-

“ Sivrisineklerin ömrü bir gündür,
güllerinki üç gün. Kedilerin ömrü on üç yıldır, aşkın ki üç yıl.böyle
işte. İlk yıl tutku, sonraki bir yıl şefkat ve nihayet bir yıl can
sıkıntısı...
İlk yıl “Beni terk edersen kendimi öldürürüm” denir.
İkinci yıl “Beni terk edersen , acı çekerim ama kendimi toplarım ”
denir.
Üçüncü yıl “Beni terk edersen şampanya patlatacağım” denir.
İlk yıl eşyalar satın alınır.
İkinci yıl eşyaların yerleri değiştirilir.
Üçüncü yıl eşyalar paylaşılır.”
Bu kitap en çok satanlar listesinde olduğu için merak edip aldığım ve
“Nasıl çok sattı ?” diye düşünmeden geçemediğim bir eser oldu. Belki
çok satanlar listesinde yer alması bende büyük beklentiler oluşturdu.
İsminin cazipliği de yazarın iyi bir reklamcı olduğunun kanıtı olsa
gerek.
Kitapta eşini çok seven bir erkeğin
büyükannesinin cenazesinde rastladığı bir bayana aşık olması ve
evliliğinin bitmesi konusu işlenmiş. Daha çok yaşadığı bu aşktan ve
eşini kaybetmiş olmaktan dolayı yaşadığı hisler anlatılmış. Bu tür
ilişkiler yaşayan insanlar için olağan hisler ve süslü cümleler var..
Kitapta savunulan tez ise aşkın ömrünün sadece üç yıl olduğu ve diğer
yılların zorunluluktan yaşanıldığı.Ancak kitabın sonunda yazar, aşkın
ömrünün üç yıl olmadığı ve bu kitabın güvenilir bir yayınevinden
çıkmasının gerçekleri yansıtması için gerekçe olmadığı ifadesiyle
tezini çürütüyor. Kitaptan aktardığım bölümü okuyun yeter, bu kitabı
almasanız da olur. Gereğinden çok abartılıp övgü almış bir kitap ....
ZAMANLA SEVGİ BİTER
Aşk daha başlamadan kaybedilmiş bir savaştır. Başlangıçta her şey
güzeldir; siz
bile güzelsinizdir. Nasıl olup da bu kadar aşık olduğunuza akıl, sır
erdiremezsiniz. Her yeni gün, mucizelerden oluşan hafif yükünü de
beraberinde getirir. Şimdiye kadar kimse bu kadar büyük bir mutluluk
yaşamamıştır. Mutluluk vardır ve basit bir şeydir; bir yüz. Kainat
gülümsemektedir. Bir yıl boyunca , hayatı bir güneşli sabahlar
silsilesi olarak yaşarsınız; öğleden sonra kar yağdığında bile... Bu
mevzu üzerine kitaplar yazarsınız. Olabildiğince çabuk evlenirsiniz.
İnsan mutluysa düşünmeye ne gerek var? Düşünmek insanı üzer; son sözü
söylemesi gereken hayattır.
İkinci yıl işler değişmeye başlar.
Müşfikleşmişsinizdir. Karınızla aranızda kurulan suç ortaklığıyla
iftihar edersiniz. Karınız leb demeden leblebiyi anlarsınız; yekvücut
olmanın verdiği haz gibisi yoktur. Sokakta karşılaştığınız insanlar
karınızı kızkardeşiniz sanırlar; bu hoşunuza gider, ama biraz dokunur
da. Giderek daha seyrek sevişir ve bunun o kadar da önemli olmadığını
düşünürsünüz. Geçen her günün aşkınızı daha da sağlamlaştırdığına
inanırsınız, oysa dünyanın sonu yaklaşmaktadır. Artık sizi tanımakta
güçlük çeken bekar
arkadaşlarınızın yanında evliliği savunursunuz. Peki ya siz, sokakları
aydınlatan çıtır kızlara bakmamak için kendinizi tutarak dersinizi
ezberden tekrarlarken , kendinizi tanıdığınızı söyleyebilir misiniz ?
Üçüncü yıl sokakları aydınlatan çıtır
kızlara bakmamak için kendinizi tutmazsınız artık. Karınızla hiç
konuşmazsınız. Lokantada karşı karşıya oturup saatlerce yan
masadakilerin konuşmalarını dinlersiniz. Giderek daha sık dışarı
çıkarsınız; böylece artık sevişmemek için mazeret bulmuş olursunuz.
Çok geçmeden, karınıza bir saniye daha katlanamayacağınız o an gelir;
çünkü bir başkasına aşık olmuşsunuzdur. Yanılmadığınız tek bir nokta
vardır; gerçekten de son söz hayatındır. Üçüncü yıl bir iyi bir de
kötü haberle sona erer. İyi haber : Canına tak eden karınız sizi
terkeder. Kötü haber: Yeni bir kitaba başlarsınız...
Hazal Sönmez
|