Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 

 

İNTERNET

Bilgisayar alırken gözleriniz kapalı olmasın

Turgut Tiftik


"Bilgisayar almadan
önce, bilgisayar ile
ne yapmak istediğinizi
kesin hatlarıyla
ortaya koyun!"



Reklamcılıkla uğraşan ve doğal olarak Macintosh kullanan bir dostuma zaman zaman birileri "Bilgisayar almak istiyorum. Mac mi yoksa PC mi?.." diye sorduklarında şöyle yanıt verdiğine tanık oldum:
"İnşaata kum mu taşıyacaksın, yoksa Bağdat Caddesi'nde dolaşmaya mı çıkacaksın?"
Tümceyi Türkçeleştirelim:
"Bilgisayar almadan önce, bilgisayar ile ne yapmak istediğinizi kesin hatlarıyla ortaya koyun!"
Genellikle muhasebe amaçlı çalışacak ve böyle bir yazılım kullanacaksanız PC yerine Mac almak, inşaata kum taşımak için bir Porsche edinmekten farklı değildir. Grafik tasarımlar yapacak, matbaada baskıya girecek "art"istik dizaynlar üretecek, masaüstü yayıncılığın avantajlarından yararlanacaksanız bir Macintosh yerine PC almak da, Bağdat Caddesi'nde gezmek gibidir…
Doğrusu, burada PC'yi "kişisel bilgisayar" anlamından çok, Apple dünyasının karşısında tüm geçmişi ve yaygınlığı ile yer alan "IBM uyumlu bilgisayarlar" tanımı yerine kullanıyoruz.
Ne demek "IBM uyumlu bilgisayarlar"?..
Bunu anlatabilmek için yaklaşık 15 - 20 yıl kadar gerilere gitmemiz gerekecek. Çünkü; "Evime bir PC almak istiyorum. Markalı mı olsun, yoksa no-name mi ya da toplama mı?.." türünden bir sorunun da yanıtı şimdi hızla geçeceğimiz o yılların içinde saklı…
Çoook eskiden, yani seksenli yılların ilk yarısında dünyaca ünlü markalar çok önemliydi. Bilgisayar dediniz mi akla IBM gelirdi. Aynı anda; Epson marka yazıcılar, Toshiba marka dizüstü bilgisayarları, HP Plotter grafik çiziciler konu edilir, başka markaların yüzüne bakılmaz ya da zaten bilinmezdi.
O yıllarda, 8086 mikroişlemcili bir IBM, soldan sağa 80 karakter ve 25 satır kapasiteli ve yeşil ekranlı bir monitör için 1.500 - 2.000 Amerikan doları ödemeniz gerekirdi. Hatta bu makine Amerika'da piyasaya ilk çıktığında 3.000 dolardan satılmıştı.

