Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 

 

sinyal1.gif (2171 bytes) Felsefe

Felsefe bitti mi?


Aristoteles’e göre “felsefe yapmak gerekmeseydi, yine de felsefe yapılırdı”. Felsefe şu ikilem sayesinde yaşamaktadır: bir sistemi yıkmak ve parçalamak için, en az onu kurmak kadar felsefe gerekmektedir. Dahası: felsefi bir sistemin çürütülebilir olup olmadığı sorusu da felsefi bir sorudur. Kant Hume’a karşı çıktı. Kierkegaard Hegel’e karşı çıktı; Nietzsche Platon’a karşı çıktı. Tüm bunlara rağmen, bir sistemden geriye bir zamanlar üzerinde yükseldiği geniş ve boş bir alan kalır, hiçbir şey böylesi bir sistemin kuruluş girişimlerini yok sayamaz ve bu sistemi tasarlamış ve yönlendirmiş olan filozofun kendi projesinin kalıntıları üzerinde silinmemecesine var oluşunu engelleyemez. Platonculuğun açık düşmanı ve çürütme değilse de parçalanma sanatında büyük usta Nietzsche’nin kendisi bile, Antikçağ’da felsefe eğitiminden söz ederken, Lou Andreas-Salome’ye şunları yazıyordu: “Dinleyenlerime canı yürekten şunu söylüyordum: bu sistem çürütülmüştür ve ölmüştür –ancak onun arkasındaki şahsiyet çürütülemez: o öldürülemez-, mesela Platon”.

Farklılıklara rağmen, ortada silinmiş filozoflar çevresinden yükselen ortak hoşnutsuzluk, uyandırdığı yankıların ötesinde, insanın tedirginliğinin sonsuz şarkısı gibidir. Sartre’in sözleriyle “insanlığın gizli eli” olan felsefe, artı bir bilim değil, ne saf şiire özgü nedensizlikle ne de bilime ve dinlere özgü kesinlikle doyuma ulaşan bir ihtiyaçtır.

Felsefe bir tapınak değil, bir şantiyedir (Canguilhem). Hep aynı şeyleri söyler (Platon). Aynı şeyleri ama farklı farklı: Eadem, sed aliter (Schopenhauer). Söylemle şeylerin gerçekliği arasındaki uçurumlara (Sokrates’den beri) son derece dikkat eden felsefe, duyunun endişesi içinde kılı kırk yararcasına hareket eder (Husserl). Sürekli yeni yeni kavramlar yaratarak (Deleuze), kendi dilinin kurallarını bile sorgular (Wittgenstein). Sürekli saldırıya uğrayan felsefe, kendisine gerektiği gibi karşı çıkmak için onun silahlarını kuşanmak zorunda kalanları kendisiyle birlikte sürükler. Böylece yol açtığı ilk “şaşkınlık”la (Platon), atılımının, sonuçta yeni başlayanlar için kelimelerden ibaret bir tapınma halinde taşlaşıp kaldığı büyük sistemleştirme “abideleri” (Aristoteles, Kant, Hegel, Auguste Comte) arasındaki uyarıcı bir gerginliği ayakta tutar.

Felsefe, sonsuza kadar ancak doğuş halinde var olabilecektir. Dolayısıyla, tıpkı Lagneau’ya göre “tanrıtanımazlığın, Tanrı’ya inanmayı yozlaşmaktan alıkoyan bir tutam tuz olması” gibi, felsefe de insanlığın kendi kendinden umudunu yitirmesini engelleyen düşüncenin mayasıdır.

KAPAK FELSEFE