyi kavgaya, bir panzehir olarak kendi kendine
konuşma ya da savunmacı olmayan dinleme ve konuşmaya, bir kişiyi harekete
geçirmenin en kötü yolu ya da ustaca eleştiriye; duyguların sağlık açısından önemine,
zehirleyici duygulara, kötümserliğin bedeli ve iyimserliğin üstünlüklerine, zorbanın nasıl
yetiştiğine, kötü muamelenin empatiyi tüketişine, duygusal beyni yeniden eğitmeye,
mizacın kader olmayıp çekingenliğin nörokimyasına; aşırı uyarılabilen amigdalayı
ehlileştirmeye, "duygusal okur-yazarlıkta" öfkeyi ehlileştirmeye, kabadayılar için okula,
depresyonun yaygınlaşmasının modernliğin bedeli olduğuna, depresyona yol açan
düşünce tarzlarına, yeme bozukluklarına, arkadaşlık eğitimine, duyguların eğitilmesine,
kentin kenar semtlerindeki duygusal okuryazarlığa, duygusal zaman planlamasına, her
şeyin zamanlamaya bağlılığına; Empati'nin duyguları okumak olarak; ötekinin bakış
açısını daha iyi kavrayabilme, başkalarının hislerine karşı hassasiyetin gelişmesi,
başkalarını daha iyi dinleyebilme olduğuna; (...) ayrı ayrı değiniyor ve kendimizi
tanımamızın yollarını gösteriyor...

Bütün bu akışı, yine Goleman'ın "Akış: Mükemmelliğin Nörobiyoloisi" altbaşlığı altından
yapacağımız şu alıntıyla yaşayalım ve yaşamayı önerelim, ne dersiniz?

"Akış, kişinin kendisini unuttuğu bir ruh hali olarak, tasalanma ve kaygılanmanın tam
karşıtıdır: Sinirli bir şekilde evhama kapılmak yerine, akışı yaşayan kişiler, kendilerinin
bile farkında olmayacak kadar yaptıkları işe gömülür, günlük hayatta zihinlerini meşgul
eden tüm küçük şeyleri -sağlık, faturalar, hatta işlerin yolunda gitmesi- bir kenara
bırakırlar. Bu anlamda, akış anları egodan uzaktır. Buna karşılık, akış halindeki kişiler
yapmakta oldukları işe tamamen hakim, tüm tepkileri işin değişen talepleriyle tam bir
uyum halindedir. Akış yaşayan kişiler performanslarının doruğunda olsalar da, nasıl
olduklarıyla, yani başarı ya da başarısızlık düşünceleriyle ilgilenmezler; onları harekete
geçiren şey, salt o faaliyeti yapmaktan aldıkları zevktir."

Bu alıntı bize, "Çalışmak Yorar"ın anlamını da gösteriyor, değil mi? Bu metinleri bize
okutma şansını tanıyan yapıtın çevirmeni klinik psikolog Banu Seçkin Yüksel kocaman
bir "teşekkürü" hakediyor okurdan. Varlık Yayınları da yayımladığı için...
Duygusal Zekâ / Daniel Goleman / Varlık Yayınları, 1. Basım 1998, 424 s.
 
(Mehmet Sarsmaz-Cumhuriyet Kitap 12 Kasım 1998)

KAPAK 100ROMAN