Sonra onu IBM 8088, 80286, 80386 mikroişlemcili makineler izledi.
Seksenli yılların ikinci yarısında parası olana IBM PS2 serisi makineleri düşünmeden almasını öneriyorduk. Aynı yıllarda adı geçen makinenin önceki teknolojileri ile üretilmiş no-name makineler uzakdoğu ülkeleri tarafından -biraz da çekine çekine- piyasaya sürüldü. IBM'in yarı fiyatına, yaklaşık 1.000 Amerikan dolarına satılıyorlardı. Onlara "IBM uyumlu makineler" deniliyordu. Fiyat avantajından dolayı no-name makine almak isteyenler için önerimiz, "arkasındaki servisin kuvvetli olması" yolundaydı.
80386 mikroişlemcili bir no-name, 20 MB hard diske, şimdiki 3.5" disketlerin yaklaşık üç kat daha düşük kapasitesinde 5.25" disket sürücüsüne sahip olurdu. Ekranlar 256 renkliydi. Yazıcılar, PC'nin ayrılmaz bir parçası sayılırlardı. Öncelik Epson yazıcılarındı ama ardından da diğerleri gelmeye başlamıştı. İşletim sistemi ise, DOS 3.0… Sonrasını anlatmaya klavyemiz yetişmez. Öylesi bir hız ve sürekli yükselen bir ivme grafiği… Hard disklerin kapasitesi 20 MB'dan, 30, 40, 120 MB'lara çıktı. Bilgisayar kullanıcıları 80486 mikroişlemciyle tanıştılar. Hard diskler 240 MB, 300 MB… 3.5" disketler… DOS 5.0, DOS 6.0…
Sonra kentin orta yeri sinema…
Kurulan o dev perdeyi anımsıyor musunuz?.. 
"Windows!"
İlkinin sürümü 3.0'dı galiba… Patlatılan bu bombaya Mac'ciler bıyık altından gülmüşlerdi:
"Biz bu sistemi on yıldır kullanıyoruz. Bu tamamen bizden araklanma…" diye.
Macintosh kullananlarla adeta bir Fenerbahçe - Galatasaray rekabeti yaşayanlar doğrusu biraz burulmuşlardı. Bir bölüm memnuniyetsizliğini protestolarla ortaya koydu.
Derken Windows 3.1, 33 MHz. hızındaki Pentium mikroişlemciler kullanılmaya başlandı. Pentium 90'ı, Pentium 166 takip etti yanına Windows 95'i katarak.
Bilgisayarımıza fare dadandı. Mouse yeniliğinin yanısıra, yıllardır US veya UK klavyelerimizin tuşlarına yapıştırdığımız Türkçe karakterlerin yazılı olduğu şeffaf çıkartmalardan kurtulduk; klavyelerimiz Türkçeleşti…
Hararetle no-name önerdiğimiz yıllardı. Ancak, bilgisayarınızı aldığınız firmaların vereceği teknik servis desteği önemini sürdürüyordu.
Ve internet!..
Gelişimdeki hız başdöndürücüydü. Herhangi bir parçayı bozulunca değiştirme kavramını çoktan çöpe atmıştık. Pentium 200, CD drivelarla tanıştık; 4 hızlı, 6 hızlı, 12 hızlı, 56 hızlı… CD driveların hızlarının artış hızına yetişmek olanaklı değildi. Ardından bir de Windows 98 gelmesin mi?!.. Makineni "upgrade" etmek için zamanı durdurmak gerekiyordu.
16 MB, 32 MB, 64 MB derken 128 MB'a çıkartılan hafızalar… 1024 x 768 piksel olarak değiştirilen ekranlar… Bir selam verin "GigaByte" lafına… Bu dünya sıfırlarını kendi atıyor!
2 GB, 4 GB, 16 GB haydi 20 GB hard disk derken, yanına bir de DVD geliverdi. DVD varsa film seyretmek isteriz. Film seyredeceksek ses düzeni şöyle sinemalardaki gibi birşey olmalı… 5.1 hoparlörler, wooferlar, surround sistem home TV!..
"Hangi marka bilgisayar?" sorusu geçmişte kalıverdi. Hangi marka anakart, hangi marka ekran kartı, hangi marka DVD?.. Yanıtlanması gerekenler artık bunlardı. Hatta, 4 - 5 popüler markanın 8 - 10 belki de daha fazla modelde anakartından hangisinin seçileceği sorusu onları da yetersiz kılıyordu.
Bir zamanlar satın aldığınız müzik setinin kolonlarının 20 watt olması sizi ne kadar mutlu ederdi. Şimdiki "speakerlar" 800 watt!.. 
17 inçin altındaki monitörlere artık kimse bakmıyor. Intel Pentium II, sonra Celeron mikroişlemciler derken savaşa Intel P III'ler 600 Mhz. hızlarıyla katıldılar. TV kartları, CD kaydediciler, DVD kaydediciler, tarayıcılar… Laser yazıcılar, inkjetler kartuşlarından ucuz…
İzin verirseniz burada zamanı biraz durduralım. Çünkü bilgisayar teknolojisinin bizim anlatma hızımızın üzerinde olduğu apaçık.
En önemlisi; birazdan yenisi, hatta iki gün sonra yepyenisi çıkacak diye diye beklersek hiçbir zaman bir bilgisayar sahibi olamayacağız.
Başta da dediğimiz gibi siz en iyisi neye gereksiniminiz olduğunu bir kağıda dökerek yola çıkın. Bilgisayarınızdan ne bekliyorsunuz, onunla neler yapacaksınız ve onun sayesinde yaşamınızda nelerin kolaylaşmasını ya da zevkli hale gelmesini istiyorsunuz?..
Sonra elinizi cebinize atın!.. Paranızı bir güzel sayın. Peşin ödeyemiyorsanız, üzülmeyin taksitli kampanyalar da var!.. 

