 |
Felsefe |
|
Var olmak, düşünmek ve hareket etmek demektir. Vakıa hayvanlar da
hareket ediyorlar. Lakin onların hareketleri şuurlu değildir; alelade
yer değiştirmeden, kımıldanmadan ibarettir. Yalnız insana mahsus olan
hareket (action) ise, kendi kendisini ve başka varlıkları değiştirmek
demektir. Bununla insanın hareketleri hür oluş vasfını kazanıyor. Ancak
hareketlerimin hür oluşu, kendisinden evvel var olan ve kendisine hakim
bulunan hürriyet diye bir prensibin varlığını gerektirmez mi? Halbuki
hareketten önce hürriyeti var kılacak başka bir hadise mevcut değildir.
Hürriyetim, hareketimin varlığı sayesinde vardır ve hareketle birlikte
kendini gösterir. Hareketin tahlili ise insanı daha büyük bir muamma ile
karşılaştırmaktadır. Varlık, sanki hareketle beraber var olmuştur ve
ebediyyen ondan ayrılmamaya mahkumdur. Hareket denizinin kıyılarında
durup onun ufuklarına dalmışken filozof Moris Blondel'in bu temaşadaki
vecdini dinliyelim :
"Hareket ediyorum, lakin hareket nedir bilmiyorum. Yaşamak istiyor
değilim. Kim olduğumu, hatta var olduğumu hakkıyle bilmiyorum. Bende
dalgalanan bu varlık tezahürü, bu bir gölgenin silik ve yakalanmaz
hareketleri , işitiyorum ki bunlar kendilerinde ebediyen ağır bir
mesuliyet taşıyorlar; ve hatta kan
pahasına bile yokluğu ele geçiremem; çünkü o artık benim için yok
olmuştur; Demek ki hayata mahkûm oldum, ölüme mahkûm oldum, ebediliğe
mahkûm oldum! Nasıl ve ne hakla ? Bunu önceden ne bilmiş, ne de
istemiştim
Hareketi, insanın kâinata hür bir iltifatı gibi telakki etmek yanlıştır.
Hayatımızın en önemli hadisesi olan hareket, aynı zamanda en zaruri
hadisedir. Yine Blondel'i dinleyelim :
"Hiç olmazsa durmak çaresini bulacak mıyım ? Hayır, yürümek lazım.
Hiçbir şeyden vazgeçmemek için kararımı sonraya bırakabilecek miyim ?
Yok herşeyi kaybetmek pahasına da olsa yine herşeyi omuzlarına yüklenmek
lazımdır. Beklemeğe hakkım yok, yahut da artık seçim ve tercih yapmaya
kudretim yok. Eğer bizzat kendi hareketimle kımıldanmazsam, bende veya
dışarıda bana muhtac olmadan hareket edecek şeyler var; ve bensiz
hareket eden her halde benim aleyhime hareket edecek. Sükût
bozgunluktur; hareketin mühleti ancak ölümdür."
Var olmak, insanın samimi olarak sahip olduğu isteklerin bütününü
içerisine almaktadır. Belki onların tam bir toplamıdır.
"Eğer, ben var olmak istediğim değilsem, istediğim sözle değil,
arzu ve tasavvurlarla da değil, fakat bütün kalbimle, bütün
kuvvetlerimle, hareketlerimle, istediğim değilsem, ben var değilim...
Var olmak istemek ve sevmektir."
Hareket, varlığı yalnız bir tarafından çekip götüren veya
varlığımızda yalnız bir noktayı kazıyan kuvvet değildir. Kendi kendisine
kapanan, kendi inhisarcılığına yine kendini mahkûm eden hareket, ölmeğe
de mahkûm olur. Ancak bir yönden kendi varlığını lezzetle dolduran tek
kımıldatıcının istikametinden harekete geçmek, varlığı doyurucu olmuyor.
Bir menfaatin tatmini, bütün varlığı darlığa düşürücüdür. Yalnız bir
ihtirasın tahriki insan ruhunun bütün diğer bölgelerinde felç yaratıyor.
İskender ölürken, büyük isti lalarının bulutu altında bunalmıştı. Sezar,
saadet terennümü ile ölmedi. Napolyon, Yena'da değil, filozof Volney'i
tokatladığı sırada yenilmişti.
.....................
"Herkes düşünüyor" diyorlar. Acaba öyle mi ? Hareket hakkındaki
görüşümüzü düşünceye de tatbik edeceğiz. Kainatın bütününe bağlanmıyan,
sonsuzluktan cevap getirmiyen düşünceler, gerçek düşünce değildir. Olsa
olsa muvaffak olmamış, gayesine ulaşamamış düşünme denemeleridir.
Düşüncenin en umumi şekli, yakınlaşma suretiyle yapılanıdır. Bu düşünce,
tabiatıyle yanyanadır. Kendisiyle tabiat arasında hakikatler arıyan
şuurun çalışması böyle oluyor. Pascal'ın dediği gibi, "Eğer insan bütün
tabiat olmasaydı, her şeyle ilgilenmeye kabiliyetli olamazdı."
.....................
Var olmak gerçek manasıyla var olmak, hareketleriyle düşüncesini
sonsuzluğa istinat ettirmek demektir ve böylelikle kendi varlığını
sonsuzlukta aramak demektir.
İnsanların, ruh ve irade bakımından parça parça bölünüp
ayrılmaları, insanlığın bunca sefaletlerini yaratıyor. Hele bir milletin
fertleri arasında zümreleşmeler her gün yeni felaketler doğurucudur.
Varlıklar arasındaki ayrılıklar zahiridir; varlık birdir, insanlar
arasındaki başkalıklar, aynada görülen hayal gibi aldatıcıdır; insan
birdir. Bir milletin fertleri, aynı vücudun organları olduklarını, aynı
iradenin emrinde bulunduklarını unuttukları zaman millet yıkılır.
Birlikten ayrılan, birliği bozan hasta bir ruhtur, hasta bir varlıktır.
Sıhhatli yaşayışta kinler yok, düşman davalar yok. Kin ve garez,
varlığın kendi kendine inanmadığı yerde doğan bir afettir. Mutlaka
sahibini mahvedecektir. İnandığımız varlık, Bir, alemşümul ve sonsuz
Varlık, aşkın var kıldığı eşsiz eserdir. Biz ise onun en mükemmel
parçasıyız. Artık felsefemizin formülünü ortaya koyabiliriz :Hareket
ediyorum, düşünüyorum, birliği seviyorum, o halde varım.
|
 |