Televizyondaki reklam kuşaklarının neredeyse yarısını kaplayacak ölçüde
artan “internet” reklamları, ekonomi biliminin temel iki kavramıyla yakın ilişki içinde:
Arz ve talep.
Geride bıraktığımız yüzyılın
sonlarında bizlerle tanıştırılan internet, görülüyor ki adım attığımız yeni yüzyılın
da en etkin ve yaygın iletişim aracı olacak. Bilgisayar ve –artık müstakilleşmeye
başlayan- internet sektörünün genişleme, yayılma ve daha etkinleşme çabasının kaçınılmaz
sonucu olarak, yakın gelecekte dünya nüfusunun önemli bir bölümü, bu teknoloji
harikası iletişim aracıyla buluşmuş olacak.
İnternet ve bilgisayar sektöründeki “arz”, şüphesiz ki “talep”e
ihtiyaç duyuyor. Yoğun talep sağlamanın en etkili yolu da reklamlar.. Onlarca özel tv’si bulunan; bu tv’lerin de başlıca
gelir kaynağı reklam olan bir ülkede, insanları tüketime yönlendirmede bu
potansiyelden faydalanmak da kaçınılmaz oluyor.
Türk reklam sektörünün artık Batı ülkeleriyle ve standartlarıyla
başabaş yarışabilecek düzeye geldiğini biliyoruz. Başka bir ifadeyle, reklam sektörümüz,
bu ülkede bir “ürün”ün satılmasındaki en önemli faktörlerden biri olan “reklam”ı
nasıl yapacağını; vatandaşa nasıl ulaşabileceğini bilmektedir. Amaç, “talep”
oluşturmaksa; satışı yapılacak ürün “internet”, hedef de “geniş kitleler”
ise, reklam sektörü bu konuda bugünlerde hayli tempolu çalışıyor diyebiliriz.
Öğle paydosu vererek, ellerinde Çin mutfağından makarna yiyen Kestaneci ile
kokoreççinin biraz da “entel” söylemli “internet” muhabbeti; ya da filmlerdeki
lakabı “inek” olan bir ünlü komedyenin “kolayca” internete bağlanıp hemen
hemen her konuda bilgi sahibi olması; ya da yine ünlü bir talk-showcunun uzak
diyarlardaki bir Japon’u tavlada yenmesi, reklam sektörümüzün, geniş kitlelere
ulaşma konusundaki yaratıcılıklarını ortaya koyuyor.
“Kestaneci” ve “kokoreççi” bile internete giriyorsa biz niye
girmeyelim? Reklamdaki bilinç-kurgu vurgulama bu.. Aynı şekilde, “İnek Şaban olarak
bildiğimiz biri bile iki tuşta internete girebiliyorsa herkes haydi haydi girebilir”..
Niçin biz de bir Japonu tavlada yenmeyelim; niçin yıllardır görmediğimiz asker
arkadaşımızla chat’te sohbet etmeyelim?
Sonuçta, gelişmesi ve büyümesi kesin olan bir sektör var ve üretici
firmalar ile reklamcılar mevcut pastadan olabildiğince pay kapmanın mücadelesine girmiş
bulunuyorlar. Halihazırdaki “arz” gereği, mümkün olduğu kadar geniş bir talep
oluşturmakla; hem mevcut pastadaki pay oranlarını arttırmaya, hem de daha fazla talep
oluştuğunda kendi arzlarını genişletme arzusundalar..
Diğer taraftan, internet tek başına bir tüketim ürünü değil. Yani,
internetle tanışmak ve onu kullanmak için her şeyden önce –tv’ye direkt bağlanıp
internete ulaşmayı sağlayan araçlar haricinde- bir bilgisayar gerekiyor. Bu ister PC,
ister Macintosh olsun, mutlaka bir bilgisayar; bu bilgisayarın içine veya dışına
bağlı bir modem ve bir de telefon hattına sahip olmalı internete girecek aday..
Dolayısıyla, bilgisayar sektörü, internet fırtınasını da arkasına alarak, daha
çok insana, daha çok eve, daha çok ofise girme fırsatını yakalamış durumda.
Bilgisayar ile internet arasındaki flört ülkemizde öyle samimi ve ilişkileri
de öylesine girift hale geldi ki, promosyon pazarında bile bu gözleniyor; internet sağlayıcı
servisler, kendilerinden hizmet alanlara bilgisayar hediye ederken, bilgisayar firmaları
da kendilerinden bilgisayar alanlara bedava internete bağlanma imkanı sunuyorlar..