Önümüzde şimdi üç yol var. Uluslararası piyasalarda da tanınmış bir "marka" alabilirsiniz. Yerli montaj - adı yabancı da olsa - Türkiyeli bir "marka" edinebilirsiniz. Çeşitli üreticilerin değişik parçalarını biraraya getirerek bir "toplama" bilgisayar oluşturabilirsiniz.
Markalar, toplama bilgisayarlara göre biraz daha pahalıdır. Ancak şimdilerde marka bilgisayarlar üç yıl garanti sunuyorlar. Vaadedilen servis garantisinin koşularını, 6 punto yazıları da dikkatle okuyarak değerlendirmeyi sakın unutmayın. Toplama yoluyla bilgisayarınızı inşa ederken alacağınız her bir parçanın da bir yıl garantisi olduğunu anımsatmalıyız.

Bu seçimde teknik olarak bir fark yok, isteğinize bağlı hızda, arzunuza göre bir makine seçebilirsiniz. Tabii ki ödeyebileceğiniz bedel ve ödeme koşulları sizi sınırlamı- yorsa…
Ancak; önemle üstünde durulması gereken konu, üç yıl garanti ile satılan markaların garanti süresi bitene dek -hele de taksitle almışsanız- içinde değişiklikler yapamayacağınızdır. Ekran kartını, diskini, "memory"sini, işlemcisini ve daha birçok şeyini ilk günkü gibi korumanız gerekir. Böyle bir değişikliğe gitmeniz garantinin kalkması ve sorumluluğun tarafınızdan üstlenilmesi anlamına gelir.
Toplama bilgisayarı yaparken, interneti, dergileri ve piyasayı dolaşmanız, birçok satıcıyla konuşmanız gerekecektir. Marka alırken bir tek kişi ile muhatap olursunuz.
Marka, kimi avantajların yanısıra "markasını" da satar. Bu yüzden de pahalıdır. Buna karşılık markayı taksitle alma olasılığınız çok yüksektir. Toplama bilgisayar yapımında her bir parçayı peşin ödeyerek alabilirsiniz. Ancak, buradaki avantaj, paranızın yettiği kadar bir konfigürasyon ile başlayıp, ekleyeceklerinizi zaman içinde paranız oldukça tamamlayabilme olanağıdır. Kaldı ki; bir toplama bilgisayar sizin zevkinizi yansıtır.
Herşeyden önce toplama yapacaklara ve bilgisayar ile her türlü yan ürünlerine ilginiz varsa en az bir kez ziyaret etmenizi önereceğimiz bir merkez var. Zaten bir kez gittikten sonra, bunu periyodik hale getiriyorsunuz. Döne döne çıkan bir merdiven boyunca kat kat yukarılara tırmanılan bir pasaj içinde tüm dükkanların yalnızca, ama yalnızca bilgisayarla ilgili ve bilgisayar üzerine "yok yok" olduğunu düşünün. Kadıköy rıhtımındaki Yazıcıoğlu Pasajı'nı gezmeden hiçbir karar vermeyin.
Haydi bu kadar izin yeter; zamanı yeniden başlatalım!.. 56 K fax-modem kartlar üzerinden elektronik haberleşmelerimiz sürsün… Internetten alışverişe artarak devam… Evlerde ailenin her üyesine ayrı ayrı bilgisayarlar… Çocuklara renk renk… Yolda pocket el PC'leri… Cep telefonlarınızda WAP…
Sonsuza uzanan bir yelpazeden seçin seçebileceğiniz kadar!..
Ya da "Bu kadar elektronik ortamda çok elektrik yüklendim" derseniz, çıkarın ayakkabılarınızı… Çıplak ayakla toprağa basın…
Öyle olduğu gibi bırakın bilgisayarlarınızı, çıkın plazalarınızdan!
Çimlerde yuvarlanın.
Özlediğiniz…"

KAPAK EDEBiYAT