Bilgisayar üretim ve satışında geniş çaplı bir araştırma yapılsa görülecektir
ki, son 2 yıl içinde bilgisayar satışındaki en önemli faktörün internettir.
Bilgisayarlar, ister evde, ister işyerinde, artık bilgi işleme, ya da masaüstü yayıncılık
gibi “asli” ve yaygın fonksiyonları için değil, daha çok internete bağlanma,
internetten faydalanma gibi amaçlar için kullanılır hale geldi. Bir vatandaş için eğer
bilgisayarı varsa internete bağlanmak daha kolay, daha ucuz ve daha basittir; ve
genellikle her bilgisayar sahibi en kısa zamanda internete bağlanmanın bir yolunu
bulmaktadır.
İnternetin cazibesine bir şekilde kapılıp da bilgisayar gibi en önemli
araçtan yoksun olanlar için de, gazetelerin ya da diğer firmaların açtığı
kampanyalar “imdada” koşuyor. Dolar ya da Türk parasıyla, uzun ya da kısa
vadelerle, her eve son sistem bilgisayar; ve tabii ki beraberinde internet hizmeti
giriyor. Böylece, sadece “internet”
özne olmak üzere, birçok sektör, her geçen gün büyüyen arz ve talep pastasından
kendine düşen payı kapmanın mücadelesini veriyor. Bu pasta öyle geniş ve iştah
kabartan bir pastadır ki, ülkenin en büyük holdingleri, bankaları ve medya organları
bile bir şekilde internet özneli piyasaya atılmakta gecikmiyorlar.
İnternet sadece “bir bilgisayar, modem, telefon hattı ve bir servis
sağlayıcı” unsurlarından ibaret değil.. Yani, artık özellikle büyük şirketler,
firmalar başta olmak üzere, internet artık salt “surf yapma” amacına yönelik
olarak değil, aynı zamanda ondan “faydalanma” amacına da yönelik. Küçüğünden
büyüğüne her firma, bir şekilde kendi sitesini oluşturuyor ve daha geniş kitlelere
ulaşmayı amaçlıyor. Futbolcusundan sanatçısına, yazarından bilim adamına,
ünlü-ünsüz herkes de aynı şekilde kendi şahsi sayfalarıyla sınırlar ötesine ulaşma
peşinde..
İnternetten, site oluşturarak daha geniş kitlelere açılma isteği ve eylemi,
tabii ki bir başka sektörü de devreye sokmuş oluyor. Profesyonel web sayfası
hazırlayan firmalardaki gözle görülür artış ve bu firmaların hiç de ucuz sayılmayacak
ücretlerle hizmet veriyor olması, Türkiye’deki internet özneli piyasanın ne denli
geniş bir yelpazeye hitap ettiğini gösteriyor.
İnternete Türk insanının oldukça rağbet gösterdiği gerçek. İmkanları
ölçüsünde evine internet bağlantılı bir bilgisayar almalı düşünen ve fırsat
bulduğunda da bu düşüncesini eyleme aktaran vatandaş sayısında artış var.
Reklamlardaki internetle ilgili “gel vatandaş” çağrılarının çokluğunun
ardında da, vatandaşlardaki bu ilgi ve istek yatıyor.
Peki ama, vatandaşta böylesine ilgi, üreticilerde de bol bol ürün varken,
Türkiye’nin internet altyapısı yeterli mi?
Bu sorunun cevabı tahmin edildiği gibi, olumsuz.. Mesela, ne
gariptir ki, Amerika’daki her hangi bir şirketin ya da bir apartmanın erişim hızı
45 megabit’ken, koskoca Türkiye’nin erişim hızı 64 megabittir. İnternet servis
sağlayıcı şirketlerin kapasiteleri ise sadece 2 megabittir. Dolayısıyla,
bilgisayarınız ne kadar hızlı olursa olsun, internet servis sağlayıcınız hangisi
olursa olsun, internette “ışık
hızıyla” değil, “sabır ışığıyla” surf yapıyorsunuz.. Bazı şirketlerin
uydu aracılığıyla yurtdışı üzerinden bu kapasiteyi arttırmaları, belki sadece bu
servisi kullananlara nisbi hızlanma veriyorsa da, genel anlamda Türkiye’nin internet
altyapısının yetersizliği, bir şekilde vatandaşa olumsuz anlamda yansımalar
yaratmakta.